17 yamalı lastik

17 yamalı lastik


Bir ekonomik ya da siyasal kriz patlak verirse, Türkiye ne yapar?
Yüzünü ABD’ye döner. Washington’dan destek ister, Amerika’da görev yapan Türk ekonomistlerden birini acele yurda çağırır.
* 1960 ihtilalinden sonra ABD’den alelacele çağrılan birinci Kemal’in adı Kemal Kurdaş’tı. (Yaşım tuttuğu halde, iyi hatırlamıyorum; demek ki insan o yaşlarda memleket meseleleriyle yalap şap ilgileniyor.) İMF’den ithal Kurdaş, Maliye Bakanı yapıldı. Ekonomik krizden çıkmak için düşünülen, memur ve işçi maaşlarının % 5’inin tasarruf bonosu olarak ödenmesi önlemi, onun bakanlığına rastlar. Bir yıl sonra bu bonolar sokaklara düşmüş, çalışanlar da kan kusmuştu.
* 1971 ara rejiminde Nihat Erim Hükümeti’nin ekonomi sorumlusu Atilla Karaosmanoğlu Dünya Bankası’nda yöneticiydi. Uygulanan politikanın şeffaf olmadığını söyleyerek, günün birinde on bir arkadaşıyla çekti gitti.
* 1980’lerde, Turgut Özal da ekonomideki yangını söndürmek için çağrılmıştı. Gerçi Özal ekonominin patronluğuna getirildiğinde Türkiye’deydi, ama o da Dünya Bankası’nda dirsek çürütenlerdendi.
* Son olarak, 2001’in başında duvara bir kere daha tosladığımızda çağırdığımız Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Kemal Derviş için Ankara’da konuşulanı da söyleyeyim:
– İMF ile 41 yılda 17 kere anlaşma yapıldı, başarılı olunamadı. Acaba Derviş, bu 17 kere patlamış lastiğe yama yapmayı mı deneyecek, yoksa yoluna lastik değiştirerek mi devam edecek?

Hep başkalarına takılacak değilim ya... Bugün de kendi yeni-meslektaşlarımın başına gelen bir iki komikliği anlatacağım.
* Gazeteciler, Nevruz şenlikleri için Diyarbakır’da buluştular. Şenlik yerine gitmek üzere, herkes valiliğin tahsis ettiği araçlara koştu. İki gazeteci de arkada bekleyen beyaz Renault 12’nin ön koltuğuna tıkıştı. Kafile yola çıktı. Öndekilerden biri, arka koltukta oturanlara "Hangi kanaldansınız?" diye sordu.
- TM’deniz!
- Yerel bir kanal mı?
- Hayır kardeşim, biz Terörle Mücadele’deniz!..
Gazeteciler, ancak o zaman, arka koltukta oturanların otomatik silahlarını gördüler de yanlışlıkla koruma aracına bindiklerini anladılar.
* Önemli bir toplantı çıkışında, bir televizyon muhabiri Başbakan Ecevit’i bir köşede yalnız yakaladı. Elinde mikrofon koştu, Başbakan’dan sıcağı sıcağına önemli cevaplar aldı. Sonra arkasına dönüp bir de baktı... ne kamera var, ne kameraman! Başbakanı boşuna konuşturmuştu. Özel Kalem Müdürü "Kamera nerede? Sayın Başbakan’la alay mı ediyorsun!" diye fena çıkıştı çocuğa. Kendi amiri ne dedi, bilemem...

İçişleri Bakanlığı ihtiyacı olan 60 bin tabanca için ihale açtı.
Belçika’dan Browning, İtalya’dan Baretta, Almanya’-dan Sig Sauer teklif vermeye çağrıldı. Ama Türk üreticilerden ihaleye davet edilen olmadı. Karadeniz uşağının tepesi atmış.
Silah üreticilerinin çoğu Karadenizlidir, malum. Ellerinde kailte belgeleri, 30 milyon dolarlık ihaleyi yabancılara kaptırmamak için, başladılar kapı kapı gezmeye.
Olayı anlatan üretici, İçişleri Bakanlığı’ndan şikâyetini bir espriyle süslüyor:
"Kafami bozdular da... Artık tabancamin sapini gülle donatmayacağum!".

Özel tiyatrolar sezonu kapatmaya hazırlanıyor. Önceki gece Bir Kış Öyküsü son kez sahnelendi ve oyuncular, Yayla Sanat Merkezi’nde, birlikte yemek yediler. Güldüler, eğlendiler, Bir Kış Öyküsü müzikalinin şarkılarını birlikte söylerken... duygulandılar.
Ve bir yandan söyleyip, bir yandan gönül dolusu ağladılar... Tiyatro bambaşka bir dünyadır. Tiyatrocular farklı insanlar...
Hem neşeli, hem hüzünlü...