Ya uyum olmasaydı!

Ya uyum olmasaydı!


Değişiklik düşünülmüyor, çünkü hükümet uyum içinde çalışıyor. Bir iki anlaşmazlık dışında tabii:
* İçişleri Bakanı Sadettin Tantan (ANAP) ile Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk (DSP). Kavga konusu: Cezaevi operasyonları, af yasası. Durum: Selamı sabahı kestiler.
* Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz (MHP) ile Devlet Bakanı Yüksel Yalova (ANAP). Konu: Telekom. Durum: Birbirlerini bir kaşık suda...
* Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz (MHP) ile Turizm Bakanı Erkan Mumcu (ANAP). Konu: Balıkçı barınağı. (Mumcu "Balıkçı barınağı işinde Ankara’nın avantası var" demiş, Öksüz "Bizim dönemde ihale olmadı. Kendi döneminden bahsediyor olmalı" cevabını vermişti.) Durum: Aynı koridordan bile geçmiyorlar.
* Devlet Bakanı Recep Bal (MHP) ile Yüksel Yalova (ANAP). Konu: Emlakbank. Durum: Fena.
* Devlet Bakanı Recep Bal (MHP) ile Kemal Derviş. Konu: Emlakbank. Durum: Limonî.
* Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan (DSP) ile Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz (MHP). Konu: Telekom. Durum: Gergin.
* Tarım Bakanı Hüsnü Y. Gökalp (MHP) ile Devlet Bakanı Kemal Derviş. Konu: Çiftçi borçları. Durum: Tatsız.
Bunlar, benim bildiklerim. 57. Hükümet’in, bir bakanının intihara kalkıştığı (Hikmet Uluğbay), birinin de azledildiği (Sadi Somuncuoğlu) hatırlanırsa, ne kadar uyumlu çalıştığını ayrıca söylemek gerekmez.

Hanımlar dikkat! Anlattılar da inanamadım...
Otobüs bekleyen bir hanımın yanına bir adam gelmiş, bir adres sorup, uzaklaşmış.
Aradan bir iki dakika geçmiş geçmemiş, bu sefer başka bir adam yanaşmış yanına; kadının koluna girip "Tamamdır, haydi gidelim" demiş.
Kadın önce kolunu çekmiş, sonra bağırmaya başlayınca, adam:
– Az önce pazarlık yaptığın adama paranı verdim. Numarayı bırak, yürü!.. demiş.
Sokakta saf birini bulup, "Sana şu kadını ayarlayayım" diyorlarmış.
Kadının yanına yanaşıp, yalandan bir şeyler soruyor, dönüp müşteriye "İş tamamdır" diyerek komisyonlarını alıyorlarmış. Sonra zavallı kadın, sen karakola git, "Ben fahişe değilim" diye derdini anlat!..
Çaresi nedir, nasıl önlenir bilmiyorum, ama aklınızda bulunsun!

İtiraf ediyorum: dün -son 15 dakikasına nasıl ölmeden dayandığımı bilmiyorum- maç bitip de Fenerliler sokağa döküldüğünde, "Mahmut ne kadar mutludur şimdi!" diye düşünürken yakaladım kendimi, suçüstünde. İster misiniz, fanatik Galatasaraylıların "Berrin, sende gizli Fenerlilik var" ithamları doğru çıksın!
Bir yandan da "Ecvet Amcam duymamıştır inşallah" diyordum.
Ecvet Amcam öyle böyle Galatasaraylı değil. Şu anda yoğun bakımda (Acil şifalar diliyorum uzaktan). Kalp hastalığıyla Galatasaray hastalığı üst üste gelince, bırakın maçları izlemesi, düşünmesi bile yasak. Hasta yatağında büyük kızını yanına çağırdı geçen gün, oksijen maskesini eliyle zar zor aralayıp sordu: "Bizim maç ne oldu?"
Galatasaray’ın maçları olduğu gün, eşi, Ecvet Amca’yı sokağa çıkarır. Evde gizli gizli maç dinler diye... Bir gün, televizyon, radyo, her türlü iletişim aracından uzak tutmak için, Ataköy sahilinde yürüyüşe götürdü. Ama Ecvet Amca’nın aklı maçta...
– Hanım, ne oldu bizim maç acaba? derken, birden parladı:
– Tamam, kaybetti bizimkiler maçı!..
– Nerden çıkardın durup dururken?
– Görmedin mi geçen beyaz arabayı... İçindeki herif bana bakıp, alay eder gibi sırıtıyordu!
-
Ama bana en dokunan lafı Yüksel etmişti: babası hasta Galatasaray’lıydı. UEFA kupasını aldığımız gün tura çıktık. Yüksel arkadaşımı da tebrik edelim, diye uğradım. Baktım yüzü allak bullak:
– Babam bu günleri göremedi, diye dertleniyordu.
Bir maç kaybettik alt tarafı. Şampiyon yine biziz, göreceksiniz.
Kısacık basın kariyerimi bile riske ettim ben bu uğurda. Mehmet Yılmaz’la iddiaya da girerek..
Tavsiye etmez miydiniz?











DİĞER YENİ YAZILAR