Yaslı gittik, şen geldik

Yaslı gittik, şen geldik


"Adamlar ne söylese haklı. Çuvaldızı önce kendimize batıralım..."
Konuşan DYP’nin "eskilerinden" bir milletvekili. Meclis’teki kavga sırasında vefat eden Fevzi Şıhanlıoğlu’nun cenaze töreni için, perşembe günü Urfa’ya gidip dönenlerden. DYP Genel Merkezi iki uçak kaldırdı o gün Urfa’ya. Sabah gidildi, akşam dönüldü. İşte bu uçaktaki Doğruyolluları anlatıyor...
– Sabah giderken, arkadaşımızın hatırasına saygılı, cenazeye yakışır, ağırbaşlı bir heyettik. Dönüşte işin rezili çıktı. Bir iki arkadaş viski getirmişler uçağa. Sıra aralarından, sınıfta ayıp resim gezdiren öğrenciler gibi, gizli gizli bardak uzatmalar... Bir koltuktan ötekine seslenmeler... Fazilet’in Urfa İl Başkanlığı, Sayın Kutan’a (Recai Kutan da uçaktaymış, Tansu Çiller’le ve Hükümet adına Urfa’ya giden Devlet Bakanı Edip Safder Gaydalı’yla oturuyormuş... evet, Kutan’a diyordum) iki tepsi baklava ikram etmiş. Bizimkiler gidip "Sayın Kutan, verin de baklavayı dağıtalım" diye yılıştılar. Adamcağız "Buyrun, afiyet olsun!" dedi, ne desin. Uçakta koca tepsiler elden ele dolaştı; eliyle yiyenler, parmağını şapır şupur yalayanlar... Adamları haklı çıkarmak için ne lazımsa yaptık!
– Anlamadım, kim ne dedi ki?
– Bilmezmiş gibi yapmayın, Allah aşkına! Kim olacak, "DYP’nin maksadı cenaze üzerinden siyaset yapmaktı", diyenler. Urfa’ya giderken "Acaba cenazeye katılım yüksek olur mu?" diye endişeliydiler. Büyük kalabalığı görünce, arkadaşlarının acısını filan unuttular, keyifleri yerine geldi" diyenler. Adamların eline resmen koz verdik!
– Kuzum, bana şikâyet edeceğinize, Genel Başkanınıza söylesenize, diyecektim. Vazgeçtim.

Pehlivan fıkrası gibi oldu, biliyorum. Ama haberler bazen parça parça geliyor. Cuma günü anlattığım "Nilgün Belgün’ün havuza düşme" hikâyesinde bir ayrıntı daha.
Hülya Avşar’ın programını seyredenler, fark edebildiniz mi bakalım? Nilgün Hanım, siyah pantolonuyla havuza düşüp beline kadar ıslanmış ıslanmasına da, zor bela çıktıktan sonra, bir de bakmış, sağ ayakkabısının topuğunun yerinde yeller esiyor.
Profesyonellik güzel şey. Şımarık bir sanatçı olsaydı, o havuzu kim yaptı oraya diye kıyameti koparır, üstümü değiştireceğim, diye tuttururdu. O, paçasından sular akarak, üstüne üstlük topuğu da kırık olduğu için sağ ayak parmaklarının ucuna basarak, program çekiminin sonuna kadar durumu idare etti.

Tansu Çiller’den önce hiç dikkatimi çekmemiş. Eskiden de parti başkanı kadınlar vardı, ama başbakanlık da yaptığı için demek ki, içlerinde en iyi korunanı Tansu Çiller.
Sağda solda, görüneni görünmeyeni bir sürü polis, ve tam gerisinde, yakın markajda, bir kadın memur. Görevi, herhalde Çiller’i silahlı saldırılardan korumak değil, "silahsız saldırı ihtimalleri"ni bertaraf etmek. Bir kadın olarak beni rahatsız eden bir manzara.
Tansu Çiller’in DYP Genel Başkanı seçildiği günkü halini hatırlıyor musunuz? Kongrede, o vıcık erkek kalabalığının içine dalmış, öpenler, sarılanlar... ve bir kadın koruma, arkadan beline sımsıkı sarılmış; adeta iki kadın tek vücut olmuş durumdalar.
Margaret Thatcher’ı yahut Hillary Clinton’ı da böyle korumak gerekmiş midir acaba? Yoksa bu bizim fazla erkeksi siyasetimizin bir çirkinliği midir? Dedim ya, bir kadın olarak bu görüntü benim ağırıma gidiyor.
DYP Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu’nun Urfa’daki cenazesinde çekilmiş yukarıdaki fotoğrafı görünce içim rahatladı. Çiller’in gerisindeki yakın markaja takviye gelmiş ki, aman efendim ne takviye! Breh breh! Mehmet Ağar, milletvekilliği bir yana, eski Emniyet Genel Müdürü, eski Vali, eski Adalet Bakanı, eski İçişleri Bakanı... Bundan güçlü bir "koruma" hayal edebilir misiniz?
Keşke DYP’nin ardı kadar ilerisi de güvende olsa.

Ermeni tasarısı sebebiyle (buna artık tasarı deği, yasa diyeceğiz herhalde) Fransa’yla aramız açıldı. Paris Büyükelçiliği, açık açık söylenmiyor, ama "Geçici maslahatgüzarlık seviyesine düşürüldü" (bayılırım bu diplomatik laflara). Paris Büyükelçisi Sönmez Köksal Ankara’ya çağrıldı. Güzel Sefiremiz Filiz Akın da döndü mü, bilmiyorum. Fransa’yla aza indirilen diplomatik ilişkilerimizi, Paris’te, Müsteşar Kaya Türkmen yürütüyor. Nasıl biridir, diye sordum Ankara’daki meslektaşlarına: "Değerli bir diplomattır, hoş adamdır. Yakında Türkiye’ye dönecek. Paris’e dul gönderdik, bakalım öyle mi dönecek, yoksa..." diye aralarında gülüştüler. Bugünlerde Paris’te bir başka anlamda da hareketlilik var, demek ki. Bir büyük gazetenin Paris temsilciliğinin de yakında boşalacağını duydum...

Bir gazetenin Paris temsilcisi deyince aklıma Nurdan Bernard geldi.
Onu cuma akşamı Siyaset Meydanı’nda gördüm. Ermeni soykırımı iddiasını konuşuyorlardı. Bir Fransız senatörü de vardı toplantıda. Daha kendi aralarında anlaşamayan tarihçilere ağızlarının payını Nurdan Bernard verdi. Konuya hâkim, düşündüğünü tereddütsüz ifade eden halini tavrını doğrusu çok beğendim.
Belli ki ciddi, işinin hakkını veren bir gazetecidir. Paris büyükelçimizdir deseler yadırgamazdım; sefiremiz deseler de...