Yöneticilerin kaza raporu...

19 Ekim 2010

İzmir sporu, yönetici yetiştiremiyor. ‘Profesyonel yönetici olmaması, sorunların ana nedeni’ diye defalarca yazdım, yazıldı. Şehri ve kulüplerimizi idare edenlerin birçoğu; iyi niyet, özveri ve amatör ruhla üstlendikleri görevlerinde, zaman içinde, el yordamıyla birşeyler öğreniyorlar. Ancak profesyonelliğe adım atamadan da görevlerinden ayrılmak zorunda kalıyorlar.
Sezon başından beri İzmir’de olanlara bakıp kısa bir yönetim raporu verelim.
Buca’da, ‘Arıkovanı’ davası diye bilinen ve devam eden mahkemeleri olan Bucaspor yeni başkanı Şeref Üstündağ‘ın, dava sürecinde başkan olduğu için işin daha sansasyonel hale gelebileceği pek de umrunda görünmüyor. Çünkü daha önce yazdım, kulübün de kendisinin de zarar görebileceğini ama çıt çıkmadı.
Altay’da, Başkan Ahmet Taşpınar, PFDK’dan, “Spora ilişkin hukuksal düzenlemelerin kulüplere ve bireylere tanıdığı lisans, transfer, sözleşme ve benzeri hak ve olanakların, futbol dışı amaçlara yönelik kullanılması/kullandırılması suretiyle gerçekleşen sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle” 30 gün ceza aldı. ‘Bu kadarla yırttım’ diye düşünüyor.
Karşıyaka’da, Belediye başkan yardımcılığının yanı sıra kulüp başkanlığı yapan Hüseyin Çalışkan, işi öğrenme sürecinde. Hatalar art arda dizili. Kulübün tesis olarak durumunu da yeni teknik direktör Kemal Kılıç farkında olmadan özetliyor! Kılıç, ‘Antalya kampında çalışacak yeşil alan bulduk’ diyor. İdman sahası buldu diye neredeyse keyiften zil takıp oynayacak.
Göztepe’nin, Türkiye’de ilk 20 içine giren para babası başkanı İnan Altınbaş ‘bu yıl altyapıya bir kuruş harcayamayız’ diyerek dibine dinamit koydu, Akademi Lig’ine katılamıyorlar. Tesis için bir metrekare yer alamayan sarı kırmızılılar, profesyonel takım için ‘İzmirspor tesislerine çim ekelim, ortak kullanalım’ projesi geliştirdi. Ama ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Futbolculara idman yeri aramaktan, Özcan Kızıltan heder oldu. Bir de geçenlerde büyük kaptan Gürsel Aksel‘i özlü sözlerle mezarı başında anmışlar. İçinde oturdukları stadın adı Gürsel Aksel ama resmiyle birlikte isminin yazdığı dev tabela ortada yok. Kafalarını kaldıracaklarına, boş boş etrafa bakınıp geziyorlar.
Amatör kümede oynayan İzmirspor’un profesyonel yöneticileri, teknik direktör Nihat Umut’a takıma maç öncesi ne yemek yedirecekleri konusunda ahkam kesmişler. Çıkan kavgada profesyonel yöneticiler çarpışa çarpışa istifa ederek çekildi!

Yazının devamı...

Bucaspor’da Özkan konuştu

8 Ekim 2010

Hareketli günler geçiren Buca’da, ‘Bülent Uygun vakası’ için iki satır bile yazmak gelmiyor içimden. Bülent Uygun, Buca yönetiminin hatasının küçük sonucu sadece. Yaptığı etik mi, değil mi? Tartışılacak elbette ama Bucaspor transatlantiğinde, 4’üncü kaptan Bülent Uygun gemiden atlayıp kaçtı. İyi yüzebiliyorsa ne ala; kurtarır kendini... Ama kurtaramazsa da hiç üzülmem!
Bucaspor, tüm ihtişamıyla yoluna devam ediyor. Bu geminin asıl kaptanlarından Seyit Mehmet Özkan aradı dün. ‘Buca’da neler oluyor’ başlıklı yazıma istinaden cevabı ve Bucaspor’un yaşadıklarını anlattı. İşte, noktasına, virgülüne dokunmadan yazıyorum söylediklerini:
“Bucaspor’un geleceğini kurmak için yola çıktığım arkadaşlarımın hep yanında oldum ve hiçbir zaman öne çıkmadım. Bugün sadece ‘fikirlerine saygı duyulan biri’ olabilirim belki. Başta ben ve yönetim kurulunu oluşturan arkadaşlarım, Mehmet Bektur’un, başkanlığı bırakmaması için çok uğraş verdik.
İstifa etmem, yine ona yapılan küfürlü tezahüratlara yönelik bir tepkiydi. Ancak Sayın Bektur, ajandasına, ‘Başkanlığı bırakacağım’ notunu düşmüş; vazgeçiremedik.
Ardından yapılan toplantıda bu kulübe büyük hizmetler vermiş, 2. Lig’den bizi çıkarmış, eski başkanımız sayın Şeref Üstündağ’ın başkanlık görevini almasını istedik. Nedeni; temsil yeteneği ve tecrübesinin yanı sıra has Bucalı olmasıdır. Sizin belirttiğiniz gibi; hakkında iş hayatı nedeniyle devam eden bir mahkemesi olması ve Bucaspor Başkanı olarak bu olayın sansosyonel hale gelebileceği konusunu hiç düşünmedik.
Bunu söylerken; ‘Sizin fikriniz yanlıştır. Sayın Üstündağ ve kulüp zarar görmez’ demiyorum. Samimi söylüyorum.
Bucaspor olarak çok kısa zamanda çok hızlı değişimler yaşıyoruz. Bursaspor şampiyon olduktan sonra kulüp başkanına, ‘Nasıl oldu? Neler yaşadınız? Bizde bu lige geldik nelerle karşılaşabiliriz’ diye sordum. ‘Yaşayarak öğrenmekten başka çareniz yok’ dedi.

Yazının devamı...

Duyarlılık insan olmaktır

6 Ekim 2010

Bucaspor’da son dönemde yaşananlar ve kulübün geleceğiyle ilgili, geçen cuma kaleme aldığım “Buca’da cevap bekleyen sorular” başlıklı yazımda, camiaya birkaç soru yöneltmiştim. İlk arayan, eski Başkan Mehmet Bektur oldu.
Bektur, yazdıklarıma yorum yapmadı ancak Bucaspor’la yakından ilgilenmeme teşekkür etti. Kendisiyle ilgili yalnızca şu yorumu yaptı: Bucaspor gelecekte zor günler yaşamasın ve ben de bu zor günlerde aranan başkan olmayayım.
Ardından bir başka telefon... Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı... Sayın Başkan, hal-hatır faslının ardından direkt konuya girdi. Söyledikleri aynen şöyle:
“Ekim 2009’da Bucaspor yönetimi (Mehmet Bektur o dönemde başkan değildi) ziyarete gelerek, kulübün anahtarını bana teslim edip, Bucaspor’un, Buca Belediye Spor Kulübü olmasını istediklerini, kendilerinin maddi konularda zorlandıklarını belirttiler. Ben de, Bucaspor’un anahtarını istemediğimi, orayı idare etmesi gerekenlerin kendileri olduğunu ifade ettim, her türlü desteği sağlayacağıma söz verdim. Sözümü de tuttum. Buca Belediye Başkanı olarak, dün de, bugün de, bundan sonra da hep yanlarında oldum, olacağım. Yani kesinlikle benim denetimimde bir kulüp olsun ya da kilit adam ben olayım gibi bir düşüncem yok. Arena Stadı’yla ilgili olarak da yasal süreç tamamlandıktan hemen sonra işletim haklarını kulübe devredeceğim. Bucaspor’un maçlarını Buca’da oynaması, misafir takım taraftarlarının esnafımızdan alışveriş etmesi dışında bir beklentim yok. Arena Stadı, Bucaspor’un evidir, sahibi de onlar olacaktır. Hep sözümün arkasında durdum, yine öyle olacak.”
Bucaspor adına cuma günü kafama takılıp sorguladığım ve tartışılmasını istediğim konularla ilgili başka hiçkmse aramadı. O yüzden ne yapacaklar, ne düşünüyorlar bilemiyorum.
Ancak Mehmet Bektur ve Ercan Tatı’nın gösterdiği kibarlığa ve paylaşıma; yazılarını okumaktan keyif aldığım, baba gibi sevdiğim Bülent Ağabeyimin (Buda)dilinden hiç düşürmediği bir sözle teşekkür edeyim: Duyarlılık, insan olmaktır...

Yazının devamı...

Olmaması gereken atlanmasın!

5 Ekim 2010

Altay-Kayseri Erciyes maçında, teknik direktör Ercan Ertemçöz’ün sahaya sürdüğü 11’in hatalı olması(Yedek kulübesinden alınıp sahaya sürülen Okay ve Thernand Bakououla’nın oyuna katkıları, bunun ispatıdır), takımın oyuna iyi başlayamaması, 1 dakika içinde 2 gol yenmesi ve Ertemçöz’ün istifaya davet edilmesi, futbolun içinde olan şeyler!..
Taraftarın büyük bölümünün, ikinci yarının hemen başında, protestolarla tribünü terk etmesi... (Ki; Başkan Ahmet Taşpınar’ın, sezon başında, büyük Altay aşkına ve hırsını bir kenara bırakarak, “Bu yıl borç batağındaki kulübümüzü yeniden yapılandırmaya çalışacağız. Şampiyonluk ana hedefimiz değil. Hepimiz realist olalım. Bize destek olun” demesine rağmen.) Atılan 2 gol sonrası, tribündeki bir avuç taraftarın yeniden umutlanması ve takıma tekrar destek vermesi de yine futbolun içinde olan şeylerden!..
Orta hakem Abdullah Yılmaz ve Diyarbakır bölgesinden yan hakem Engin Gökçe’nin formsuzlukları ve kararsızlıkları... Kayseri Erciyes antrenörü Levent Devrim’in 3 farklı üstünlüğü ikinci yarıda kontrol edecek hamleleri yapamayıp, maç bitene dek soğuk terler dökmesi... Bunlar da futbolun içinde olan şeyler!..
Ancak futbolun içinde olmaması gereken, hele Altay etiği ve geleneklerinde hiç olmayan ve olmaması gereken, pek çoklarının göremediği durum ise; Başkan Ahmet Taşpınar tarafından eski yönetici Fikret Kar’ın oğlu Ferhat Kar’a lisans çıkarılması ve Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu kararıyla PFDK tarafından “Spora ilişkin hukuksal düzenlemelerin kulüplere ve bireylere tanıdığı lisans, transfer, sözleşme ve benzeri hak ve olanakların, futbol dışı amaçlara yönelik olarak kullanılması/kullandırılması suretiyle gerçekleşen sportmenliğe aykırı hareket” nedeniyle 30 gün hak mahrumiyeti cezası alarak, takımının başında, kendine ait olan şeref tribünü koltuğunda oturamamasıydı!..
İşte sorgulanması gereken ve içleri acıtan durum budur aslında...

Yazının devamı...

Buca’da cevap bekleyen sorular

1 Ekim 2010

Doktor Mehmet Bektur... Bucaspor’u büyük maddi zorluklara rağmen, kimsenin olmaz dediği zamanda ve daha önemlisi tarihinde ilk kez, İzmir’i ise 7 yıl aradan sonra ona inanan insanlarla omuz omuza vererek Süper Lig’e taşıyan efsane başkan. ‘Efsane’ diye özellikle yazdım. Çünkü kendisi geçen hafta başkanlığı bıraktı ve yakın bir zaman diliminde dönmemekte kararlı. Zaman içinde göreceksiniz ki (Ben arzu etmiyorum, kendisinin de böyle bir temennisi olduğunu sanmıyorum) ama Bucaspor çöküşe geçtiği her dönemde o daha da aranacak ve büyüyerek efsaneleşecek. Kulübü adına karşılık beklemeden yaptıkları ve başarılarıyla omuzlardan hiç indirilmeden taşınması gereken bu adamın ağır küfürlerle Bucaspor başkanlığını bırakırken suçu neydi? Kimse sormadı, sorgulamadı. Bir grup kendini bilmez şahsına ve ailesine ağır küfürler edip tehditler savururken, ‘Ne oluyor beyler, kendinize gelin’ haykırışını neden yok denilecek kadar az sayıda insan yaptı?
Şimdi Buca’da şampiyonluğun ardından hiç vakit kaybetmeden başta kurumsallaşmayı sağlamaya çalışarak, ‘küçük olsun benim olsun’ mantığından uzak, popülizm yapmadan, çıkar gruplarına geçit vermeden, kulübün menfaatleri için çalışan Başkan Mehmet Bektur’u ‘Lanet olsun’ diyerek istifaya götüren şeyler nelerdi ve Bucaspor şimdi nereye gidiyor düşünmek, düşündürmek adına birkaç soruyu camiaya yönelteyim, yanıtlasınlar.
1) Başkan Mehmet Bektur bırakıp giderken, neden kimse gerçekten arkasında durup destek olmadı. Bektur’un kulübü profesyonelce yönetilen, kurumsal bir kimliğe kavuşturarak büyütmek istemesinde mi sakınca vardı yoksa bilinmeyen şeyler mi var?
2) Geçen süreçte Seyit Mehmet Özkan resmi olmadığı sonradan anlaşılan asbaşkanlığın yanı sıra finans ve mali işlerle altyapı sorumluluklarını da üstlendiği görevlerinden istifa ettiği faksını basına gönderirken neyi hesapladı? Bir hesabı yoksa halen aynı görevlerini neden sürdürüyor? Seyit Mehmet Özkan, Selçuk Yaşar’ı rol model mi alıyor? Kulübüne aşırı sevgisi, tek elinde tutma arzusu varsa bu Buca’nın büyümesine ve verdiği onca emeğin yok olmasına neden olursa ne yapacak?
3) Başkan Bektur’a küfür eden bir kısım kendini bilmez bunu beleş bilet bulamadıkları için mi, birileri tarafından küfür etsinler diye mamalandıkları için mi yaptı? Yoksa haklı gerekçeleri vardı da açıklamak mı istemiyorlar?
4) Mehmet Bektur başkanlık görevini bırakarak terk ettiği yönetim kurulu toplantısının ardından, kalan 4 yöneticiden neden Şeref Üstündağ başkan vekili olarak atandı. Yeni Başkan Şeref Üstündağ’ın geçtiğimiz yıl şubat ayında başlayan ve devam eden kamuoyunda ‘Arıkovanı’ davası olarak bilinen mahkemesi sürerken (Kendisinin mahkeme sonunda suçsuzluğu ispatlanacaktır mutlaka) neden başkan yapıldı. Bucaspor başkanı olarak işin daha sansasyonel hale gelebileceği hiç düşünülmedi mi? Bu süreçte hem sayın Üstündağ hem de Bucaspor Kulübü zarar görmez mi?
5) Başkan Mehmet Bektur görevinin son günlerinde büyükşehir belediyesi ve Türkiye Futbol Federasyonu’ndan Buca Arena Stadı’nın iyileştirilme inşaatı için 5 milyon TL alıp takımın maçlarını kendi evinde oynaması adına çaba harcarken, Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı, stadın tadilatının yapılmasının ardından işletme haklarını tamamen kulübe devredecek mi? Devretmeyecekse ‘Benim kontrolümde kalmasını istiyorum ve ordaki gücümü kaybetmek istemiyorum’ açıklaması yada varolan gerekçelerini Bucalılarla paylaşacak mı?

Yazının devamı...

Şeytanın avukatından sevgilerle...

29 Eylül 2010

Geçen hafta; KSK Onursal Başkanı Selçuk Yaşar, Altay derbisinde alınan 2-0’lık yenilginin ardından Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener’e mektup yazıp, hakem Aytekin Durmaz’ın bir daha yeşil-kırmızılı ekibin maçlarına verilmemesini rica etti. Son üç sezonda Durmaz’ın yönettiği Karabük, Diyarbakır, Manisa, Eskişehir, Ordu ve Altay maçlarını kaybeden KSK’nin tepkisini dile getirdi.
Aynı hafta Göztepe de İskenderun maçında çileden çıktı. Futbol Direktörü Ali Gültiken, basın toplantısı düzenleyerek, Merkez Hakem Kurulu’na, “MHK’nin dürüstlüğünden şüphemiz yok. Ancak dışarıdan etkiler olabilir. Maçların sonucunun sahadaki futbolla belirlenmesini istiyoruz. Göztepe büyük kulüp. Maçlarımızı, bu büyüklüğü kaldırabilecek kalitede hakemlerin yönetmesini istiyoruz” mesajı gönderdi.
Bitmedi; yine aynı hafta içinde Karşıyaka kalecisi Necati’nin, 45+3’te kırmızı kart gördüğü, Teknik Direktör Kemal Kılıç’ın tribüne gönderildiği Kartalspor’la oynanan Ziraat Türkiye Kupası 3. Kademe maçını, yeşil kırmızılılar zor da olsa penaltılarla geçti. Hakem Ercan Hallaç’ın ‘olağanüstü’ kötü yönetimi ise büyük tepki gördü.
“Hakemler formsuz ve İzmir’deki maçlarda geçen hafta o yüzden bunlar yaşandı” denilebilir. Ama ben yine şeytanın avukatlığına soyunayım. Bu kadar tesadüfün, hem de arka arkaya, Karşıyaka ve Göztepe gibi etki alanı büyük iki kulübün başına gelmesi çok manidar. Merkez Hakem Komitesi Başkanı Oğuz Sarvan ve Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener’in İzmirli olması ve İzmirlinin dürüstlüklerinden zerre kadar şüphe etmeyerek kale gibi arkalarında durması birilerini rahatsız etmiş olabilir mi?
Hani çoğu zaman söylendiğinde, ‘Haydi canım” dediğimiz, “Gizli bir el düğmeye bastı” söylemi gibi, “ULU bir el, yanına aldığı GÜVENDİĞİ bir ER’le, Bizans oyunlarının startını vermiş olamaz mı acaba?” Umarız böyle değildir; ama yine de Özgener ve Sarvan, bu tesadüflerin ardından perdeyi aralayıp arkasına bir bakmalı bence.
Şeytanın avukatından sevgilerle...

Yazının devamı...