Öykünmek....

"Felsefe, insanların yaşamı merak etmesinden doğar

"Felsefe, insanların yaşamı merak etmesinden doğar. Yaşamı en çok merak eden ise çocuklardır.." (Aristo)

“Birine ya da bir şeye benzemeye çalışmak, biri ne yaparsa kendisi de onu yapmak”... Yazı başlığının sözlükteki karşılığı kısaca böyle. Halkın ağzında yaygın kullanılan karşılığı ise kıskanmak... Yaklaşık 30 gün bu duyguyla ekrana odaklandım. Rusya’da Dünya Futbol Şampiyonası, İngiltere’de tenisin 1 numaralı yarışması Wimbledon... Sporu sevdiğim için hep şanslı saydım kendimi. Futbola bir yarışmacı olarak da katılınca, şansım sevinç, gurur, özgüven ile daha da boyutlandı. Damlacık’ta kahvehaneden dönme tek odalı bir mekânda tam 19 yılım geçti. Metin Abi’yi (Oktay) Damlacık formasıyla izlediğimde 10 yaşımdaydım. Öylece futbola sevdalandım... O yoksul ortamdan Portekiz’in başkenti Lizbon’da oynanan Dünya Gençler Şampiyonası’na gittiğimde de yaşım 18’di. Dönüşümde lise bitirme sınavları başlıyordu. Sınavların çoğu sözlü yapılıyordu. Okulun ünlüsüydüm. Hocalarımın hoşgörüsü, sevginin sınırlarına yaslanmıştı. Tarih-coğrafya sınavlarında, koy bir kenara elindeki soruları, bize gittiğin yerleri; Portekiz’i, Lizbon’u anlat dediler... Futbol, elinden tutup nerelere taşıyor insanı. Çok şey değişti, gelişti günümüzde... Sporcuların giysileri, spor yapılan alanlar, tribünlerdeki rengârenk coşkulu görüntüler... Ve de spor medyası. Olan, biten her şeyi odanızda, evin içinde, ekran karşısında o kalabalıklarla birlikte yaşamak, solumak... Bir zamanlar dünyanın en iyisi Maradona’nın, Messi’nin golünden sonra tribünlerde yaşadığı coşku... Takımının ya da rakip takımın gollerinden sonra birbirlerini içtenlikle kutlayan devlet başkanları... Sevinç ile hüznün birlikte aynı anda ve yerde iki ayrı görüntüde dışavurumda böylesine içten, yapmacıksız... Güneşin sana ulaşmasını istiyorsan, gölgeden çık demiş Konfüçyüs. Karanlıktan aydınlığa ulaşmak için daha çok eğitim, daha çok bilgi, daha çok spor...

‘Wimbledon bir başka’

Genç erkekler çiftler kategorisinde kupa kaldıran, 17 yaşındaki Yankı Erel’imizin sözleri, “Herkes söylüyordu, Wimbledon bir başka diye; gerçekten öyleymiş...” Spor dallarında başarıyı en az yaşadığımız alan tenis. Yankı, bir biçimde o kötü yazgıya son verdi. Başarıya, salt çok çalışmayla, kafalarda yer etmiş önyargılardan soyutlanarak ulaşılabileceğini gösterdi. Kişisel eğitim ile sporu bir arada sürdürmek zorundayız. Üniversitelerimizde spor neredeyse spor yok denecek kadar az. Eğitimli sporcu sayımız yetersiz. Yankı, tenise 6 yaşında başlıyor. Günümüzdeki kulübü Garanti Koza Akademi. “Başarı, istediğini elde etmektir. Mutluluk ise elde ettiğini sevmektir” demiş, La Fontaine... Çok sayıda eğitim gören Yankı’lara gereksinimimiz var. Var olan potansiyelimizi ya yeterince kullanamıyoruz ya da kullanmasını bilmiyoruz. Tanrı, bize iki yuvarlak organ verdi. Birisi düşünmek, öteki oturmak için. “Başarı, hangisini daha çok kullandığımıza bağlı” demiş bir akıllı adam...

Öykünmek....

Kocaman yürekli olmak...

Fransa’nın Dünya Kupası’ndaki altın çocuğu, 19 yaşındaki Mbappe, kupa nedeniyle aldığı 433 bin euro primini hasta ve engelli bireylere, bedava spor eğitimi veren bir hayır kurumuna bağışlamış. “Başarının tadı, iyiliğin coşkusu” Karakter, zekâdan daha yüksek bir yerdedir” diyor, Emerson. Dünya böylesine büyük yürekli gençlerin özverileriyle güzelleşip, yaşanılır olacaktır. Geleceğe yönelik, gerçek cömertlik şu an her şeyden vazgeçmeyi içerir. Bu genç adam, geleceği 19 yaşında planlıyor. Gerçekleşmesi için de verici oluyor. Özlemini duyumsadığımız büyük bir karakter Mbappe.

Irvin Yalom

82. yaş günüm yaklaşırken, bu denizde benim için de bir şey olup olmadığını merak ettim. Hâlâ, yaşam ve merak doluydum ama tanıdığım ve sevdiğim pek çok kişiyi kaybetmiş olmak beni üzüyordu. Bazen, kaybolan gençliğimin yasını tutuyordum. Bazen de giderek yıpranan iskeletim, gıcırdayan eklemlerim, zayıflayan göz ve kulaklarım dikkatimi dağıtıyordu. Yine de günün an ve anbaklığının nihai karanlığa her geçen gün daha da yaklaştığının farkındaydım. (Günübirlik Hayatlar, sayfa 191)

Öykünmek....

Ne zaman?

Ne zaman direnme gücüm meydanlara taşarsa,

Var edecek yoktan, umut dolu günleri.

Ne zaman yüreğim benden çıkıp, bizi yaşarsa

Güzellik ay gibi doğacak

Kötülük sayacak geri.

Yeni baştan yaşamak isteyecek herkes ömrünü,

kıvrılmayacak, yaprak gibi içine

Zaferin harcına yarışacak, katmak için terini

Herkes sahip çıkacak gördüğü düşlerine

Tasasız, korkusuz sarılıp sevgilisine

yürüyecek şarkılar dolu kıyılarda

yaşamak işte böyle delicesine

bir eli sevgili elinde öbür eli yıldızlarda

(F. Tuğrul Okay)

Gönüllerin insanı olmak...

4 milyon nüfuslu Hırvatistan, futbolda dünya ikincisi. Kadın cumhurbaşkanları, Kitarovic, finali birlikte izlediği Fransız Cumhurbaşkanı Macron ile kupa töreni için el ele sahaya indi. Hakemi ve iki takımın oyuncularını teker teker sarılarak kutladı. Rusya Devlet Başkanı Putin, törende korumalarının tuttuğu şemsiye ile yağmurdan korunurken, Kitarovic, coşkuya taraftar gibi ortak olup yağmurdan sırılsıklam oldu. Kitarovic, ülkesinin maçlarına gittiği günlerde maaşından kesinti yaptırdı ve de ekonomi sınıfından aldığı bilet ücretlerini de cebinden ödedi. Sözün bittiği yerdeyiz. Artık düşünmeye başlayabiliriz.