Dans eden yıldız doğurmak

Doğada, her şey küçük doğar ve büyümeye başlar. Büyük doğupta küçülen tek şey acıdır! (İlhan Selçuk)

Kırk yaşında üniversiteye gitmeye niyetlenen bir adam arkadaşına, “Bitirdiğimde 45 yaşında olacağım demiş” . Arkadaşı da “Bitirmediğinde kaç yaşında olacaksın?” diye yanıtlamış onu.
Yaşlıları dinlemekten sıkılıyor genç insanlar. Haksız sayılmazlar. İlgi alanları öylesine büyüdü ki yaşlılar sıkıyor onları. Gençliğin ilk basamaklarında değil, kırk yaşlarında olmak isterdim şu günlerde. Yitirdiklerini anlamak, geleceği planlamak için doğru bir evre.
“Tünelin ucunda gördüğünüz ışık, karşıdan gelen trenin farları olabilir” demiş elli yaşlarında akıllı bir adam. Kim olduğunu ben de bilmiyorum. Ama belli ki, tavşanın ışık karşısında paralize oluşu gibi karşıdan gelen ışık gözlerini kamaştırmış olmalı. Hayatın önünüze çıkardığı her engelde vazgeçerseniz asla ilerleyemezsiniz. Oyunda kalmak ruhsal bir güç gerektirir.
Engeller bu güçle aşılır. Bu sözlerin yaratıcısı Jennifer Armbuster, bir paralimpik şampiyon. Büyük zorlukları aşıp yarışıp başarıya ulaşan insanlar üç adımda bir çıkmıyor elbette karşımıza. Lakin onlar az da olsalar var. Ve de insanlığın gözü önünde birer rol model olarak ışıldıyorlar.
Şampiyon, “Her engelde vazgeçerseniz asla ilerleyemezsiniz” diye uyarıyor. Ama yine de mezarlıklar milyonlarca vazgeçenlerle dolu! Bir sorunu toparlamak zorundayım. İlk satırlarda kırk yaşımda olmak isterdim demiştim. Lakin vurgulamalıyım bugünkü aklımla. Çelişki işte bu aşamada dolanıyor insanın bacaklarına. Tökezliyor, düşüyorsunuz. Her insan aklını kullanamıyor. Yaşamının güçlü evrelerinde. Kimimiz gecelerin, loş ışıklarının büyüsüne takılıyor, kimimiz ise o saatlerde nitelikli bir uykudan sonra ertesi sabah güçlü uyanıp boğayı boynuzlarından yere indiriyor. Yaşamın güzel yanını hangisinin hakettiğini söylemeye gerek kalmıyor böylece. “Dans bir yıldız doğurmak isteyen, önce kendi içinde büyük taşkınlıklar kaos yaşamalıdır. Gururlu bir yüceliğe erişmek isteyen ağaç fırtınalı hava ister” diyor yaşamı fırtınalar içinde geçen bir adam, Filozof Friedrich Nietzsche salt filozof değil, ek olarak filolog kültür eleştirmeni, şair ve besteci bu değerli insan.
Koltuğunun altında onca eşyayla nasıl yalpalamadan yürümüş bu insanlar... Çok çalışarak ama yaşamayı da ıskalamadan aşkların en tutkulusunu soluk soluğa nefes kesen anları bir ressam titizliğinde tuvale vurdukları fırça darbeleriyle anlamlandırarak nirvanaya ulaşanlar. Yaşamı sorgulayarak filozoflara özendiğim anlar oluyor.
Bu satırları benzer bir süreçte yazdım. Her zaman söylediğimi bir kez daha yinelemek isterim. Yazar değilim.
Sadece futbolcu eskisiyim. Kaçırdığım anları da artık yakalama şansım yok. Anımsayarak oyalanıyorum. İyi pazarlar, esen kalın...

Bir tebessüm hikayesi

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmiste kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğle yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahsiş bıraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahsiş alıyordu. Akşam eve giderken kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki... İki gündür boğazından asağı lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı...
Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar...
Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu.

Ksentos tapınağında M.Ö dokuzuncu yüzyıldan bir duvar yazısının devamı

Aşka sakın burun kıvırma. Aşk nedir?
Çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir.
O bahçeye bakmayı hak etmiş bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli ilgiye, yardıma, bakıma, sevgiye ihtiyacı olduğunu unutma.
Hayatta kaybedebilirsin...
Kaybetmeyi...
Ahlaksız bir kazanca tercih et.
Birincisinin acısı biran, ötekinin vicdan azabı ömür boyu sürer.
Bazı idealler o kadar değerlidir ki;
O yolda mağlup olman bile zafer sayılır.
Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.
Yıllar geçiyor, geçecek...
yılların geçmesine öfkelenme.
Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et, geçmişe...
Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
Rüzgarın yönünü...
Değiştiremiyorsan...
Yelkenleri rüzgara göre ayarla.
Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil
gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir.
Ara sıra...
Kendini tutamayabilirsin
Yüreğini isyana kaptırabilirsin
Fakat unutma:
Evreni yargılamak imkansızdır.
Onun için kavgalarını sürdürürken bile
kendinle barış içinde ol.
Annenin seni doğurduğu...
Saatleri hatırlıyor musunuz?
Sen ağlarken!...
Herkes sevinçle gülüyordu.
Öyle bir ömür geçir ki, sen öldüğünde
herkes ağlasın.
Sabırla, sevecen ol
Erdemini yitirme...
Önünde, sonunda sahip olduğun tek servet yine kendinsin.
Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve
kalleşliğine rağmen
Dünya insanoğlunun biricik güzel
mekanıdır.

AFORİZMALAR

- Para parayı çeker diyorlar. Ya paranız yoksa! O zaman sadece
çekersiniz. (Çetin Altan)
- Bir insan için en büyük suç, başkalarının istediği hayatları yaşamak. Kendi doğrularınızı, hayatınızı başarılarınızı yaşamalısınız. (Robin Sharma)
- İnsanlar sadece anladıkları konularda konuşsalardı, dünyadaki sessizlik dayanılmaz olurdu. (Max Lemel)

ŞİİR

Sen ki ne hüzünler
yaşadın bir başına
erisin artık yüreğinde çırpınan tan yeli
Ne belaymış deme
zindanda kararmak
acıda aynı imbikten çekiliyor
umut da şimdi
(Refik Durbaş)