Tahsin Paşa’nın zor yolculuğu

Tahsin Paşa’nın zor yolculuğu


Tuğgeneral Tahsin Baltacıoğlu, Konya Jandarma Bölge Komutanı’dır. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’la Bulgaristan’a giden heyetteydi. Heyet, İstanbul’dan Ankara’ya tarifeli uçakla seyahat ederken, Tahsin Paşa’nın yanına, Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan oturdu. (Faziletlilerle hiçbir yakınlığım yok amma, nedense Kutan’a "Recai Amca" diyesim geliyor). Demokrat bir insan, ama laik bir asker olan Tahsin Paşa, bu durumdan pek hoşlanmadı. Heyetin muzip mensupları arkadan laf atmaya da başlayınca, Baltacıoğlu’nun keyfi büsbütün kaçtı... Allah’tan Paşa sivildi. Recai Bey onu tanımadı da, hiç olmazsa sohbet etmeleri gerekmedi.

Yaşar (karısı benim çocukluk arkadaşımdır) 45 yaşlarında, para kazanmış bir işadamı.
Kardeşimin de bir arkadaşı var, Melih. Okul yıllarında, "fakülteyi bitirince ne yapacağız; acaba kim, nasıl birisiyle evlenecek" benzeri muhabbetler sırasında, Melih öyle bir laf etmişti ki, Türk erkeklerinin kafa yapısının röntgeni gibidir:
– Şöyle biraz para kazansak, evlenip çoluk çocuğa karışsak; sonra bir de metres tutsak!..
Yaşar da işte böyle, "para kazansak da metres tutsak" kafasında olanlardan. Kendine uygun iki de ortağı vardı; birlikte ava çıkarlar.
Mesela, (yeni evli kadınlar, iyi dinleyin) bu çakalların kullandığı bir yöntem: "Ankara’ya iş için gidiyoruz" diye evden çıkarlar; yanlarında Rus kızları, kapağı İstanbul civarında bir otele atarlar. Bu otobüs firmasının muavinini ayarlamışlar; çocuk bunlara Ankaralı meşhur Hacıbaba’dan baklava, İzmit’ten pişmaniye filan getirir. Bunlar da eve, üzerinde Ankara adresi olan baklava paketleriyle dönerler.
Vaar, Yaşar’ın öyle marifetleri var ki, zihnimde birikmiş. Yeri geldikçe anlatacağım.

İşte, basında çok seslilik yok diyenlerin yüzüne tokat gibi çarpan bir haber. Dün, Hürriyet ve Posta, arka sayfalarında aynı fotoğrafı yayımladılar. Ama mankenin, Posta’da sol göğsü, Hürriyet’te sağ göğsü dışarı fırlamıştı.
Gazetelerin arka sayfalarına çıplak resimler koymaya meraklı (ve bunun hâlâ okuru var zanneden) erkek gazeteci takımına da, bu kadar "çeşitlilik" yeter de artar bile!
(Maksat sayfada bir dekolte kadın fotoğrafı kullanmak olduğuna göre, ben olsam, resmin altına "Kız şahane, haber bahane" yazardım. Daha dürüst olmaz mıydı?)

Ahmet Tulgar uyardı: "Leyla Umar Diyarbakır’da oynanan şöhretler maçında saha komiseri olarak görev yaptı, diye yazdınız. Leyla Abla’nın başlama vuruşunu yaptığı doğru, ama sonra ayakları üşüdüğü için tribüne çıkıp oturdu. Saha komiserliğini de ben yürüttüm". Hemen düzelttik, gördüğün gibi.

Ertuğrul Ersin uyardı: "Cottarelli, Milanlı olduğu için Galatasaray’a gıcık diye yazdın. Halbuki Cotta, Milan’ın ezeli rakibi olan İnter’i tutuyor". Sevgili Ersin, biz de dedikoduyu hemen terz yüz ederiz (zaten yaptığımız, sadece küçük bir şakaydı): ödül İMF’ye takılmıştı; Cotta, ne yaptı etti, Milan’ı eleyen Galatasaray’a parasını ödettirdi, deriz. Maksat, dedikodu olsun!