Bahtiyar Pat Pat...

İlginç bir isim değil mi? Yine siyah beyaz bir fotoğraf. 19 Mart 1976. Yer Beyoğlu Çiçek Pasajı. Pat Pat Gaziantep’li tarih öğretmeni. Polatlı yedek subay okulu 97. dönem. Ben 2. bölük, o 3. bölük. Fazla yakın değildik o süreçte. Okulda selam falan verirdik birbirimize, derin bir muhabbet yok. Yıl 1968 okul dönemi 6 ay. Bitiminde domino taşlarını (asteğmen) taktılar omuzlarımıza. Çektik kuraları. O sıralar İstanbulspor’da oynuyorum. “Şansım iyi giderse İstanbul ya da yakını olsun” diyorum. Çektik kurayı, tak Malkara/Tekirdağ çıktı. İstanbul’a 185 kilometre uzaklıkta. İyi bir kura. Bir pazar öğleden sonra bindim otobüse Topkapı’dan akşama doğru vardım Malkara’ya. Sordum Subay Gazinosu nerededir? Tarif ettiler, küçük yer kolay buldum. Girdim içeri baktım Bahtiyar orada. ‘Vay yiğenim hoşgeldin’. Dinleyeni bayıltacak güzellikte Antep şivesini kullanırdı. Harika keman çalar, ondan daha nitelikli olarak, yiyeni çileden çıkartacak damak tadında çiğ köfte yapardı. O insan güzeli Antepli dostumla unutamayacağım 6 ay geçirdim Malkara’da. Altı ayın bitiminde kulüpten ayarladılar ve Selimiye 1. Ordu’da görevli olarak İstanbul’a geldim. Askerliğin bitimine kadar Bahtiyar’la bir araya gelme olanağı bulamadık. 1971 yılında İstanbul’dan İzmir’e döndüm. 73 yılında da Teknik Adamlık kurslarına katılma amacıyla profesyonel futbolculuğu bıraktım. Yaşım daha 31. Yüksek Okul mezunluğunun yanı sıra Amerikan Kültür Derneği’nde İngilizce kurslarına başlamıştım. Bayağı da ilerledim. Amacım açılacak antrenör monitör kursunu bitirdikten sonra İngiltere’ye gidip hem lisan hem de teknik adamlığı geliştirmekti. Bir gün Alsancak, ‘Mennan’da (Dondurmacı olarak bilinir) otururken İstanbul’dan arkadaşlarım Yalçın ile Mustafa’yı; Alsancak’ta gezinirken gördüm. Seslendim, kucaklaştık. Hal hatır sonrası konu ‘Ne iş yapıyorsun?’a geldi. Anlattım, Yalçın ile Mustafa İstanbul’da ‘Golclup’ markasıyla hazır giyim üretiyorlardı. “Boşver teknik adamlığı tut Alsancak’tan bir dükkan bizim satıcımız ol” dediler. Balık burcuyum, duygusalım. Ani karar veren bir yapım var. Ertesi gün dükkanı buldum, tuttum Alsancak Plevne Bulvarı’nda, hazır giyim satıcısı oldum. Şimdi gelelim köşemizdeki siyah beyaz fotoğrafın hikayesine. 19 Mart 1976 günü sabah erken saatlerde uçakla gittim İstanbul’a. Nişantaşı’nda dükkan için mal seçtim ve öğleden sonra işleri bitirdim. Akşamına gece yarısı Varan Turizm otobüsüyle İzmir’e döneceğim. Otobüs terminali Taksim’de.
Daha zamanım var. Geldim Çiçek Pasajı’ndaki entelektüel Cavit’in mekanına. Cavit’le hem eski günleri andık, hem de özlem giderdik. Bir baktım ki, Bahtiyar Pat Pat ile arkadaşları tam takım saz çalanı da almışlar karşılarına tezgah kurulu, türküler gırla gidiyor. Beni gördü yine ‘Hoşgeldin gel yiğenim gel’ dedi. Baş ucumda gülümsediğim adamdır Bahtiyar Pat Pat. Kadehleri tokuşturduk, sonrası Taksim’e nasıl geldim, otobüse nasıl bindim... Gözlerimi açtığımda Susurluk, tost ayrancısının önündeydi Varan Turizm. Aziz Nesin’in unutamadığım sözleridir; ”Bazen insan öyle özlenir ki, özlenen özlendiğini bilse yokluğundan utanır.” Nerelerde bu özlenen insanlar?

Sınırların olumsuz gücü

İkinci hikaye

Ne yazık ki bir çok kişi yaşam yazgısını olduğu gibi kabul eder ve potansiyeline ulaşamaz. Bu kişiler boş bir kavanozun içinde duran pireler gibidir. Bu durumu gözleyen kişi kavanozun pireyi içeride tutan bir kapağı olmadığını fark eder. Öyleyse bu pireler neden kavanozun dışına atlayıp özgürlüğe kavuşmazlar? Yanıt basittir. Deneyi yapan kişi ilk önce pireleri içine koyduğu kavanozun kapağını kapar. Pireler yükseğe sıçrar ve küçük beyinlerini şiddetle kavanozun kapağına vururlar. Bir kaç baş ağrısından sonra pireler o kadar yükseğe sıçramaktan vazgeçerler ve yeni buldukları rahatlığın keyfini sürerler. Artık kapak kaldırılabilir ve pireler içeride tutulabilir; gerçek bir kapakla değil ama ‘Bu çok yüksek, artık yeter’ diyen bir düşünce tarzıyla. (3. hikaye haftaya)

Ne demişler

- Gezerken gözlerini yanına almayı unutma. (A.B. Acott)
- Aya ulaşmak umutları içindeki insanlar, ayaklarının dibinde açan çiçekleri görmez oldular. (Albert Schewitzer)
- Yaşamak kendi kendini adam etmektir. Zeka ve bilgiyi kullanarak etinden ve kemiğinden heykelini yapmaktır. (Goethe)
- Hayat bir define avı değildir. Hayatın kendisi bir hazinedir. (Dennis Waitley)

Fıkra

Temel çok güzel bir kadını gözüne kestirmiş. Kızın peşindeymiş ve bir taraftan da kızı nasıl ayartırım diye düşünüyormuş. Klasik tavlama usüllerinden biri gelmiş aklına ve birden kadına dönüp, “Hadi bize gidelum, saa pul kolleksiyonumu göstereceğum” demiş. Kadın şaşırmış fakat bozuntuya vermemiş, “Peki ya beğenmezsem?” O zaman Ciyunur gidersin. (Kaynak Lebib Timur)

-----------------------------

Amerika’ da yaşan Dursun, Trabzon’ daki Temel’ i yanına çağırıyormuş:
– Ula Temel ha puraya gelursen aç kalmazsun da. Sadece yerdeki paraları toplasan o bile yeter sana demiş. Bunu duyan Temel birazda merakında binmiş uçağa Amerika’ ya gitmiş. Uçaktan inmiş, valizini alıp hava alanından çıkmak üzereymiş. Bir de bakmış yerde 100 dolar var. Paraya bakmış bakmış ve şöyle demiş :
– Ula daha ilk günden işe mi başlanur

Göz

Bir gün göz dedi ki; ‘Bu vadilerin ötesinde mavi sisle örtülü bir dağ görüyorum ne güzel değil mi?’ Kulak, dinledi ve bir süre dinledikten sonra dedi ki, ‘Fakat dağ nerede?’ Onu işitmiyorum.’ Sonra, el, konuşup dedi ki, ‘Ona dokunup hissetmek için boşyere uğraşıyorum ama dağı bulamıyorum.’ Ve burun dedi ki, ‘Dağ yok kokusunu almıyorum.’ Sonra göz başka tarafa döndü ve diğerleri aralarında gözün garip hayali hakkında konuşmaya başladılar. Ve dediler ki, ‘Göz’ün bir sorunu olmalı’
(Kaynak Hayata Yön Veren Öyküler)