Onlar “görüyor” engel bizde

Gördüğü halde hissetmeden yaşayan birine nasıl ki, engelli diyemiyorsak, hissederek yaşayan birine bizi görmediği için engelli demeye hakkımız var mı?

İnanılmaz bir paradoks. Bu yüzyıl hem ileri teknolojiyi, hem de sıfır noktasında bilgisizliği görünür hale getirdi. Yaşamın bizzat kendisini “görsel” şova dönüştürenlerden yepyeni bir dünya yarattı, kavramların içini boşalttı. Dolayısıyla bizi neyin değerli, neyin değersiz hale getirdiğini bilmediğimiz bir dünyayla karşı karşıyayız.

Hiç düşündünüz mü mesela; gözleri görmeyen bir insanı tanıtırken, hâlâ ve ısrarla “görme engelli” ifadesini kimliğinin bir parçasıymış gibi neden ekleme ihtiyacını duyarız. Bizi onlardan farklı kılan nedir? Bu neyin engelidir? Mevcut yasaların mı yoksa toplumsal algının bir sonucu mudur?
Bir kafede avukat Nurdeniz Tuncer’i kurduğu Rehber Köpekler Derneği hakkında bilgi almak için beklerken bunları düşündüm, çünkü onu nasıl tanımlamam gerektiğini bilmiyordum. Tuncer, tasmasında, “Lütfen dokunmayın, sahibim görmüyor, rehberlik yapıyorum” yazılı bir köpekle geldi. Adı Kara olan köpeği ile tanıştırdı. Kara sessizce sahibinin ayakucuna kıvrıldı ve biz kalkıncaya kadar hiç kımıldamadan oturdu.


Karşımda inanılmaz pozitif; yüzen, zıplayan, bisiklete binen, o adliyeden bu adliyeye bu şehirden o şehre koşturan, iş hayatında oldukça başarılı, son derece bakımlı, güzel bir kadın var. “Siz son derece mutlu ve çok sağlıklı görünüyorsunuz. Ama görmüyorsunuz. Hiç mi mutsuz ve isyankâr olmadınız?” soruma verdiği yanıt, hayli düşündürücüydü. “Çünkü ben hayatı hissederek yaşıyorum. Hissetmek de bir tür görmektir” dedi. Gördüğü halde hissetmeden yaşayan birine nasıl ki, engelli diyemiyorsak, hissederek yaşayan birine bizi görmediği için engelli demeye hakkımız olabilir mi?

“Hikaye” kısmını seviyoruz

Türkiye’de binlerce görmeyen Nurdeniz Tuncer var. Akıllı, yetenekli, başarılı… Ancak onların olanakları yok, onlara iki göz olacak eğitimli bir köpekleri de yok. Tuncer bunun bilinciyle hareket eden bir avukat. Birleşik Krallık Büyükelçisi Richard Moore’un eşiyle aynı kaderi nasıl paylaştıklarını, hikayelerini, bir dernek kurarak, onlara göz olan eğitimli köpeklerden, başkalarının da yararlanması için, nasıl mücadele ettiklerini hemen hemen bütün gazetelerde okumanız mümkün…


Sorun şu ki; biz her şeyin “hikaye” kısmını seviyoruz.

Ancak bu insanların eğitmen sorunları var, eğitilmiş köpek sorunları var. Bu konuda bir yasa çıkartılmasının önünde engeller var ve ama biz asıl sorunları masaya yatırma konusunda aynı duyarlılığı göstermiyoruz.

Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi “…engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılığı yasaklar ve engellilerin herhangi bir nedene dayalı ayrımcılığa karşı eşit ve etkin bir şekilde korunmasını güvence altına alır” hükmünü içerir.

Buna rağmen Amerika’da 10 yaşında gözlerini kaybetmek üzere olan küçük bir kıza, yani avukat Nurdeniz Tuncer’e Marriott International neredeyse ömür boyu sponsor olabiliyor ama bizde bir milletvekili, danışmanının eğitimli köpeğini haftalarca Meclis’ten içeri sokamıyor. Rehber köpeklerin engelli bireylerle beraber, kamu alanlarına, işyerlerine, AVM’lere, sosyal alanlara girebilmeleri için birçok hukuki alanda düzenlemeler içeren bir kanun teklifi sunuluyor. Ama teklif reddediliyor.

Oysa tek istedikleri onların hayatını kolaylaştıracak eğitimli köpekler ve onları ayrımcılığa uğratmayacak düzenlemeler…

Avrupa’da bu tür dernek çalışmalarını projelerini sadece devlet değil, büyük şirketler de sponsor olarak destekliyor. Bizde ise durum hayli vahim, eğitimli 5 köpek sayısını, 6’ya çıkartamayan bir ülkeyiz. Bir dernek kurulmasına izin veriyoruz ama o derneğin toplumsal bir yarayı iyileştirmesine izin vermiyoruz. Peki ama neden? Medyanın biraz da bu sorunun peşine düşmesi gerekmez mi?