HER ‘ÜNLÜ’ GAZETECİ BAŞARILI DEĞİLDİR

Röportaj yapmak, bir haberin peşinde koşmaktan daha zordur; daha derin bir birikim ve tecrübe gerektirir. Röportajın başarısı bir gazetecinin haberini ‘konuşturması’ demektir... Ünlülerle röportaj yapmak sizi de ‘ünlü’ yapmaz. Başarılı gazeteci olmak soru sormak, soruların peşinde gitmek, doğru soruyu asıl muhattabına sormak demektir...

Bir dönem yaptığı röportajlarla ‘ünlenen’ Oriana Fallaci’yi gazetecilerin gözünde efsane yapan da budur... Ayetullah Humeyni, Golda Meir, Henry Kissinger, Şah Rıza Pehlevi, Ariel Sharon, İndira Gandhi, Zülfikar Ali Butto, Muammer Kaddafi, gibi pek çok ünlü liderle yaptığı çarpıcı röportajlarla sadece adını duyurmakla kalmamış, bir gazetecinin ancak sorularla var olabileceğini de ispatlamıştı...

Haber ve kaynak arkada

Türkiye’de durum biraz farklı gelişti. “Başarılı” gazeteci olmakla “ünlü” gazeteci arasındaki o ince çizgi 1980’lı yıllardan itibaren “sahte Fallaciler” yaratılınca ortadan kalktı. Her gazetenin mutlaka işi bilsin bilmesin “star” bir röportajcısı oldu... Böylece röportaj yapan gazeteciler, yaptıkları haberlerin veya röportaj yaptıkları kişilerin önüne geçti.

Hâlâ Milliyet’te dahil birçok gazete haber kaynağı arkada, haberi ya da röportajı yapan gazetecileri öne çıkartan röportajlara yer veriyor. Kimin size röportaj verdiği değil, röportajı verenin kiminle röportaj yaptığı önemli hale getirildi. Haliyle röportajlara konu olan kişiler değil, gazetecinin bizzat kendisi öne çıkartılınca soruların peşinden giden “habercilik” de her defasında sümen altı ediliyor.

Başarı ile ün ayrımı

Bir Amerikan filmi “Gizli Dosya” günümüzde hâlâ bir gazetecinin soru sormasının önemini anlatan en iyi filmlerden biri. Filmde demokratik, çağdaş bir toplumda; sadece siyasetin değil, gücü elinde tutan bazı gazetecilerin ve medya kuruluşlarının; yeri, önemi ve misyonu üzerine derin analiz ve diyaloglar yer almakta...

Film Amerika’da 2004 yılı seçimlerinden hemen önce, kamuoyunda etkisi olan bir televizyon kanalının George Bush ailesi aleyhine yaptığı bir haber üzerine kurulu... Oğul Bush’un gençlik yıllarında Vietnam’a gitmemek için torpilli olarak ünlü bir pilot yetiştirme okuluna kayıt olduğu belgelerle kanıtlanır. Ancak bunların imal edilmiş sahte belgeler olduğu iddia edilince konuyu soruşturmak amacıyla bir komisyon kurulur. Belgeler sahte mi değil mi...

Fakat film; gerçekte Bush ailesinden daha da önemli iki konuyu izleyicinin gözüne sokuyor. Birincisi, medyanın gücü... Genç bir politikacının yıllar önce babasının nüfuzunu kullanarak ulusal bir görevden kaçma olasılığını dile getirmesinin toplumda yarattığı etki... İkincisi gazetecinin soru sormasının önemi... Bir televizyon program yapımcısının “O soruyu sormayacaktık”tan, “O soruyu sormak zorundaydık, O soruyu sorduk diye bize saldırmaya hakları yok” noktasına gelişi...

Soru sormadan, haberini konuşturmadan ‘ünlenen’ gazetecilerin yaratıldığı Türkiye’de ise geçtiğimiz ay adliye koridorları yazdığı eleştirel yazılar nedeniyle ve sadece soru sorduğu, sorunun peşinden gittiği için yargılanan gazetecilerle dolup taştı... Bir de medyanın seçim gibi zamanla yarıştığı dönemlerde gizli kahramanları vardır; muhabirlerin ismi haberlerin altına yazılırken, arşivleriyle grafikleriyle katkı da bulunanların unutulması gibi. Seçim haberlerini Milliyet bu kadar iyi verdiyse onların sayesinde verdi. Grafikleri hazırlayan İlker Erdoğan, Mesut Aydın, Nevzat Arslan ve Atilla Şen’e bu nedenle bir özür borçluyuz.