Hormonsuz Aşk(mı) Olurmuş?

9 Ağustos 2019

Çalan bir müziğin ritmine kendini kaptırmış, bir yandan salına salına dans ederken, bir yandan da ritmini hücrelerinde hisseden; mutlu bir aşık !

- Ona bu soruyu sorsak; muhtemelen dansı kesip cevap vereceğini beklemek çok anlamlı olmaz. Çünkü aşk hali; hormonlu olup olmadığıyla ilgilenmeyi gerektirmez. İlgi alanının tamamı, aşk denizinde kulaç atmaktır. Peki; dans edeni, biraz yaklaşıp incelesek, anlayabilir miyiz hormonlu mu yoksa hormonsuz mu içinde bulunan aşk?

İçindeki mutluluğun keyfini çıkara çıkara, bedenin tüm coşkusunu, yüreğindeki sevginin sevinciyle buluşturmaya çalışıyor.

- Mutluluk; bu dans ritmine eşlik eden, çoşku dolu duyguların bedeni ele geçirip, tepeden tırnağa hissedildiği bir sonuçtur dersek. Bu sonuca bakarak duygu yoğunluğu dolu bir sürecin, mutluluk var etmesiyle karşılaştığımızı görebiliriz.

Dans ederken değişen müziğin yenilenen ritmine ayak uydurmak için soluklanırken beden, yanaklar süzülen gözyaşları ile yıkanır.

- Bu yaşlar mutluluğun içinde hüzün olduğunu da mı gösterir acaba bize? Bedenin; mutluluğunu hissederken, sebebinden önce, duyulardaki coşkunluğun etkisi ağır basacağına göre, neden gözyaşını hüzün ile birleştirelim ki?

Dans ederken değişen mutluluk ritmine yeniden ayak uydurduğunda, bu kez sesle eşlik edilen şarkının temposuna, bedenin içi de dışı da katılır.

- Sadece sevgi olabilir mi bu coşkulu mutluluğun sebebi. Aşk için hormon şart mıdır? Sevginin çokluğu ve yoğunluğu ise Aşk, ne diye üreme güdüsünü Aşk ile bir araya getiriyoruz ki? Üremek için birbirine kendini beğendirmeye çalışan diğer canlı türlerde de bu güdü varken, onlardan ne gibi bir farkımız olabilir?

Yazının devamı...

Dağları Deldiren Hormon mudur?

22 Temmuz 2019

Sanırsın ki; dağları delen Ferhat nihayet aşkına kavuşmuş. Değme keyfine. Hatta mümkünse hiç dokunma bile.

Kendini ödül olarak armağan ettiği sevdiğinin, böyle değerli bir ödül için, ne yaparsa yapsın karşılığını ödeyemezcesine hizmet aşkıyla paralanışına hiç aldırmadan, uzatmış ayaklarını sehpaya.

Anlatıyor, her bir dağın nasıl büyük zorluklarla delindiğini, araya giren kayaların nasıl bir aşka kavuşma uğruna ufalandığını, itinayla ve hiç bir detayını atlamadan, anlatıyor da anlatıyor.

Öyle büyük büyük kuruyor ki cümlelerini, her bir kelime, odanın duvarlarında "Senin için, Senin uğruna" diye diye yankılanıyor. Dört duvara da şiddetle çarpan bu mesajlar, uğruna eziyetler çekildiği, Şirin olduğu tahmin edilen kişi tarafından tek tek toplanıyor.

Fakat uğruna dağ delinen tarafından toplanan bu sözcükler, anlamları yüzünden iç dünyada kendilerine uygun bir yer bulamıyorlar. Hiç bir bölüm bu toplanan sözcükleri kabul etmiyor. Çünkü; 'Senin için, senin uğruna deldim onca dağı' sözlerindeki 'minnet' içeriğini kabullenecek bir tek hücre bulunamıyor. Anlamsızca, Şirin kostümündekinin içinde dolanmaya başlıyorlar.

Gel zaman, git zaman o kadar çoğalıyor ki; içindeki 'kendini sevene, bu sevgi için borçlu olma' tutanakları, her hücresine dokunacak kadar etrafa saçılıyorlar. Artık sevgili Romeosuna bakarken, ayakları sehpaya uzanmış başka birini görmeye başlıyor.

"Önce ben içtim de zehir kafası mı bu bendeki" diye birlikte yazdıkları senaryoya tekrar tekrar göz atıyor. Fakat, bu sevginin hiç bir zamanında yaşanan bu sahneye ait bölümü bulamıyor. Hatırladığı tek şey bu sevgiyi sahnelerken Sevgi başrolde olacaktı, kimse rol çalmayacak, senaryoya müdahele etmeyecek şekilde, sadece sevecekti, peki, bu neydi o zaman?

Aklına gelen "

Yazının devamı...