Geçen hafta bir arkadaşım vasıtasıyla tanıştığım Hülya Öz’den bahsetmek istiyorum. 30 yılı aşkın süre mimarlık yaptıktan sonra, içine daha doğrusu doğaya dönmeyi tercih ediyor. Ve aynı zamanda evi olan atölyesinde takı tasarımları yapıyor.

Buraya kadar her şey çok sıradan. İşin ilginç kısmı tüm bunların bir tesadüfle başlaması. Mimarlık yaparken de takı tasarımına meraklı olan Hülya Öz’e Raffles Otel’den bir küratörlük teklifi geliyor. Bunun üzerine İstanbul’u ziyaret eden otel misafirlerinin evlerine birer hatıra götürmesine yönelik bir takı koleksiyonu hazırlıyor ve ortaya
30 parçalık bir koleksiyon çıkıyor. Bu koleksiyon tasarımcının markasını kurmasına sebep oluyor ve markanın adı tasarımcının isminin tersten birleşimi olan Zoya oluyor.

Tasarımcı bunun Farsça’da ‘hayat dolu’ anlamına geldiğini sonradan tesadüfen öğreniyor.

Kısacası tesadüfler zinciri bir markanın oluşmasında büyük rol oynuyor.

Selçuklu medeniyelerinin etkisi

Anadolu Selçuklu medeniyetlerinin izlerini barındıran bölgelere sık sık araştırma gezileri yapan Hülya Öz, ‘Evrenin Geometrisi’ koleksiyonunu karşılaştığı tarihi mimari yapılar ve bezeme kültürünün zenginliğinden ilhamla oluşturuyor. Geçmişten aldığı bu kompozisyonları yaşamda gözlediği akış, denge, ahenk, bütünsellik, bağımsızlık ve parçanın bütünle ilişkisi gibi kavramlarla bağdaştırarak, evrenin ortak görsel dili haline getiriyor.

Evren’in bu markayla işi burada da bitmiyor. Tasarımcının sanatçı kızının Pera Müzesi’nde verdiği bir eğitim, Arya isimli koleksiyona hayat veriyor.

Bu eğitim, her frekansın evrende bir görsel karşılığı olduğu üzerine kurulu. Katılımcılar, bedenlerini ve zihinlerini serbest bırakıp, ellerini müziğin ritmine bırakıyorlar. Ve sonunda ortaya farklı çizimler çıkıyor.

Müzikten doğan desenler

Bu çalışmayı atölyesinde kendi
seçtiği ve çok sevdiği bir arya ile
yapmaya karar veriyor. Seçimi
romantik bir hikayeyi anlatan İtalyanca
‘Tu Cosa Fai Stasera’ oluyor ve sonunda çiçek motiflerine benzeyen organik
formlar ortaya çıkıyor. Koleksiyonun adı da Arya oluyor.

Mimarlık öğrencisiyken hayata gelen kızının, bir gün tasarımcının profesyonel hayatına yön vereceği evrenin tesadüfleri sevmesiyle alakalı değilse neyle alakalıdır? Bilemiyorum.

Ama ben böyle hikâyeleri çok seviyorum. Herkesin kendi hikayesini yazmasının da gelecek nesiller için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bazıları bunu kelimelerle yazar, bazıları notalarla, bazıları da senaryo şeklinde. Hülya Öz de gümüş tasarımlarla ve yarı değerli taşlarla yazanlardan.

Koleksiyonları da son derece yalın ve güçlü. Geometrinin gücünü ve taşların tılsımını zıtlıklardan doğan dengeleri yaratmakta ustaca kullanan tasarımcının en beğendiğim parçaları olan bu inci bileklikleri bir arada kullanıp kendi hikayemi oluşturmuş oldum.

Beyaz barok inci ve siyah
incinin zıtlığı ve inciyle sert köşeli
geometrik formların zıtlığından oluşan uyum tıpkı evrendeki birbirine son derece ters kavram ve insanların müthiş organizmasını anlatıyor.

Kısacası evren tezatları da tesadüfleri de çok sever. Siz de etrafınızda olanlara dikkatlice bakın. Belki sizin de hayatınızı değiştirecek fırsatlar şu an karşınızda ya da tam da kapının ardında olabilir.

Etiketler