Ne dedi Ayşegül Aldinç, Avşar kızına?

Ne dedi Ayşegül Aldinç, Avşar kızına?


Konuklar Ayşegül Aldinç ile Kerem Alışık’tı; Sadri Alışık’ın oğlu. Program Hülya Avşar’ın şovu.
Bir ara, gülmekten gözü yaşardı da ondan mı nedir, Aldinç’in rimeli aktı. Pek medeni ve rahat bir tavırla:
– Gidip makyajıma bir bakayım, dedi.
Dekorun orta yerinde bir su oluğu var ya, havuz taklidi galiba, oradaki suya bastı Aldinç çıkarken. Daha önce aynı kaza İbrahim Tatlıses’in de başına gelmişti, gördüm. Geride kalan ikisinde fıkırdaşmalar. Akılları sıra öbür konuğu alaya alıyorlar. "Kız hâlâ işin bitmedi mi?" türünden mahalle şakaları...
Bunları bana, çekim sırasında stüdyoda bulunan bir hanım, telefonda anlatıyor. Öfkeli. Avşar için "Mahalle karısı", Kerem için "Sadri Alışık’ın yılışık oğlu" diyecek kadar sinirlenmiş. Devam ediyor.
Ayşegül Aldinç dönmüş. Ve sırası geldiğinde sormuş Avşar’a:
– Senin aydınlarla alıp veremediğin nedir? Niçin geçimsizlik ediyorsun durmadan?
– Onlar aydınsa demiş, programın sunucusu; söyler misin, ben ne oluyorum?
Aldinç de cevap vermiş:
– Onlar aydın, sen aydınlıksın, demiş.
Telefon eden hanım asıl şuna kızmış:
– O yalağın suyuna basma sahnesi programa alınmayabilir ve hiçbir şey eksilmezdi. Ama hayır, o sahnenin tamamını kullanmış, son konuşmayı ise programdan çıkarmışlar.
İkisini de herkes tanıyor, bu dediğiniz bir şeyi değiştirmez diye sakinleştirmeye çalıştım.

Bizim de bayağı palazlanmış bir burjuvazimiz var artık. Yurtdışında ek görgü ediniyorlar. Batılı zenginlerin en çok koleksiyonlarıyla övünmeleri dikkatlerini çekti. Buna çok özendiler.
Sanatsever dostuma, Ankara’-daki müzede özel koruma altına alınan beş Picasso tablosunu sordum. Körfez Savaşı sırasında Kuveyt saraylarından yürütüldü deniyor, henüz bizimdir diyen de çıkmamış. Bu arada, son yıllarda eski ressamlarımızın tablolarının da durduğu yerde çoğalmaya başladığını öğrendim.
– Ferit Edgü’ye sordum.
– Son bir iki hafta içinde bana 20 Fikret Mualla getirdiler, 19 tanesi sahteydi, dedi.
Fikret Mualla’lar, ömrünü Fransa’da geçiren sanatçının ölümünden sonra Paris’te de çoğalmış. Koruyucu meleği Madam Anglés’ten şüpheleniliyor.
1976’da birkaç bin franga alınan Fikret Mualla’lar şimdi Paris’te 320.000 franga alıcı buluyor.
Usta kopyacılar var bilirsiniz. Hani Louvre’da alçak sandalyelerine oturup gün boyu çalıştıklarını görürsünüz. Bize benzerleri çöken Sovyet Rusya’dan geldi, getirtildi; ırkdaşlarımız... Şimdi sahte Fikret Mualla’lar, Türkiye’de kopyalanıyor. Rusya’da bu kopyacılık ayrı bir sanat sayılırmış.
Burhan Uygur’lar var, kopya. Geçenlerde bir sahte Avni Arbaş tablosu bulundu.

Hikmet Onat’lar, Halil Paşa’lar, Hoca Ali Rıza’lar...
– Peki ne yapsın koleksiyoncu Sayın burjuvalarımız, diye sordum.
Bizim de bir nevi hizmetimiz olsun, diye yani.
– Danışsınlar! Aldıktan sonra değil ama... Bir kişiye de değil, güvendikleri iki üç uzmana sorsunlar!

Telefonda bana, Gorbon Işıl faaliyetini olduğu gibi, yani sizin de bildiğiniz ve sevdiğiniz gibi sürdürecek, diyen, Aziz Gorbon’du. Fazilet Hanım ile rahmetli Rebii Gorbon’un küçük oğlu. Otuz yıldır, firmayı bugün bulunduğu yere getiren başarılı insan.
Seramik çalışmaları, yeni büyük firma içinde ayrı bir seksiyon olarak devam edecekmiş.
İşte buna sevindim. Güzel habere teşekkür ederim!

* Ayşegül (Nadir) Tecimer, 24’lük sevgilisiyle Londra’nın şık semtlerinde sık sık alışverişe çıkıyor. Antika müzayedelerinden mal alarak eski mesleğini de sürdürüyor. Hani ya, eli pek daralmış diyenler vardı?
* Kafayı Sadettin Tantan’la bozanlar, nasırına basılan Yaşar Topçu’dan ibaret değil. Maliyeciler, para işlerine aklı hiç mi hiç ermeyen İçişleri Bakanı’na TIN TIN adını taktılar.
* Cavit Çağlar’ın, bir çevrenin tanınmışlarından olan oğlu Mustafa, yanına magazinci Kenan Erçetingöz’ü de alarak özel uçağıyla Londra’ya gidiyor. "Büyük boy" kumar oynamak için. Babası Monte Carlo’yu severdi, oğul Londra’daki Rendez-vous kumarhanesine takılıyor.
* Merkez Bankası’nın merkezinde, Başkan da dahil herkesin telefonu dinleniyor. Dışarıya haber sızmasın diye.










DİĞER YENİ YAZILAR