Luik ve ben

Bu köşede yazdıklarım çoğunlukla köpek sahiplerini ilgilendirse de, ben kendi baktığım gerçekten ilgilendiğim ve öğrendiğim şeyleri sizlerle paylaşacağımı yazılarıma başlarken söylemiştim.
Şimdi ise çok farklı bir alandayım ve ben de bu işte çok acemiyim. Yıllar önce İzmir Atlıspor Klübü‘nde Kervansaray isimli bir atla başlayan biniciliğim, Kervansaray’ın ölmesiyle bitmişti. Şimdi bundan yıllar sonra kendi hayatımın da bir düzene girmesiyle yeniden başladı.
Üniversite’yi Ankara’da okudum, sonra dönünce Almanya’da kısa süre yaşadım ve en sonunda bu sene tamamen yerleşik olarak İzmir’de yaşamaya başladım.
Kendi evimi ve düzenimi de oturttuktan sonra çocukluğumdan kalan hayalime tekrar sarıldım. Bu sefer bir kulüp atı değil sadece benim ilgilenebileceğim, tüm bakımını üstleneceğim, benim binişe hazırlamak istediğim bir at sahibi olmak istedim. Bu yüzden araştırmaya başladım, Çok iyi insanlarla tanıştım gerek İzmir’de gerekse İstanbul’da bana yardımı dokunan emeği geçen kişiler oldu.
Bu kişilerin de yol göstermesiyle ve tabii ki Kemal Bey Çiftliği‘nin de beni aralarına almakta ki o sıcak aile ortamında Luik ile tanıştım, Luik ben ona Lulu diyorum. Çok güzel bir Fransız atı. Kızıl kahve yelesi ve kızıl kahve tüyleriyle o yumuşacık kalbiyle resmen beni kendine aşık etti.
Bir ata tekrardan binmeden önce atla duygusal bir bağ oluşturmak istiyordum ve bunu Lulu’da yakaladım. İşte bu yüzden Lulu’yu satın aldım.
Hafta içi iş çıkışlarında vakit buldukça ve hafta sonları da mutlaka yanıma maydonozumu ve havuçlarımı alıp Lulu’ya gider oldum. Önceleri binmesem de onu padoktan çıkarıp sadece tımarlamak, orasını burasını öpmek ve bana güvenebileceğini hissettirmekti amacım. Nitekim bu doğrultuda ilerledik.
İlk başlarda zorlandığım konular oldu. Mesela nallarını, tırnaklarını temizlemek gibi. Lulu’nun ayağını kaldırmasını başarmak gibi. Ama bunları da aştım sonunda. Onun bakımıyla ilgili daha öğreneceğim çok şey var. Ama bunları bana sevecen bir tavırlar öğreteceğine inandığım Semih Bey varken, ben de öğrenmek için can atarken açıkçası sabır gerektiren bu spor dalında, bakım olayına girince baya sabırsız olduğumu fark ettim.
Biniş için ise şu an küçük hatta bebek adımlarıyla ilerliyorum zaten normali de buymuş. Fakat konu Luik ile zaman geçirmek olunca üzerinde olmasam da yanında olmak ayrıcalık gibi geliyor.
Özellikle Fransız kanı taşıyan böylesine muhteşem bir varlığın beni kabullenmesi ve bana güvenmeye başlaması benim için bir onur. İlerleyen zamanlar da Lulu‘yu Barney‘le de tanıştırmak istiyorum o zaman da bu hikayeye ayrıca yer vereceğim.
Herkese iyi pazarlar.