Badem ağacı

"Okumak geçmişin namuslu insanlarıyla söyleşmektir” demiş ismini anımsayamadığım bir yazar. “Giyinik yapılan en sağlıklı eğlence yazmaktır’”demiş bir başka yazım insanı. “Şiir de insanı sevmeye yararmış”. Bu sözleri de işi sevmek olan bir şair söylemiş. 2 Temmuz 1993 Sivas-Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülen Metin Altıok. O bir felsefe öğretmeniydi. Felsefe yaşamın ta kendisi! Anlamayanlar, bilmeyenler yangın çıkarıyorlar insan ormanlarında.

“Ve ben derim ki; geçip gider zaman ömrüm ömrüm ve yanan mum biter. Soğur cehennem bile...”

Metin Altıok’un ilk aşkı Karşıyakalı güzel bir kız. (Karşıyaka’da çirkin kız olur mu?) Fazla yüreklendirip düş kırıklığı yaşatmak istemiyor sevenine. Şöyle sesleniyor ona, “Bu ham dünyada zoraki bir söz gibi sevgim. Sevsem sana yazık, sevmesem incilirsin.”

Bingöl’de felsefe öğretmenliği yaptığı süreçte özlem ağır bastığında, şehrin karı, dağı, balı meşhur ama onun gönlünde kızından daha önemli hiç kimse olamaz. Mektup gelmiş birgün sevgili kızından, belli ki bir miktar şişirme var gençlik hali. Felsefe hocası anlıyor halinden. İnciltmeden, dokundurarak yanıtlıyor, “Sayfayı doldurmak için kelimelerin arasını alabildiğine açarak yazdığın mektubunu aldım. Bütün şişirmeliğine rağmen sevdim. Hem bir şair kızının yazısına ve yazdığına başkalarından daha çok özen göstermesi gerekmez mi? Çünkü bu yazdığını bitirdikten sonra okuyup gözden geçirmediğini gösteriyor. Senin yanlışlarını düzeltmek benim babalık görevim. Yoksa öğretmen oldum diye sana da öğretmenlik tasladığımdan değil.”

Metin Altıok’un sevgili kızı Zeynep Altıok, şu sıralar CHP İzmir Milletvekili olarak mecliste görev yapıyor. Yaşam nasıl bir düğümdür çözmek olanaksız.

***

“Badem Ağacı, en çok meyveyi yaşlanınca verir.’”

Hem hoşuma giden hem de işime gelen bu sözcükleri Peter Ackroyd’un İngiliz müziği isimli kitabından aşırdım. 20 yıl süren öğrenim yaşamımda (çift dikişler dahil) okumak ve yazmaktan hep kaçtım. Futbol topunun çekiciliği ile eve bir kaç kuruş ekleme kaygısı hep ağır bastı. Tüm diplomalarımda hocalarımın hoş görüsü güzel, iyilik sever arkadaşlarımın katkısı var. Onlar olmasaydı ben yine vardım ama büyük bir olasılıkla diplomaları yoktu. (İlkokul diploması dışında) İstanbul’da futbol oynadığım yıllarda takım arkadaşlarımla ortaklaşa paylaştığımız kira ile tuttuğumuz bir bekar evimiz vardı. Evlenenler, ayrılanlar olunca Yaşar Mumcu ile (1965-1973 Fenerbahçe’de) ikimiz kaldık. Yerimiz müsait. Yaşar’ın Trabzon-Akçaabat Sebat’tan hem takım, hem çocukluk arkadaşı kaleci Kaşif Töre Ağanoğlu o yıllarda İstanbul Hukuk’ta okuyor, yurtta kalıyor. Yaşar, “Kaşif’e eve gel” dedi, Kaşif’de bu mis gibi öneriyi ikiletmedi. O süreçte Şaşkın Bakkal’da oturuyoruz. Kaşif eve geldi, çantalarından giysi yerine kitaplar fışkırıyor. Öylece yoldan çıktım! Yaşar bilardo ile kağıt oyunlarını severdi. Biz de Kaşif’le evde rakı-balık ile kitap okumayı. Kurardık sofrayı ilk kadeh ısınma turlarından sonra Kaşif’in elinde Nazım’ın ‘Memleketimden insan manzaraları’

‘Hep bir ağızdan türkü söyleyip

hep beraber sulardan çekmek ağı,

demiri oya gibi işleyip hep beraber,

hep beraber sürebilmek toprağı,

ballı incirleri hep beraber yiyebilmek

yarin yanağından gayri her şeyde, her yerde

hep beraber diyebilmek.

İşte öylece okuyarak yıllar geçti. Bir gün yazmak şey denilen kurt düştü parmaklarımın ucuna. Öyle ustaca, profesyonelce işler değil bunlar. Amaç, kendimi badem ağacı gibi hissetmek...

Badem ağacı

Çocuğumun eğitimine ne zaman başlayabilirim?

Eğitim uzmanı Francis W. Parker’a gelen bir kadın, “Çocuğumun eğitimine ne zaman başlayabilirim?” diye sordu. Parker; “Çocuğunuz ne zaman doğacak?” diye yanıt verdi. Kadın, “Doğmak mı? Çocuğum şimdi 5 yaşında” dedi. Bu sözleri işiten eğitim uzmanı heyecanlanarak, “Aman hanımefendi.Burada benimle konuşarak boşa zaman harcamayın, hemen evinize gidip eğitime başlayın. Eğitimde en iyi 5 yılı kaybetmişsiniz.” (Kaynak Hayata Yön Veren Öyküler)

Biz ve onlar

İsveç’te refah seviyesi yüksektir ama bu sandığınız sebepten dolayı değil. İsveç’teki refah seviyesinin sebebi İsveçlilerin çok para kazanmasından çok aşırı derecede tutumlu olmaları ve hesaplarını bilmeleridir. Türkiye’den bir örnek verelim. Ülkemizde son yıllarda, ‘Dışarıda serpme kahvaltı yeme’ modası başladı ve birçok beyaz yakalı hafta sonları boğaz manzaralı kahvaltıcılara gidip iki üç günlük ücretini tek öğünlük yemeye veriyor. Bunu bir İsveçliye söyleseniz kalpten gider. Volvo’da müdürlük yapan yöneticilerin bile evden tost yapıp getirdiği İsveç’te insanların dışarıda yemek yemesi için özel bir durumu olması gerekiyor. Birinin doğum günü, evlilik yıldönümü, mezuniyet gibi özel günler dışında neredeyse dışarıda hiç yemek yemiyorlar. İşe bisikletle veya toplu taşımayla gidip geliyorlar. Ailenin bir tane ufak arabası oluyor ve bunu mutfak alışverişi yapılacağından filan kullanıyorlar. Bir evde sadece oturulan odada ışıklar açık oluyor. Bizdeki gibi evde yalnız otururken ses gelsinde yalnızlık hissetmeyeyim diye tv’yi açık bırakmıyorlar mesala. Aldıkları bir paltoyu 10-12 sene boyunca giyiyorlar. Bizdeki gibi her sene cep telefonlarını yenilemiyorlar ve yenilediklerinde de ucuz bir model alıyorlar. Bizde inanılmaz bir savurganlık var. Herkes gösteri peşinde. İsveç ve Kuzey Avrupa’daki diğer ülkelerde refah kültürü var ama bunun sebebi sandığınız şeyler değil. Onlar para içinde yüzdükleri için değil tutumlu oldukları için refaha ulaşabildiler. (Bir alıntı)

Badem ağacı

ÖZLÜ SÖZLER

Peşlerinden gidecek cesaretiniz varsa bütün rüyalarınız gerçekleşebilir. (Walt Disney)

Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak lazım. (Balzac)

Kitaplar yanlızlığın çocukları, yalnızlığın yapıtlarıdır. (Marcel Proust)

Gençken bilgi ağacı dikelim ki, yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak yerimiz olsun. (Lord Chesterfield)

Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin belki de gülmeden ölürsünüz. (Vıctor Hugo)

Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur. (Yunus Emre)

Vizyon geliştirmeden, hareket eden kabus, vizyonu olupda hareket etmeyen hayal görür. (Japon Atasözü)