"Alaçatı mı Para Çatı mı?"

13 Ağustos 2019

“Alaçatı değil Paraçatı“

Yazın son günlerine yaklaşırken bayram tatilinden önceki o son boşluğumu fırsat bilerek bir Çeşme-Bodrum turuna çıktım. Tatilime büyük bir heyecanla Alaçatı'dan başladım. Sezon açıldığından beri instagram başta olmak üzere tüm sosyal mecralarda ne de olsa o fotoğraf çekilecek köşeleri, dekorları, duvarları görüyor, happy hourlarda dans edenleri, ünlü DJ’leri dinlemeye gelen ünlüleri seyrediyorduk. Herkesin Alaçatı’da keyfi yerinde, tüm mekanlar tıklım tıklım. Mekan sahibi mutlu, işletmeci mutlu, tatilci mutlu… Peki gerçekten öyle miydi? Alaçatı her gün günlük güneşlik mi dersiniz?

"Mekan sahibi ne yapsın?"

Mesleğim dolayısıyla mekan sahipleriyle sık sık diyalogda olan biri olarak söylüyorum; birçok işletmede işler hiç de öyle göründüğü gibi değil. Sosyal medyanın neşeli hallerine kanıyor, resmin tamamını göremeden herkesin eller havaya eğlendiğini zannediyoruz. Fakat görünen ve görünenin arkasındaki fark git gide artıyor. Sizce her şey muhteşemmiş gibi görünürken madalyonun iç yüzünde neden bu denli dalgalanmalar yaşanıyor? Ben kendi nezdimde fikirlerimi paylaşmak istiyorum.

*Ülke ekonomisinin mekanlara ve tatilcilere etkisi :

4 kişilik bir ailenin ortalama bir mekanda ortalama bir yemek yemesi, mekandaki bir bardak içeceğe ödediği paranın yanında eklenen canlı müzik ücreti, bir mekandaki fix menü fiyatı, bir gece klübünün, bir beach clubın giriş ücreti derken tatilci ödediği ücretlerin karşılığını alamayarak beldeye her geçen gün küsüyor... Haklı!

Peki mekanlar erken saatte kısılan müzik sesi, zayıf geçen bir yaz sezonu, alkolden gıdaya her şeye gelen o faiş zamma karşı ne yapsın? İki ucu...

Mekanlar sezonlarını zarara uğramadan kapatmaya çalışırken aslında istemeden kendi işletmelerine zarar veriyor. Tabiiki bu etki tepki ve bir döngü meselesi. Umarım Alaçatı kendisine küsen o gerçek tatilcileri tekrar kazanmanın bir yolunu bulur... Ve umarım mekanlar da diken üstünde değil de daha rahat bir sezon geçirir ve bu konforu müşteriye tekrar sağlarlar...

Yazının devamı...

Geçmişe Yolculuk ve Sinema

2 Temmuz 2019

-GELECEĞİN SİNEMACILARI ÇOCUKLAR-

Sizlere Çocuk Sinemacıları Festivali ve Çocuk Sinema Okulu'ndan bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz haftalarda "Dünya Sinemacılar Günü" etkinlikleri kapsamında 1 Hafta süresince beyaz perdede çocuklar vardı. Hepimiz için unutulmaz olan filmleri büyük emekler vererek çektiler ve bu filmler izleyicilerle buluştu. Özel gösterimde izleyici ile buluşan 4 filmin galasına ünlü isimler de destek vererek çocuklarla birlikte filmlerini izledi.

*****

Bu duyarlılık gerçekten çok önemli. Çocuklar geleceğimizin de Türk sinemasının da mimarları olacak. Daha küçük yaşlarda yapılan bu yatırımlar ileride Türk sinemasında büyük farklındalıklar yaratacak buna eminim. Bizlerin de farklı bakış açısı ve vizyonlara ihtiyacımız var. Bunları çocuklara daha yolun başındayken aşılamak, tecrübe ve yeni bir bakış açısı kazandırmak gerçejten takdire şayan bir proje...

Bahsettiğim festivalde Çocukların Gözünden Vizontele ile başlayan festival Hababam Sınıfı, Akran Zorbalığı Filmleri ve Yumurcağın Tatlı Rüyaları ile devam etti.

Emre Turan’lı, Esra Özge Aktürk ve Varol Yaşaroğlu’nun yapımcılığını yürüttüğü Çocuk Sinema Okulu’nda: Çocuklar 7 ay süresince Kendi okullarında kamera, montaj, yönetmenlik, oyunculuk, dublaj, sanat yönetmenliği, senaryo, afiş tasarım, ışık ve ses eğitimlerini tamamladıktan sonra kendi filmlerini çekerek izleyici ile buluşturuyor... Dijitalleşen dünyada eğitimlerin de tablet ve cep telefonu ile destekleniyor oluşu çocukların ve ailelerin Çocuk Sinema Okulu’na olan ilgisini arttırıyor.

Yazının devamı...

Deneysel Bir Çaba ve Bilinmez

17 Haziran 2019

bang. Prix 2019 – Bilinmezin verdiği haz!

Geçtiğimiz gün Studio-X İstanbul’da bang. Prix 2019 dijital sanatlar sergisinin açılışına katılma fırsatı buldum. Eserlerin sanatçılarıyla ve bang. Prix Küratörü Esra Özkan’ın anlatımıyla farklı bir yolculuğa çıktık. Hayal edileni, bazen hayal bile edilemeyen uçsuz bucaksız bir bilinmezi hep beraber dolaştık. Başarılı küratör Esra Özkan, bu yolculukta kendimizi bir webpedin içerisinde bulacağımızı söyledi. Ve dahasını ekledi bu dijital dünya belki de geleceğin kehanetiydi.

Heyecanlı değil mi? Bilinmez kadar, bildiklerimizi yorumlatma biçimi de heyecan verici. Dijital dünyada kaybolduğumuz bu günlerde, geleceğin kehaneti sizleri de korkutmuyor mu? Bu kehanetin canavarı olan “teknoloji” değil mi sizce de? Ve bu canavar neyle besleniyor ki?

*****

-zaman ve anlar arasındaki belirsiz ve görünmez ilişki-

Ben tüm bunları düşünür ve filtre kahvemi yudumlarken gazeteci ve sanatçı arkadaşlarımızla beraber “11 Dijital Canavarı” keşfe çıkmıştık bile.

İlk olarak kendimi yaratık rolüne büründüğüm bir simülasyonun içerisinde, Maslak semtinin tam ortasında buldum. Yeşilden tamamen soyutlanmış, kentsel dönüşemeyecek kadar sıkışmış, yatay büyümenin artık pek de mümkün olmadığı bu distopik şehirde ben de hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken bir anda, evrimin ve mutasyonun meyvesi olan o yaratığa dönüştüm. Evlerin, iş kulelerinin, fabrikaların arasında öfkesine yenik düşen o yaratığın bedeninde doğanın intikamını aldım.

İlk olarak kendimi yaratık rolüne büründüğüm bir simülasyonun içerisinde, Maslak semtinin tam ortasında buldum. Yeşilden tamamen soyutlanmış, kentsel dönüşemeyecek kadar sıkışmış, yatay büyümenin artık pek de mümkün olmadığı bu distopik şehirde ben de hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken bir anda, evrimin ve mutasyonun meyvesi olan o yaratığa dönüştüm. Evlerin, iş kulelerinin, fabrikaların arasında öfkesine yenik düşen o yaratığın bedeninde doğanın intikamını aldım.

Yazının devamı...