İki durak arası mutluluk mümkün mü?

27 Mart 2017

Tıklım tıklım bir tramvay. Herkes kendi halinde, yüzlerinden düşen bin parça. Suratsızlık, mutsuzluk, sıkıntı, huysuzluk dolu tüm yolcularda. Gidiliyor tıngır mıngır. İnenlerin yüzlerinden düşürdüğü bin parçaları eze eze yeniden binenlerin mutsuzlukları daha da tıklım tıkış yapıyor tramvayı. Arada birisi telefonda -olmadığı yerde olduğu yalanını söylerken- duyanların; refleksle bakışlarını sesin geldiği yöne çevirmesi dışında hiç bir duygu belirtisi yok, koca kalabalıkta.

Olur şey değil, bu da ne böyle?

Kahkaha sesi çınlıyor. Hem de tek sefer değil? İki durak geçildi, hala kikir kikir gülüşmeler, arada kahkaha sesleri resmen cıvıl cıvıl renkli boya saçıyor tramvayın içindeki tüm kararmışlıklara.

Kabul edilir şey değil! Bu ne rezillik, kepazelik! Hem de genç kızlar! Hiç yakışık alır mı?

Kime göre nasıldır bilemem ama tramvaydaki kararmışlıkların içindeki iki orta yaşın üzerindeki hanım önce refleks olarak istemsizce gülümsedikleri eğlenceli kahkaha seslerine anca iki durak tahammül edebildiler. Yüzlerindeki gülümseme,iy karanlığa öyle çabuk gömüldü ki, bir birlerine yetiştirip, eğittikleri çocuklarının nasıl böyle edepsizlik yapmadıklarını anlatmaya başladılar. Yetmedi, duyulmasını istedikleri bir tonla;

Ayıp canım, insanların derdi var tasası var. Hasta ziyaretinden mi geliyor, başı mı ağrıyor. Üzgün mü, yorgun mu? Hiç düşünmüyorlar!

diyerek indiler.

Orta yaş üstü, olsa olsa 50-60 yaş arası, çok değerli çocuklar yetiştirmiş olduklarıyla övünen iki hanımefendi. Hiç şüphesiz doğduklarında hayatın kararmışlıklarına direnen rengarenk insanlar vardı çevrelerinde. Fakat şimdi kendileri genç kızların en içten eğlenceli kahkahalarına iki durak arası tahammül edemiyorlar.

Yazının devamı...

Sevişme(me) ustalık ister!

3 Mart 2017

Güneş doğmadan güne başlayıp, güneşi görmeden bütün günü geceye taşıyan tüm bedenlere haksızlık yapmadan söylemenin bir yolunu bulmak lazım. Yorgunluk, bıkkınlık ve yılgınlık hayatın kenarından sökülüp tam ortasına motif olmaya doğru ilerliyor olabilir.

Hatırlamaya çalışın en son ne zaman bir rüzgarın bedeninizi sarıp sarmaladığında hissettiğiniz huzuru? Ne zamandı en son duyduğunuz bir müziğin tüm hücrelerinizi işgal edip bütün duyularınıza hükmedişi? Göz bebeğinizdeki damarların doğrudan ruhunuza bağlı olduğunu anlamanızı sağlayan bir rengin güzelliğine en son baktığınız tarih yakınlarda mıydı?

Sevişmenin sadece yatakta değil hayatta olduğunu hatırlamıyor musunuz yoksa bildiklerinizi bile unutturan bir koşuşturmada mısınız?

Huzurun soluduğunuzun havasıyla ruhunuza ulaştığı muhteşem manzaralar için kilometrelerce uzaklara seyahat etmeniz tek seçeneğiniz değil. Bilet almadan ulaşacağınız bir yer daha var size bunu sağlayacak:

Düşünceleriniz!

İmkansızlığını önünüze koymadan mutlu olduğunuzu düşünün. Hayatın getireceklerinin önce korkusunu hissetmeden güzelliklerini düşünün. Sevginizin karşılıksızlığıyla kederlenmek yerine sevmenin içinizde sağladığı coşkuyu düşünün. Yaşamınızın beğenmediğiniz yanlarıyla mücadele ederken yaşamın güzel yanlarını düşünün.

Sevgiyi düşünün. Severek yaşayın.

Yazının devamı...