HER AYIN KABUSU

9 Mayıs 2011

Adet öncesi sendromu, birçok kadını fiziksel ve ruhsal anlamda derinden etkiliyor. Bu dönemde yaşanan ruhsal gel-gitler, öfke patlamalarına yol açabilir. Ama bunu engellemek elinizde


Danışan: Adet dönemimde çok gergin oluyorum, agresifleşiyorum, yakınlarımı kırıyorum, sonra da pişman oluyorum. Bazen de duygusallaşıp, hiç nedensiz ağlıyorum. Gençliğimden beri adet dönemim zor geçer, o zaman ailem beni bir şekilde tolere ediyordu ama şimdi iş güç, aile sahibi olunca etrafımdakilere karşı daha dikkatli olmam gerekiyor.
Dr. Başak: Birçok kadın, adet döneminde bahsettiğiniz şekilde sıkıntılar yaşar; bu sıkıntıların listesi hem içerik hem de uzunluk açısından kadından kadına değişse de, genel olarak dört alanda kendini gösterir: Bedensel (karın krampları, yorgunluk, baş ağrısı, şişkinlik), bilişsel (dikkat, konsantrasyon, algı, hafızayla ilgili sıkıntılar), duygusal (kızgınlık, hüzün, bıkkınlık, düşük özgüven, kaygı) ve davranışsal (kavga, işten kaçınma, iletişim bozuklukları). Kadınların bu şikayetlerine genel olarak premenstruel sendrom, yani adet öncesi sendromu adı verilir. Bu sıkıntılara ‘hormonların oyunu’ deyip teslim olmamak lazım. Tedavinizi planlamadan önce kadın doğum doktorunuzla bu konuyu konuşarak ortada başka fiziksel bir sorun olup olmadığını araştırmalısınız. Ayrıca yaşadığınız sıkıntıların depresyon, anksiyete gibi diğer ruh sağlığı sorunlarından kaynaklanma-dığına da emin olmalıyız.
Danışan: En çok öfkemden şikayetçiyim. Eşim de benden şikayetçi.
Dr. Başak: Adet döneminde bu şekilde öfke yaşayan tek kadın siz değilsiniz fakat öfkenizi yönetmenin yollarını psikolojik destek alarak öğrenebilirsiniz. Diğer yandan bu dönemi çok şiddetli geçiriyor, işinizi ve ilişkilerinizi tehlikeye soktuğunuzu, bunun ciddi zararlara yol açtığını düşünüyorsanız ilaç takviyesini de değerlendirebiliriz.

Yazının devamı...

TAKINTILI DÜŞÜNCELER BÜYÜK STRESE NEDEN OLUR

2 Mayıs 2011

‘Onsuz yaşayamam’ sözü aslında kişinin aşkının bir ifadesi olmaktan çok o kişi için yaşadığı takıntının ifadesidir. Aşkı takıntılı bir şekilde yaşayan kişiler dikkatlerini sadece karşısındakine yoğunlaştırır. Tek amaçları onu mutlu etmektir

Danışan: Sevgilimle ayrılalı dokuz gün oldu ama onu aklımdan çıkaramıyorum. Ne yemek yiyebiliyorum ne de uyuyabiliyorum. Gece gündüz onu düşünüyorum. Beni arar umuduyla her an telefonumu kontrol ediyorum. Telefonu bıraksam bu sefer bilgisayarımda mesajları kontrol ediyorum. Çok mutsuzum ve çok çaresizim. Ona çok aşık oldum ama onu kaybettim.
Dr. Başak: Neden ayrıldınız?
Danışan: Benim onu ‘çok sıktığımı’ ve ‘nefes alamadığını’ söyledi. Oysa tek suçum ona aşık olmaktı. Ondan başka bir şey düşünemiyorum. ‘Arasam’ diyorum ama cesaret edemiyorum. O arar umuduyla gözlerimi telefondan ayıramıyorum. Ben hiç böyle bir insan değildim, deli gibiyim, beş dakikada bir telefonumu kontrol ediyorum. Etrafımdakiler de sıkıldı artık. Dün gece iyice saçma bir şey yaptım.
Dr. Başak: Ne yaptınız?
Danışan: Anlatmaya bile utanıyorum. Evdeydim ve yine ondan haber bekliyordum, ama ne yapsam kendimi oyalayamadım. O kadar sıkıldım ki ondan bir haber gelmezse nefes alamayacağımı hissettim, dayanamadım ve kalkıp giyindim. Arabama atlayıp evinin önüne gittim, penceresine bakıp ışık olup olmadığını kontrol ettim. Saat gece yarısını geçmişti ve evinde ışık yoktu. Belki de eve gelmiş uyuyor diye düşündüm, ama bir yandan da öfkelenmeye başladım. Ayrılmadan önce birkaç gün birbirimize bir sürü mesaj yazmıştık, tekrar onları okudum, bilmem kaçıncı kez, sonra ağlamaya başladım. Arabanın içinde uyuya kalmışım. Uyandığımda iki saat orada kaldığımı fark ettim, telaşla eve döndüm. Bu sabah uyanınca dün gece yaptıklarımı düşündüm ve kendime inanamadım. Annem de olanları bildiği için “Artık bir psikologa gitmenin vakti geldi” dedi ve size geldim. Aşk acısı yüzünden psikoloğa gidilir mi bilmiyorum?

Yazının devamı...

KANSERE PSiKOLOJiK DESTEK

18 Nisan 2011

Araştırmalar, meme kanseri tedavisinde psikolojik desteğin önemini vurguluyor. Psikoterapi alanlar, daha kaliteli ve uzun yaşıyor Danışan: Geçen hafta anneme meme kanseri teşhisi kondu. Kendimi o kadar kötü hissediyorum ki ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Bir yandan da anneme destek olmam lazım ama o gücü bulamıyorum. Babam da kendinde değil, hiçbirimizin anneme moral verecek gücü yok.
Dr. Başak: Kanser, sadece yakalananların değil, yakınlarının da psikolojisini derinden etkileyen bir hastalık. Eminim aklınızda birçok soru var. Tedavi ne şekilde olmalı? Ona nasıl yaklaşmalısınız? Hastalığın gidişatı nedir? Meme kanseri hakkında neler bilmelisiniz?
Danışan: Evet, hiç durmadan bu sorular geçiyor aklımdan. Aynı zamanda hepimiz çok korkuyoruz ama birbirimize belli etmemeye çalışıyoruz.
Dr. Başak: Araştırmalara göre, kanser hastalarının üçte birinden fazlası, hastalıkları sırasında kaygı, depresyon ve uyum güçlükleri yaşıyor. Kanseri tedavi ederken, hastanın psikolojik sıkıntıları da tedavi etmek gerekiyor.
Danışan: Annem belli etmemeye çalışsa da, doğal olarak çok büyük bir şokta. Bazen onu o kadar üzgün görüyorum ki, psikolojisi daha da kötüye gidecek diye endişeleniyorum. Sizce annem psikolojik yardım almalı mı?
Dr. Başak: Kanser teşhisi konan kişiler çok çeşitli duygular yaşarlar; şok, inanamama, inkar, direnme, umutsuzlık, kızkınlık, üzüntü, çaresizlik gibi. Çoğunlukla bu duygular zamanla azalır ve kişi içinde bulunduğu duruma adapte olmaya çalışır. Herkesin içinde bulunduğu duruma adapte olma şekli, süresi birbirinden farklıdır. Ayrıca tedavi sırasında kullanılan yöntemlerin ve ilaçların da psikolojik yan etikleri olabilir. Psikoterapinin bu süreç için çok faydalı olduğu biliniyor. Psikoterapi alanların almayanlara göre daha kaliteli ve daha uzun yaşadığı, daha az anksiyete, depresyon hissettiği, tedavilerine daha sadık kaldıkları ispatlandı. Bu nedenle annenizin de kanser konusunda deneyimli bir psikologdan psikoterapi almasını öneririm.
Danışan: Ben de faydalı olacağını düşünüyorum ama bir yandan da nasıl faydalı olabilir merak ediyorum. Yani acaba konuşmak iyi mi gelir yoksa onu daha da kötü mü yapar?

Yazının devamı...