Bugün futbol

“Bir futbolcu, kendi yarattığı kültürle kaslarının, duygularının efendisi olabilirse futbol denen vahşi ormanın efendisi olur.”
Okuduğunuz bilgece sözler, yıllarca Fransa Milli Takımı’nın ve de Bayern Münih’in sol beki olan futbolcu Bixente Lizarazu’nun... Spor üzerine 16 kitabım var. Ağırlıklı olarak futbol yazıyor. 13’ünün yazarları yabancı. 3’ü bizden biri. Genç yaşta yitirdiğimiz sevgili spor yazarı Cem Can’ın ‘İlkelerimizi Kim Yazacak’ . İkincisi, sosyal bilimci Prof. Ahmet Talimciler’in ‘Futbol Yazıları’ , üçüncüsü ise spor yazarı Taner Kahraman’ın ‘Altı Üstü Futbol’ adlı kitabı. Kitaplarla arası iyi olan bir toplum değiliz. Okumayı yazmayı değil, konuşmayı severiz. Eleştiride de bir numarayız. Geçtiğimiz günlerde ülke futboluna (İtalya’yı da ekleyebiliriz) ismini kazımış ‘Sinyor’ lakaplı Can Bartu’yu yitirdik. Can Abi’nin karşısında oynama talihsizliğini yaşamışlardan biriyim. (Talihli mi demeliydim) Nedeni şu, onun kendine özgü çalımlarıyla bel fıtığı olma olasılığınız yüksektir. Türk futbolunda kitabı yazılacakların ilk sıralarındadır Can Abi. (Lefter, Metin Oktay, Turgay Şeren) Ama ne yazık ki hiçbirine ilişkin bir tek yapıt yok. Sadece sosyal medyada kısa özyaşam öykülerini bulabilirsiniz.
Ülkemizde onlarca ünlü spor yazarı geldi geçti. Ne acıdır ki biri bile kitap yazmaya soyunmadı. Kalemi en güçlü olanlardan İslam Abi’nin (Çupi) bile eski köşe yazılarıyla yetiniyoruz. Eğitimde gelişmiş, Batı ülkelerinde, haliyle sporda da gelişmiş olduklarından, kitabevlerinin rafları spora ilişkin yazılı eserlerle donatılıyor.

İşim gereği son birkaç yıldır futbolu yoğun olarak izliyorum. Ülkemizin dışında İngiltere, İspanya, Fransa ve de Avrupa Şampiyonlar Ligi... Bu da bana kapsamlı karşılaştırma yapma olanağı veriyor. Futbol sahalarının bütününde zeminlerin, çimlendirilmesinin hangi yıl başladığını anımsayamıyorum. 1956-1973 yılları arasında 4 yılı amatör, 12 yıl profesyonel futbol oynadım. Toprak zeminde başladım, toprakta bıraktım. Bahar mevsiminde toprak zeminler sert, kışın çamur deryasıydı. Bu nedenle hep ayakta kalmaya çalışırdık. Düşmek, can acıtıcıydı. Günümüzde tüm zeminler halıyı andıran yeşillikte çim. Futbolcular (özellikle ülkemizde) zemin üstünde topu kapmak için adeta kayak-slolom yapıyor. O aşamada da çoğu futbolcunun ayak bileklerinde krampon izleri! Olay sonrası cümleâlem hakemin başına üşüşüyor. Sarı kartı gören bir şey yapmadım diyor, darbeyi alan sarı kart yetmez kırmızı hakkıdır! Bir de ilginç olan, özellikle 1. Lig’de futbol alanlarımız neredeyse bütünüyle yabancılaşmış. Şimdi bu aşamada 60 saniye düşünün, sonra yanıtlayın lütfen. Yabancı cennetine dönüşmüş futbol alanlarımızda oynanan futbolun kalitesi nedir sizce? Hemen bir soru daha. Bu yabancı aşkı yöntemiyle Türk futbolu gelişmekte midir? Yetmedi bir tane daha, ülkemizde oynayan yabancıların kaçı Avrupa’da oynayabilir?

Futbol alanında işler iyi gitmediğinde, hakemin düdüklerinden hoşnut olmayan taraftar hep bir ağızdan ‘Futbolun katilleri, Türk hakemleri’ diyerek toplu seslenişlerle eyleme geçiyor. Yeri gelmişken son bir soruyla noktalayalım bugünkü köşeyi: “Sizce futbolun katili yalnızca Türk hakemleri midir?”
İyi pazarlar, esen kalın...

Yaptıklarınızın farkına varın

Kimya hocası, bir deney esnasında öğrencilerine ders vermek amacıyla, “Hiç gözlem yapmıyorsunuz, ezbere hareket ediyorsunuz. Yaptıklarınızın farkına varın ve ona göre hareket edin” dedikten sonra masanın üzerinde duran, iğrenç kokulu sıvının içine parmağını daldırdı ve ağzına götürdü: Öğrencilerinden de yaptıklarını tekrar etmelerini istedi. Öğrenciler, isteksiz bir şekilde ama karşı gelmemek için söyleneni yaptılar. Yapar yapmaz da hepsinin yüzlerinde acı dolu bir ifade belirdi. Bunun üzerine öğretmen, öğrencilerini yeniden uyardı, “Bir daha söylüyorum, gözlem yapmıyorsunuz. Eğer dikkatli bakmış olsaydınız, ağzıma götürdüğüm parmağın sıvıya batırdığım parmak olmadığını fark ederdiniz. Hayata Yön Veren Öyküler

Felaketlere gülecek kadar

İki taksi çarpıştı az ötemizde ve biz
katıla katıla güldük.
Aşktı, bize unutturan dünyayı
Biz ki kimsesiz bir kedi görsek sokakta
Alıp eve getirirdik daha dün.
Ey insanlık, anla ve bağışla bizi
Felaketlere gülecek kadar
Seviyoruz birbirimizi
İsmail Uyaroğlu

Dünyada en sık görülen hastalık nedir?

Zatürre/Bronşittir. Onu ishal, HIV/AIDS ve depresyon izler. Türkiye’de depresyon oranı kadınlarda %24, erkeklerde %3’tür. Normal! Depresyonla mücadelenin yolu, yürüyüş yapmak mıdır? Evet. İlaçlar kadar etkili bir yol olduğu kesin. 24-25 yaş arası denekler üzerinde yapılan son araştırmalar haftada üç ile beş kez yarımşar saat yapılan egzersizin depresyonu yenme konusunda ilaçlar kadar (Hatta daha fazla) etkili olduğunu ve depresyon belirtilerini düzenli olarak yüzde ellilere kadar azalttığını ortaya koymuştur.

Kaynak: Cahillikler Kitabı

Ne demişler?

- Dünyada ilk bakışta doğruluğuna çok güvendiğim şeylere ikinci kez dikkatle bakmanın gereğini anlayacak kadar çok yaşadım.
Josh Billings
- Kimi, sıkı sıkıya tutunmanın kişiyi güçlü kıldığını düşünür. Kimi de gerektiğinde bırakabilmeyi. Sylvia Robinson
- İnsanlar, kırmızı bir güle doğru koşarken çoğu zaman ayaklarının altında ezilen, kırçiçeklerinden habersizdirler. Anonim
- Yağan yağmura çiftçiler hoş geldin derken, piknik yapanlar lanet eder.
Dan Millman

Gülmece

Hapiste geçirdiği 12 yıldan sonra kaçmayı başardı, eve geldiğinde karısı ona şöyle dedi: Kaçış haberini 9 saat önce TV’den duydum. 9 saattir nerdeydin, kiminleydin, ne halt yiyordun? Adam, polisi aradı ve tekrar teslim oldu.

Kadın doktora sora: Doktor Bey, kocam uykusunda sürekli konuşuyor. İyileşmesi için ona ne verebilirim?
Doktor: Kocan uyanıkken ona konuşması için fırsat ver!