Gazeteci olmanın değeri

Mert İnan “Bilgenin Aynası “ adlı kitabında psikiyatrinin önemli isimlerinden
Prof. Dr. Özcan Köknel’in toplumsal ruh sağlığına ilişkin tespitlerini onun 90 yıllık kişisel yolculuğunun bilinmeyenleriyle birleştirdi

Türkiye’de gazeteciliğin en önemli kriterlerinden biri; bilginin arşivlenmesidir. Mert İnan, Milliyet Gazetesi’nde çok değerli toplumsal haberlere attığı imzalarla gazeteciliğin hala muhteşem bir “iş” olduğunu kanıtladı. Öyle ki; psikiyatrinin önemli isimlerinden Prof. Dr. Özcan Köknel’in toplumsal ruh sağlığına ilişkin tespitlerini onun 90 yıllık kişisel yolculuğunun bilinmeyenleriyle birleştirdi.

Türkiye’de birçok gazeteci, günlük haber koşuşturmacaları içerisinde boğulur. Sayfalar yetmez, bilgiyi tam olarak paylaşmak mümkün olmaz. Olayların nedenleri, niçinleri üzerinde yeterince durulmaz. Ama bilirsiniz ki; elinizdeki bilgi, çok kıymetli. Bir gazeteci olarak İnan bilginin kıymetinin, toplumsal bilincin haberle sınırlandırılamayacağını bilenlerden. “Bilgenin Aynası” adlı kitabı tam da bu nedenle önemli.

Gazeteci olmanın değeri

Kitapta; Türkiye’de son zamanlarda gündemden düşmeyen cinsiyet eşitsizliği, istismar, şiddet, uyuşturucu, saplantılar, öfke, çarpık davranışlarla çocuğa yönelik cinsel istismar suçlarının ortaya çıkmasındaki temel nedenler ele alındı. Mert İnan sordu. Psikiyatr Özcan Köknel yanıtladı.

Bir gazeteci için soru sorma kültürü bütünü kavrama ve ayrıntıları ortaya çıkartma açısından da son derece önemlidir. Nasıl soru soracağınızı bilmek, sadece sorunun tespitini kolaylaştırmaz ona nasıl çözüm üretileceğinin de yolunu çizer.

İşte ‘şiddet ve korku’ üzerinden hocanın bazı tespit ve önerileri:

“Türk erkeği empati kuramıyor. Bu ülkede kimlikli, kişilik sahibi, girişimci, güçlü kadınlara her alanda baskı yapılıyor. (…) Toplumda kadının simgesi ‘ana’, erkeğin simgesi ‘güç’ olarak yerleşmiş durumda. Kadını sadece anne gören bir çarpık zihniyet var. Cinsiyet eşitsizliği, kadın hakları konusunda son derece ikircikli bir tutum sergiliyoruz.”

“Herkesin bildiği, ancak konuşulmayan toplumsal gerçeklerimizle yüzleşmediğimiz sürece mesafe kat etmemiz imkânsız. Birbirimizi kandırabiliriz, ancak dışarıdan bakanlar durumun farkında. Türkiye’de yetişkin 100 kadından ikisi halen okuma yazma bilmiyor. Her 100 kadından 20’si çalışıyor, ancak bu kadınların yarısı sosyal güvenceden yoksun. Kadınlar az ücretle veya ücretsiz iş yapmak zorunda bırakılıyor. Çalışan kadınların ancak yüzde 11’i teknolojiden yararlanıyor. 100 işverenden sadece altısı kadınlardan oluşuyor. Kadına yönelik şiddet dayakla başlayıp sonrasında çocuğa uzanıyor. Her 3-4 aileden birinde erkekler, kadın ve çocuğu yumruk, tekme, sopa ile dövüyor. Kadınlar, kendini koruyacak, sorunu çözecek bir yol bulamıyor. Tüm bunların nedeni kaba, ilkel, ataerkil düşünce modeli. Erkekleri değiştirmeden toplumu dönüştürmeniz mümkün olamaz. ”

“Aile, toplumun ve kültürün ortak belleğidir. Bu bellek tüm topladıklarını, bildiklerini çocuklara, gençlere aktarır. Türkiye’de ilgili ve bilgili aile yapısı toplumun ancak beşte birini oluşturuyor. Yani olması gereken model maalesef azınlıkta. Türkiye’de en yaygın model ise geleneksel baskıcı erkek egemen, ataerkil aile tipi.”

“Türkiye’de şiddet bir dil haline geldi. Oysa dil, kavramların toplum tarafından aktarımıdır. Her kavramın bir anlamı vardır. Kavramların değeri, davranış ve hissettiklerimize göre azalıp çoğalabilir. Daha da önemlisi, kavramlar kuşaklar boyu gelecek nesillere aktarılır.”