MİT’le ilgili veto farklı bir vetoydu

MİT’le ilgili veto farklı bir vetoydu


MİT’in Müsteşar’dan sonraki adamı Mikdat Alpay’ın Amerika’ya tayin kararnamesini Cumhurbaşkanı imzalamadı.
– Ahmet Necdet Sezer ile Mikdat Alpay Hukuk Fakültesi’nden sınıf arkadaşıydılar, Alpay Çankaya’ya çıkıp ricada bulundu ve Cumhurbaşkanı imzadan vazgeçti, dediler
Hayır efendim, yok böyle bir şey!
MİT Müsteşarı olması beklenen asıl aday Mikdat Alpay’dı, ama o günün başbakanı Mesut Yılmaz tercihini Şenkal Atasagun’dan yana kullandı.
MİT müsteşarları öteden beri emekli generaller arasından seçilirdi. Bundan vazgeçildi ve müsteşar "Başbakan’ın teklifi, MGK’nın onayı ve Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla" atanır oldu.
Atasagun’un müsteşarlığı bir şartla onaylandı: Mikdat Alpay başyardımcılıkta kalacak! Bir tür örtülü anlaşmaydı bu.
Son girişimiyle Atasagun bu anlaşmayı bozmayı denedi. Mesut Yılmaz’dan cesaret veya telkin almış olabilir, diyorlar. Cumhurbaşkanı’nı örtülü anlaşmadan askerler haberdar ettiler.
Sezer’inki "Gereği düşünüldü..." demekten ibarettir.

Babaların, ileri yaşta olan çocuklarına düşkünlüğü malum. Ülkemizin "iri kıyım" müteahhitlerinden (iri olan taahhüt işleridir) Şehmuz Tatlıcı’nın 12 yaşında bir oğlu var, Allah bağışlasın ense kulak yerinde kilolu bir çocuk; Bengü Hanım’dan, onun adı da Şehmuz. Bir dediği iki edilmeyen bir çocuk olarak büyüyor.
Nasıl mı? Bakın anlatayım.
Oğul Şehmuz (Küçük Şehmuz diyecektim, aklıma Turgut Özal’ın meşhur gafı geldi, vazgeçtim) İstanbul’un «varlıklı» okullarından birine gidiyor. Okulda yok yok. Çocukların canı hangi sporu çekerse onu yapabilecekleri bütün olanaklar emirlerinde.
Oğul Şehmuz "mountain biking"e merak sarmış. Bir tür arazi bisikletiymiş. Bizim bindiklerimiz asfalt veya salon bisikleti miydi ki!..
Yol yokuşa sarınca mızıkçılık ediyormuş bizim Şehmuz. Ne gam! Peşinden gelen Land Rover Jeep’in şoförü onu kaptığı gibi arabaya atıyor, bisikleti de... Jeep tepeye tırmanırken, bizim haşarı Şehmuz açık tavandan başını çıkarıp bisikletle ter döken arkadaşlarına el sallamayı da ihmal etmiyormuş. Arabada şoförden gayrı bir de koruma... Çocuğun teri filan siliniyor yani, baba Şehmuz merak etmesin!
Tepe aşılınca, Şehmuz hooop!.. yeniden bisikletin üstünde, aşağıya doğru inişi görülecek şey... Dostlar bisiklet sporunda görsün, derler ya!

Mithat Perin’in Teşvikiye Camii’ndeki cenazesi hayli kalabalıktı. Perizat Perin evet yaşlı, üzgün, ama gene bakımlı. Mithat Bey de her daim şık adamdı doğrusu. (Ve yakışıklı. Ağabeyi profesör Cevdet Perin de öyleydi. Bulgaristan Türklerindendi bu aile, boylu poslu adamlar.)
1950’li, 60’lı yılların gazetecileri oradaydı. İstanbul Ekspres’çilerden Gökşin Sipahioğlu’nu (uzaktan hemen fark edilir), Osman Karaca’yı Ferhan Devekuşuoğlu’nu, Özkan Şahin’i seçtim.
Altan Öymen, Recep Bilginer, Ertuğrul Özkök, Mehmet Ali Birand, Atilla Onuk (AA’nın eski genel müdürlerinden), Erol Dallı, Doğan Pürsün... gözüme ilişenler arasındaydı.
Yerleri camiye yakın ya, Sabah’çılar da maaile oradaydı: Hıncal Uluç, Mehmet Demirel, Ahmet Örs vd...
Bedii Faik (hatıratının yayımıyla meşgul) 6/7 Eylül olayları konusunda gençleri uyarıyordu: "Bir gazete haber verecek ve birkaç saat içinde İstanbul’daki Rum, Ermeni, Yahudi işyerleri, kiliseleri taşlanacak, yıkılacak... Bir düşünün bu mümkün mü?"
Haklıydı! Sonsuzluğa uğurlanan bu yaşlı gazeteci de nihayet, 6/7 Eylül’de kullanılmışlardan biriydi.

Sabah gazetesinin başında gene Zafer Mutlu mu var diye sordu biri. Bilemedim.
Gazetenin künyesine baktım, adı yoktu.
Peki, sahibi kim şimdi? (Yazılarımı evde yazıp gönderiyorum. Telefonla arayıp, gazetedeki arkadaşlara günde birkaç sorudan fazlasını sormaya da utanıyorum.)
Sahip olarak MTM diye şirket, Mehmet Bülent Ergin diye kişi adı var. Çıkaramadım.
– Ben sana başka bir haber vereyim, diye durumu kurtarmaya çalıştım. Biliyor musun, Zafer Mutlu’nun Etibank’ta 1,5 milyon dolar parası vardı? Etibank’la birlikte o paraya da el konuldu.
Soranın, sesi soluğu kesildi.