Allah razı olsun

Allah razı olsun


Gazeteler haberi kuru kuru verdi. Sivil toplum örgütleri fark bile etmediler. Özel Okullar Derneği Başkanı Rüstem Eyüboğlu "(önümüzdeki yıl için) İstanbul’daki özel okullara en fazla % 53 oranında zam yapılır" diye müjdeledi. Ve gürledi: "Daha fazlasını yapan, Millî Eğitim Bakanlığı’na hesap verir!"
Lise çağında çocuğum yok. Olsaydı inanın, konu komşuyu harekete geçirir, önce Taksim Anıtı’na çelenk koyar, arkasından bu Özel Okullar Derneği’ne giderdim. Eyüboğlu’nu omuzlara alıp "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye gezdirmek için. Yüreğimize su serpti...
Enflasyon düşecek diye insanlara % 10, bilemedin 15 zam yapıldı. Yüz binlerce insan kendini kapıda buldu. Bir devalüasyon yedik, her şeyin fiyatı neredeyse yarı yarıya arttı... Ama olsun SADECE % 53 zam yapacaklar ya, fazla yapanın kulağını bakanlık çekecek ya... Allah razı olsun!
Eyüboğlu sussaydı daha iyi ederdi; ya hesap yapmayı bilmiyor ya da velilerle dalga geçiyor. Yarın ana babaların sıkıntısını anlatayım ona da, insanların damarına basmasın...

Aşağıdaki doğru tespitin sahibi kim, bu sözler ne zaman söylendi?
Bilin bakalım.
"Türkiye’nin orta halli halkı süratle yoksullaşmakta, yoksul halkı daha da yoksullaşmakta, ancak halkın sırtından, devletin kasasından kolay kazanç sağlayan bir avuç insan servetine servet katmaktadır. Son üç yılda, köylünün kazancı azalmış, masrafı büyük ölçüde artmıştır. Memurların, emekli, dul ve yetimlerin geçim durumları günden güne güçleşmiştir".
Doğru cevap:
CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, 31 mayıs 1968.
Bülent Bey memleketi aynı noktaya getirmek için 33 yıldır uğraşıyor, anlamına da gelmez mi?

Gerçek payı ne kadar bilmiyorum. Palavraysa fıkra diye dinleyin.
Kadın, 30 yıldır aldatılmaktan bıkmıştı. Sonunda canına tak dedi, polisi de alıp, Ataköy’de bir otele baskın düzenledi. Anlatıyor:
" Polis kapıyı açtırdı. Benim herif yatakta, genç bir kızla...
– Evet memur bey, dedim; bu adam benim kocam. Şikâyetçiyim!
– Ben bu hanımı tanımıyorum! demez mi...
– Kemal, delirdin mi? Karını nasıl tanımazsın!
– Hanımefendi, sizi ilk defa görüyorum. Üstelik adım da Kemal değil...
Çıldıracağım yahu! 30 yıllık kocam, otel odasında basmışım, "Tanımıyorum" diyor... Sonunda polis Kemal’den bir kimlik göstermesini istedi. Benimki uzanıp ceket cebinden bir kimlik aldı, polislere uzattı: Ahmetoğlu Mehmet, kelalaka bir isim... Sahte kimlik yaptırmış alçak...
Bayılmak üzereydim polis dışarı çıkardı.
İnan, ne memurların "Hanım aklını başına topla! Bu bey şikâyetçi olmadan çık dışarı" demesi, ne o sürtüğün kahkahaları... Domuz herif, parmağını burnuma sallayıp "Hanımefendi, bu yaptığınızın vebali çok ağır olacak" demez mi... Öyle ağırıma gitti ki!"

Aylar önce yerim olmadı, yazamadım. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankara Gazetesi diye gazete çıkardı. Vatandaşın parasıyla tabii. Yine milyarlar harcadı, otomatik ücretsiz dağıtım makineleri yerleştirdi. Metro istasyonlarındaki ve önemli kavşaklardaki bu makineler şimdi ... çöp kutusu olarak kullanılıyor.
300 bin gazete dağıtmak için, 300 makine satın alındı. Gazete 3 ay çıktı, kapandı. Kaç milyar, kaç trilyon batırıldı, soran yok.
Haftalık özel Başkent Haber gazetesine haber gönderdi Gökçek: "Halkın şikâyetlerini dile getiren bir köşe açsınlar; takma adla ben de yazayım" diye. İnsanlar belediyeyle ilgili şikâyetlerini, isimlerini de vererek gazeteye iletecek; Belediye Başkanı takma adla cevap verecek... Buna din ve siyaset ilminde takiye derler de, ahlak ilminde bir adı var mıdır bilmiyorum.