“Bebek ile Tatil mi?”

17 Ağustos 2019

Deniz, kum, güneş... Biraz uyku, biraz müzik, biraz kitap. Gözlerimi kapatıyorum. İşte hayal ettiğim tam olarak bu. Ne hoş geliyor kulağa değil mi?

Ama sonra bir ses!

“Annneeee”...

O tatlı uykunuzdan uyanıyorsunuz. En çok merak ettiğim konulardan biriydi; “bebekle tatil”. İlk sene pek anlamamıştık ne olup ne bittiğini. Meğer asıl iş bebek yürümeye başladığındaymış. Kızımız 2 yaşına girmeden güzel bir dinlenme ve tatil hayalimiz vardı. Ama ne mümkün. Bizimki bütün tatil durmak bilmedi. Bir onun peşinden bir öteki arkadaşının peşinden. Sabah kahvaltısı, deniz saati, duşu, öğlen yemeği, öğlen uykusu derken vakit nasıl geçti anlamadık.

Demem o ki, bebekle tatil zor arkadaşlar. Her geçen sene de biraz daha zor sanırsam. Benden tecrübeli annelerden edindiğim bilgiye göre de bu 4-5 yaşına kadar böyle. Yanınızda bir yardımcınız ya da aileden biri varsa durum başka tabi. Yani anneler, babalar tatil bize değil çocuklara. En azından bir süre için. Kabul edelim bazen sabır eşiğinizin çatladığı, yorulduğunuz, kızdığınız, pes etmek istediğiniz anlar oluyor. Kolay bir süreç değil bir bebeğin sorumluluğunu almak, bir insan yetiştirmek. İlk günler, lohusalık süreci, emzirme dönemi, memeyi bırakma, ek gıdaya geçiş, uyku düzeni, tuvalet eğitimi... Her aşaması ayrı zor.

Yeni doğum yaptığımda yakınlarıma “ne zaman rahatlayacağız?”, “büyüdükçe kolaylaşıyor değil mi?” diye sorardım. Sessiz kaldıklarında da anlam veremezdim. Şimdi çok iyi anlıyorum çünkü her aşaması ayrı zor. Örneğin, meme bırakma süreci. Anne sütünün önemi malum. Özellikle ilk 6 ay bebeğinizin sadece anne sütüyle beslenmesi doktorların da tavsiye ettiği bir durum. Tabi ki ekstra durumlar hariç. Memeye alıştırmak ne kadar zorsa, memeyi bırakmak da ayrı zor. Biz 18. aya geldiğimizde doktorumuzun tavsiyesi ile emzirmeyi bırakmaya karar verdik. Normalde bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmek önemli ama Beren’in kilo durumunun düşük gitmesi, uyku düzensizliği ve geceleri sık uyanması bizim bu kararı almamızda etkili oldu.

Tahmin edersiniz ki hiç kolay olmadı. Beren emzik de kullanmadığından süreç daha da zorlaştı. Ne yalan söyleyeyim, eskilerin tavsiyesiyle “sirke” yöntemine bile başvurdum. Ama nafile. Minik kuzuma hiç mi hiç tesir etmedi. Başlarda meme verme süresini azalttım, ona sözlü olarak “artık bittiğini” anlatmaya çalıştım. Uykusuz geceler arttı, zorlandık. Doğduğundan beri alıştığı birşeyden kopmak onun için de çok zordu, benim için de. Sütü hala gelen anne için de durum hiç de kolay değil. Bu süreçte göğsü süt dolan annenin sütünü sağması gerekiyor. Ama bunu da çok fazla yapmamalı. Çünkü sağdıkça daha çok geliyor. Bu konuda doktorunuzdan yardım ve fikir almak en iyisi. Zorlu günlerin ardından biz birkaç hafta sonra memeyi bıraktık. Anne baba olmak kolay değil dostlar. Ama pes etmek yok, yola devam!

Yazının devamı...

Büyüyen Kim? Sen mi? Ben mi?

3 Haziran 2019

Ne uzun zaman olmuş yazmayalı... Zaman öyle hızlı akıp gidiyor ki bazen değil yazmak hiçbirşey yapmaya fırsatınız kalmıyor. “Hala mı” demeyin. Büyüdükçe işler kolaylaşır sanmıştım ama yanılmışım. Aksine bizim kız yürümeye başladığından beri evde tempo da arttı. Her an onun peşindeyiz malum. Hele de kendi kendine çok fazla oyalanamayan ve herşeyi karıştıran bir çocuk olunca akşama bizim de pilimiz bitiyor. Yani her dönemin zorlukları farklı. Ama bana sorarsanız çocuğunuz büyüdükçe, sizin sorumluluklarınız ve iş yükünüz de onunla birlikte büyüyor.

Anne olmak demek, hiçbir zaman emekliye ayrılamayacağınız, hayat boyu çalışmak ve daha iyisi olmak zorunda olduğunuz tek iş hayatta. Dünyanın en zor işi!

En son yüksek ateşten bahsetmişim. Bu konu öyle kolay es geçilecek bir konu değilmiş meğerse. Düşmek bilmeyen o yüksek ateşin nedeni 6. hastalıkmış. Kızımın ateşi bir türlü düşmeyip, bir de üstüne 40 dereceyi görünce doğru hastaneye gittik. Acil serviste yapılan kan tahlili sonuçları temiz çıkmıştı ama yine de kızımızın ateşi düşmüyordu. Verilen ateş düşürücüler yaklaşık 1 saat etkili oluyor sonra ateşi yeniden yükselmeye başlıyordu. Neyse ki 3. günün sonunda ateşi normale döndü.

“6. hastalık” teşhisini koymak doktorların bile ilk etapta zorlandığı bir durum. Bu hastalık yüksek ateş sonrası, vücutta çıkan döküntü ile kendini belli ediyor. Ardından da kayboluyor. Bu belirtiyle kesin olarak teşhis konulabiliyor. Nasıl ve kimden geçti bilmiyorum ama havayla bile geçen bulaşıcı bir hastalık bu. Bildiğim kadarıyla 6. hastalık için henüz bir aşı da bulunmamış. O yüzden dikkatli olmakta yarar var. Zira bu ara epey yaygın olduğunu duydum. 6. hastalıkta iştah kaybı, halsizlik, huzursuzluk çocuğunuzda görebileceğiniz belirtiler. İlaç tedavisi ve doktor gözetimiyle bu süreci daha rahat atlatmak mümkün.

Geçen bu stresli günlerin ardından hayatımın en güzel 3. anneler gününü yaşadım. İlkinde Beren’e hamileydim. Bir anne adayı olarak bile anneler gününü kutlamak benim için bambaşka bir heyecandı. Geçen yıl ise, kızıma “anne” kelimesini öğretmek için büyük çaba harcamıştım. Bir an önce o kelimeyi duyayım diye... Ve bugün artık her lafı anlayan, ev işlerinde bile bana şimdiden yardım etmeye başlayan, bazen kendi kararlarını kendi vermek isteyen, “anne” diye diye peşimden ayrılmayan 19 aylık bir afacan var.

İyi ki var! Anne olmak ne büyük, ne şahane bir duyguymuş. Hayat boyu bitiremeyeceğiniz zorlu bir sınav gibi. Her bölümde ayrı bir deneyim, ayrı bir heyecan. Onunla birlikte siz de büyüyorsunuz. Siz mi onu yetiştiriyorsunuz, o mu sizi? İşte orası hala muamma...

Yazının devamı...

''Lütfen Öpme Beni''

2 Nisan 2019

Sorumluluk, fedakarlık, sabır, sonsuz sevgi... İyi bir anne baba olmanın yolu bence bu dört yoldan geçiyor. Yine hastalıklı, ateşli günler yaşıyoruz. Üstelik taşınma arifesinde. Havaların dengesizliği bizi bir kez daha yataklara düşürdü. Sizin de “ne giydirsem” diye dakikalarca dolabının önünde durup beklediğiniz anlar oluyordur. Bende de durum böyle. Ama bu kadar dikkat etmeme rağmen sakınan göze çöp batıyor galiba. Kızıma çok ilaç verme taraftarı değilim ama 10 gündür geçmek bilmeyen gribe daha fazla karşı koyamadım.

Burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, yüksek ateş, öksürük. Ne ararsanız var. İşte tam da böyle durumlarda anne ve baba ne kadar da önemli bir kez daha anlıyor insan. Sorumluluk diyoruz ya hani bir bebeğin sorumluluğunu almak, ona göstereceğiniz şefkat, sevgi tam da burada başlıyor. Fedakarlık mı? İşte o hiç bitmiyor.

Hep düşünürdüm herkes anne baba olabilir mi acaba diye. Bence kesinlikle olamaz. Anne ve baba olmak her yiğidin harcı değil maalesef. O yüzden bir çocuk sahibi olmadan evvel çok iyi düşünmek gerekiyor. Kendi hayatınızı bir kenara koyup, önceliklerinizi, daha doğrusu yaşantınızı çocuğunuza göre planlıyorsunuz. Hayatınız tamamen o oluyor. Bunu çok iyi kavramak gerekiyor. Zor ve meşakkatli bir yol. Ama onun bir gülüşü, bir anne demesi beni yeniden şarj ediyor. Bütün yorgunluğumu, sıkıntımı unutuyorum.

Yalnız bir konuya değinmeden geçemeyeceğim. Bizim bebek öpme ve dokunma merakımız nedir? Genelleme yapmak istemiyorum ama o kadar çok başıma geldi ki. Bu konuda oldukça dikkatli olan birisiyim. Arkadaşlarımın bebeklerini dahi öpmek bir yana dursun severken bile dokunarak sevmem. Ama çevremdekiler aynı hassasiyette değil. Yanlış anlaşılmasın bu bahsettiklerim ya tanımadığım ya da yıllardır görüşmeyip yolda karşılaştıklarım. Ki bu daha da vahim bir durum bence.

Hiç unutmuyorum Beren 6 aylıktı ve yaz tatiliydi. Otel çalışanlarından birisi “öpebilir miyim bebeğinizi?” diye sormuştu. Bende kibar bir dille “hayır” cevabını vermiştim. Ama bazen öyle bir durum oluyor ki; sizin müdahale etme şansınız bile kalmıyor. Oysa onlar daha o kadar hassas ve mikroba açık ki...

Lütfen bebekleri öperek sevme alışkanlığını bırakın. Lütfen bu konuda biraz daha bilinçli ve anlayışlı olun. Aileler adına benden ufak bir rica...

Yazının devamı...

Ömre Bedel Bir Adım

22 Ocak 2019

“Ha yürüdü ha yürüyecek” derken bizim kız yeni yılı beklemiş meğerse... “15 aylık oldu hala emekliyor” diyordum ki; ilk adımlarını 31 aralık gecesi attı.

Yalnız her geçen gün biraz daha iyi anlıyorum. Çok tuhaf bir duyguymuş annelik. Kızım adımlarını attığında bende bir duygusallık, bir gururlanma. Sanırsınız kız üniversiteden mezun oluyor. Bu duygu selini ne yapacağız bilmiyorum. İyice sulu göz olup çıktım. Ama bir bebeğin gün be gün büyüdüğünü görmek, bu anlara şahitlik etmek inanılmaz bir duygu. Hele de sizin bir parçanızsa...

Tabi şimdilerde en büyük hobimiz birilerinin elinden tutup yürümek. Beni, babasını, anneannesini gördüğü an elimizden tutup gezdiriyor bizi. Henüz tek başına yürümeye korkuyor. Yanında güven duyduğu birileriyle yürümek onu rahatlatıyor sanırım. Kızım 15 aylık olunca bebeklikten de çıktı. Artık ne dediğimizi çok iyi anlıyor, bazen sözlü bazen de beden diliyle cevap veriyor. Bizi taklit ediyor. Özellikle benim her yaptığım onun için bir örnek adeta. Bazen ona yaptığım mimiklerin aynısını yapıyor. Taklit yeteneği de hayli fazla. Ona öğretmek istediğim bir hareketi kolayca öğreniyor. İstediği ya da istemediği birşeyi anlatabiliyor.

İlk doğduğu andan itibaren onunla hep konuştum. Beni anlayacağını, hissedeceğini biliyordum. Gece uykudan önce bile sohbet ederiz. “Aman bebektir anlamaz” düşüncesinden sıyrılıp, onunla konuşmak, ona anlatmak inanın bebeğinizin gelişimi için çok etkili bir yöntem bence. Babasından masal dinlemek en büyük hobisi mesela daha şimdiden. Kitap okumak ileride bu alışkanlığı kazanması için çok ama çok önemli. Sözün özü zaman gerçekten çabuk geçiyormuş. Eski resimlere baktıkça ne ara 15 ay oldu diyorum. Ah zaman acımasız zaman...

15 aylık bir kızınız olması demek yavaş yavaş birey olmaya başladı demek. Kendi yemeğini kendisi yemek istiyor, kendi çorabını kendisi giymeye çalışıyor, saçlarını tarıyor... O da yetmiyor bizim saçımızı tarıyor. Kendi kendine yemek yeme durumu bu aylarda çok önemliymiş. Eline çatalı, kaşığı verip “hadi sen ye” diyince pek bir gururlanıyor hanımefendi.

Birşeyleri başarma hissi ne kadar ilginç değil mi? Henüz 1 yaşında bir bebekken başlıyor ve yaşınız kaç olursa olsun geçmiyor. 30’lu yaşlarımdayım ama birşeyleri başardığımda kendime güvenim daha da yerine geliyor, iyi hissediyorum. Şimdilerde buna en yakın örnek de; “anne olmak”. Bu hemen başarılacak bir sınav değil elbette. Uzun bir yolculuk var önümüzde. Sonu olmayan ama her anı eşsiz...

Yazının devamı...

Dandini Dandini Dastana

19 Aralık 2018

Uyku biraz uyku bütün isteğim buydu... Beren 14 aylık oldu. Maalesef büyük bir sıkıntımız var; uykusuzluk.

Bizim kız bebeklikten çıkıyor, uykusu da yavaş yavaş düzene girer dedikçe bizde hiçbir gelişme yok. Hata bende mi bilmiyorum. Aman kızım yatağa da çıksın bizle de yatsın, annesinin kucağında keyif de yapsın dedikçe işler çığrından çıktı. Pişman mısın derseniz kesinlikle değilim. “Aman kendi yatağına alıştırma” diyenlere inat ben kucağımdan indirmedim kızımı. Evet uykusu düzene girmedi bu nedenle zaman zaman sabrımın tükendiği zamanlar olmuyor değil. Ama ben aksini beceremedim.

Uyku eğitimi kitapları mı dersiniz, ağlatma yöntemi mi? Çeşitli yöntemler denedim. Ama ağlama yöntemi kesinlikle bana göre değil. Kızımın ağlama krizini, hıçkırıklarını duyduğum andan itibaren o zaman geçmek bilmedi. Nitekim 20 dakika dayanabildim ve yine kucağıma aldım.

Doktorumuz bu konuda emzirmenin etkili olduğunu söyledi. Yani hala meme emen bebeklerin maalesef bu sorunu olabiliyormuş. Çünkü bebek “meme emeceğim” düşüncesiyle uyanıyormuş. Biberon ya da emzik kullanan bebeklerin daha uzun uyuduğu söyleniyor. Yine de uyku için emzirmeyi bırakmak doğru mu bilmiyorum. Gündüz uykusu deseniz o da sürekli değişken. Gündüz 1.5 saat uyursa mutlu oluyoruz. Sizin anlayacağınız bizde durumlar hala düzene giremedi ne yazık ki.

Bir de çevrenizdekilere böyle anlattığınızda inanmayanlar var. “Aman canım uyumaz mı 14 aylık bebek. Kesin abartıyor” bu. Hele böyle anlatıp anlatıp gittiğiniz yerde uyumuyor mu? Bir de yalancı çıkıyorsunuz o zaman. Benim yeni anne olan ya da anne olacak arkadaşlarıma en büyük temennim; uykuyu seven bir bebek olması. Çünkü bebeklerin beslenmesi ne kadar önemliyse uykusunu alması da en az o kadar önemli. Bakalım uykusuz gecelerimiz ne zaman son bulacak?

Anne adayları fırsatınız varken bol bol uyuyun.

Yazının devamı...

Kaşla Göz Arasında

8 Kasım 2018

Minik prensesim artık 1 yaşında.. Ne ara geçti koca sene, ne ara yaş aldı benim kızım inanın bilmiyorum. Her saniyesi bambaşka bir heyecan, bambaşka bir deneyimdi. Onunla beraber bende sil baştan hayatı öğreniyorum sanki. Anne olmadan önceki benle anne olduktan sonraki ben arasında oldukça fark var.

Hayatımızın bu en özel yılını, kızımızın ilk yaşını kutlamadan olmazdı elbette. Baby shower ve diş buğdayı da yapmadığımızdan bugüne daha bir özendim. Mekan seçimini yaptıktan sonra organizasyon firması arayışına girdim. Ama o da ne? Firmaların istedikleri ücretler dudak uçuklatacak cinsten. Onu arıyorum yok bunu arıyorum yok...

Neyse en sonunda bütçemize uygun olan bir firmayla anlaşıp konsept belirledik. Pasta, süsleme, hediyelikler vs... Seçenekler o kadar fazla ki, kafanız karışıyor. Şart mı derseniz kesinlikle değil. Hatta vakti olan anneler bu hazırlıklarla kendileri ilgilense çok daha keyifli olur eminim. Hazırlıkların ardından ailelerimiz ve dostlarımızla geçirdiğimiz kızımızın ilk yaş günü oldukça keyifliydi... Bu arada bebeğinizin ilk yaş doğum gününden çok da bir şey anlamadığını düşünmeyin sakın. Kendisi için oraya gelenleri gören bebeğimiz oldukça mutluydu. Hediye açma kısmıysa yaş kaç olursa olsun en güzel an galiba. Beren 1 yaşında ama kendisi için alınan hediyeleri görünce çıldırıyor resmen. Paketleri yırtıp, açmak en büyük hobisi.

E zaman geçtikçe ilgi alanları da değişiyor tabi. Hediye paketi açmanın yanı sıra evdeki eşyaları karıştırmaya da başladık. Dolaplar açılıyor, tencere tavalar çıkarılıyor. Bulaşık ve çamaşır makinesi de ilgimizi çeken şeyler arasında. Gün geçmiyor ki, yeni bir merak edinmesin küçük hanım.

Büyüyor bizimki büyüyor...

Yazının devamı...

Mükemmel Anne

27 Eylül 2018

30 Ağustos Zafer bayramı... Ne özel bir gün değil mi? Ama benim için çok önemli bir anlamı daha var artık. Kızım ilk kez emekledi. Bende bir yandan sevinç bir yandan duygusallık, bir yandan da garip bir gururlanma... Ama emeklemesinde bu kadar duygulandıysam yürümesinde, konuşmasında, okula başlamasında düşünemiyorum.

Ne tuhaf şeymiş şu annelik. Bir sürü değişik hisleri aynı anda yaşıyorsun. Mesela, “iyi bir anne değil miyim”, “acaba başaramadım mı?” gibi kaygılar yaşadınız mı hiç? Ben yaşadım. Kızım mama sandalyesinden düştü. Bu ilk değil üstelik. Daha önce de yataktan düşmüştü. O an yaşadığım korkuyu anlatamam. Ömrümden ömür gitti resmen. Bir de 24 saat beklemek var ya, “birşey olur mu” endişesiyle aman ki ne aman. Saatler geçmek bilmedi. Allahtan doktorumuz bu konuda rahatlatıcı biri. Bu tip düşmelerde, ilk 1-2 saatin önemli olduğunu ve bebekteki belirtileri takip etmek gerektiğini söyledi. Kusma ve gözlerde kayma en önemli olanları. Eğer böyle bir durum olursa bebeğinizi vakit kaybetmeden doktoruna ya da hastaneye götürmek gerekiyor. Kimileri düşmenin ardından, çocuktaki uyku haline de dikkat etmek gerektiğini söylüyor. Bebeğin birkaç saat uyutulmaması gerektiğini düşünenler de yok değil. İşte tam da bu olayda kendimi çok suçladım. Hatalıydım. “Hemen yanına döneceğim” diyerek kızımı mama sandalyesine bağlamamıştım. Tabi böyle bir olay olunca da o an ister istemez “acaba iyi bir anne değil miyim” diye sorguluyorsunuz. Her anne gibi bende kendimce çok emek veriyorum, gözümden sakınıyorum, o bir ağlasa ben bin kat üzülüyorum. Ama ne yaparsanız yapın, bazı durumlardan kaçamıyorsunuz maalesef. Hele ki bu kadar yoğun bir tempoda, bu kadar uykusuzluk ve yorgunlukla bizler de hatalar yapabiliyoruz.

Allahtan bebek düşmeleri çoğu kişinin başına gelen bir olaymış. Allahtan diyorum çünkü bunu bilmek bile beni rahatlattı nedense. Tek değilmişim en azından. İnternette buna benzer o kadar çok olay okudum ki. Mama sandalyesinden düşen, koltuktan düşen, yataktan düşen... Hareketlenmeye başladığında daha zor diyordu arkadaşlarım. Haklılarmış. Her an peşindesiniz ya da o sizin peşinizde. Bizimkinin en büyük zevki çekmeceleri boşaltmak ve çantamı kurcalamak. Tabi burada da ayrı bir dikkat etmek gerekiyor. Bebeğime zararlı olabilecek eşyaları ondan uzak tutmaya ve kendimce tedbirler almaya başladım. Prizler en önemlileri malum. Sehpaların sivri köşeleri, aynalar...

Bir de şu yürüteç meselesi var. Kimileri yürüteçi onaylıyor, kimileri onaylamıyor. Benim de bu konuda epey kafam karışmıştı. Yürüteç ile büyüyen bir bebek olarak kendi kızıma almaktan da çekinmedim. Ancak doktorumuz bu konuda çok netti; “o yürüteç kesinlikle kullanılmayacak” Özellikle sehpalarda unutulan sıcak içeceklerin bebekler için son derece tehlikeli olduğunun altını çizdi. Bu konuda yaşadığı tecrübeler de vardı. Birkaç hastasının sırf bu nedenle yoğun bakımda yattığını söyleyerek bizi uyardı. Yürüteç ile ilgili uzmanların belirttiği bir diğer önemli konu bebeklerin bu nedenle geç yürüdüğü. Ayrıca kafa travmalarının en sık görüldüğü durumların yürüteç nedeniyle olduğu söyleniyor. Kafam hayli karışık... Bizim zamanımızda yoktu böyle şeyler. Hatta yürüteç sayesinde çabuk yürüdüğümü söylerdi annemler. Siz ne dersiniz? Kullanmalı mı? Kullanmamalı mı?

Yazının devamı...

''Zor Dostum Zor''

6 Eylül 2018

Tatil mi dediniz!

“Yolculuğun hedefi gideceğin yer değil, göreceğin yeniliklerdir” demiş Henry Miller... Tabii bu söz birçok insan için farklı yerler görmek, yeni kültürler keşfetmek kısacası gezmek olarak algılanabilir. Ama bunu gelin bir de biz ebeveynlere sorun! Çünkü bebeğinizle çıktığınız yolculukta aklınızda; “Acaba rahat edebilecek miyiz? Yolculuk boyunca uslu duracak mı? Yerini yadırgayacak mı? Bugün ne yiyeceğiz? (ek gıdaya geçenler için), Otel bebek dostu mu?” gibi soru ve düşünceler oluyor.

Bebekli ilk tatil birçok anne ve baba için büyük heyecan verici bir deneyim. Bizim ilk tatil rotamız, kızım ve annemle birlikte Bodrum’du. Babamız yanımızda olmadığı ve ilk seyahatimiz olduğu için biraz endişeliydim aslında... Araba yerine uçakla gideceğimiz için endişem bir kat daha artmıştı. Malum bebeklerin çoğu arabayı daha çok seviyorlar. Bizim ki de öyle... Ama uçak bambaşka bir deneyimdi. Çok şükür korktuğum gibi olmadı. Beren hanım uçağı sevdi. Özellikle kalkış ve inişlerde bebeğinizin kulağının tıkanmaması için onu emzirmeniz ya da emzik kullanıyorsa emzik vermeniz hayli önemli. Kızım ilk günden beri emziği kabul etmeyenlerden... Kullanan ebeveynlerin işini kolaylaştırdığını biliyorum ama ne yapalım biz de böyle idare edeceğiz artık.

Uçakla gitmenin bir dezavantajı ise, havaalanından kalacağınız yere giderken kullandığınız araçlar. Bu araçlarda bebek için oto koltuğu olanları bulmak çok önemli. Çünkü çocuğunuzun güvenliği açısından oto koltuğunun olması şart. Ama tatil beldelerinde kimi zaman böyle araçları bulmak bile başlı başına bir problem. Ben oto koltuğu olan bir araç bulamadığımdan, yaklaşık 45 dakikalık yolu kucakta gitti bizim kız. Emniyet kemerimizi taktık ama güvenlik açısından yetersiz olduğu da bir gerçekti.

Bir diğer önemli konu da yemek... Ek gıdaya geçen bebek sahibi ailelere önerim; eğer otelde kalacaklarsa bu otellerin oda kahvaltı konseptinde olmaması... Ben böyle bir tesis tercih ettiğim için zorluğunu da epey yaşadım. Düşünsenize tatile gidiyorsunuz ve her gün “ben bugün bebeğime ne yedireceğim” diye düşünüyorsunuz. Sizi bilmem ama beni oldukça zorladı bu durum. Dolayısıyla gideceğim ikinci tatilde yemek konusuna özellikle dikkat ettim. Bu kez babamız da yanımızdaydı... Herşey daha rahat geçecek diye düşünüyordum ama hesaba katmadığım şey bu kez de havaydı. Temmuz ayında tatile gidiyorsanız öğlen sıcaklarına özellikle dikkat etmeli ve önlem almalısınız. Bizim doktorumuz bu konuda epey temkinliydi. Her ihtimali göz önünde bulundurarak, yanımızda bir poşet ilaçla gittik. Orada her an doktor ve eczane bulamama ihtimaline karşı...

Hazır bir poşet ilaç demişken, bebeğinizle seyahate çıkarken siz yanınıza neler alıyorsunuz sevgili anneler? Beren hanım, benim valizimi şimdiden ele geçirdi. Kıyafet ve oyuncaklarının yanı sıra, şampuanı, güneş kremleri, ıslak mendili, bezleri, tırnak makası, ateş ölçeri derken bana valizde yer kalmadı neredeyse... Dinlenmek mi? Bu zor bir soru işte... Kızımla tatil eşsiz bir deneyimdi ama “dinlenme” kelimesi bana biraz uzak gibi. Tabi yanınızda size yardım eden birisi varsa o zaman durum başka. Olsun tatilin her türlüsü kabulümüz... Hele de kızım varken...

Bakalım şimdiki yolculuk nereye?

Yazının devamı...