Topkapılı Mehmet

"Emrindeki erlerden biri Topkapılı Mehmet’di. Eski tulumbacıydı. Kolunda meşin bileklik, boynunda muska taşıyordu. Kabadayı’ydı. Mustafa Kemal, bu bıçkın askerini Manga Komutanı yaptı. En tehlikeli görevleri ona veriyordu. “Göreyim seni Topkapılı” diyerek sırtını sıvazlıyor, her defasında bir bölük asker göndermiş kadar netice alıyordu. Topkapılı’yla temasını hiç koparmadı. 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktığında gizli istihbarat için kurduğu ‘Mim Mim Grubu’nun başına getirdi. Anadolu’ya silah, cephane, adam kaçıran bu yurtsever kabadayı “Topkapılı, Cambaz Mehmet” adıyla nam saldı. Sustalı, tabancalı, onlarca elemanı vardı. Sokakta müthiş bir istihbarat ağı kurmuştu. Yaprak kımıldasa haberi oluyordu. Filmi çekilmesi gereken operasyonlara imza attı. Mesela, İngiliz işgal kuvvetleri komutanı general Harrington’ın makam otomobilini çaldı. Kendisi sürerek götürdü. Ankara’da Mustafa Kemal’e hediye etti. Bizzat, Atatürk tarafından İstanbul Milletvekili olması için teklifde bulunuldu. Teşekkür ederek kabul etmedi. “Koşum tutmaz bir insanım. Müsade buyurun serbest kalayım” dedi. TBMM tarafından 1500 bin lira maaş bağlandı. Onu da kabul etmedi. Kızılay’a bağışladı. Mustafa Kemal, para, makam, şöhret değil. İnsan biriktiriyordu. Topkapılı Cambaz Mehmet bunlardan biriydi. Selanik’ten Sofya’ya, Trablusgarp’tan, Çanakkale’ye insan biriktirdi. Kurtuluş Savaşı’nı başaran kadroya isim isim bakın lütfen. Neredeyse hepsi Mustafa Kemal’in ömrü boyunca biriktirdiği ve temasını kesmediği insanlardı."


(Mustafa Kemal Sfy 64-65 Yılmaz Özdil)

Kitap 500 sayfa, Yılmaz Özdil özgün anlatımıyla sizi elinizden tutup başka bir zamanda muhteşem bir gezintiye çıkarıyor. Mutlaka okuyun. Aydınlanın. Yanınızda da mendilinizi eksik etmeyin!...

“Hayatı ve dünyayı kendi küçük dünyası ile sınırlı tutanlar bizi anlamazlar” Şeyh Bedrettin

Bir özür

Bir zamanlar İzmir’de televizyon vardı. Geçen haftaki yazımız. Spor programlarımı paylaştığım dostlar. Belleğime güvenirim ama bu kez çuvalladım. Yeni TV’de müthiş keyifli programlar yaptığımız sevgili Engin Anlı’yı ıskalamışım. Özürlerimi kabul et güzel kardeşim. Demek ki, belleğimin bakıma alınma zamanı gelmiş.

Topkapılı Mehmet

Romantiklerin ilki

William Words uzun yaşamını İngiltere’nin en güzel bölgelerinden birinde Göller Bölgesi’nde geçirdi. O ve arkadaşı Samuel Taylor Coloridge’ye 1798’de Lirik Baladları yayınlayarak İngiliz şiirinde devrim yarattılar. Onlar ilk romantiklerdi ve Keats, Sheffley ve Lord Byron’ın yolunu açtılar. Çok büyük iki değişiklik yaptılar. Şiirin dilinde ve konusunda Words Word kent dışında yaşayan insanların yalın dilini kullandı. Ve doğa konusunda yazdı. Coleridge doğaüstü hakkında yazdı. (Şiirleri) onlardan önceki şiirle karşılaştırıldığında aradaki fark çok süslü bir bahçe ile göllerin doğal görünümü arasındaki fark gibidir. Ama tüm yalınlığına karşın Words Word’ın dili, yine de alışılmışın dışındadır. Sözgelimi çoğunlukla özne ile fiilin yerini değiştirir. Fransız İhtilali’nde (O zaman 19 yaşındaydı) Fransa’da olmanın coşkusunu anımsayınca şöyle yazdı:

“Mutluluktu, o şafakta yaşıyor olmak.

Ama genç olmak cennetin ta kendisi.”

Güzel sözler

Düşüncelerim için ölmeyi göze alamam. Çünkü yanılıyor olabilirim.

(Bertrand Russan)

Doğru ayakkabılarını giyene kadar yalan dünyayı dolaşır. (Mark Twain)

Yetenek zirveye çıkarır karakter orada tutar. (John Woodan)

Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli zannediyor. (Nietzche)

Sevmeye kabiliyetin yoksa, o gözlere bakmayacaksın (Tamer Sanverir)

Güçlü ve genç kalmanın tek sırrı var. Hergün yeni birşey öğrenmek. (Solon)

Bir ülkede, bir kişi bir bir saydı...

Bir duvar var, yıkılmıyor.

Bir şarkı var, duyulmuyor.

Bir mesaj var, ulaşmıyor.

Bir dağ var, aşılmıyor.

Bir sevgi var, paylaşılmıyor.

Bir cennet var, gidilmiyor.

Bir dua var, edilmiyor.

Bir rüya var, gerçekleşmiyor.

Bir giysi var, çıkarılmıyor.

Bir kılıç var, kınnanmıyor.

Bir yara var, kapanmıyor.

Bir kitap var, yazılmıyor.

Bir ağaç var, budanmıyor.

Bir söz var, söylenmiyor.

Bir çizgi var, geçilmiyor.

Bir ekin var, biçilmiyor.

Bir kapı var, açılmıyor.

Bir barış var, yapılmıyor.

Bir hapishane var, boşalmıyor.

Bir ölü var, gömülmüyor.

Bir dua var, sevilmiyor.

Bir göz var, görmüyor.

Bir kulak var, duymuyor.

Bir yürek var, açılmıyor.

Bir kader var, değişmiyor.

Bir hayat var, yaşanmıyor.

(Metin Münir 2. Kasım 2012 Milliyet)

Gülümse

İhtiyar baba Izak ölüm döşeğindedir. Doktorlar “Allahtan umut kesilmez ama, ancak bir iki günlük ömrü kaldı” derler. Bütün aile babanın söz sözlerini dinlemek için başı ucunda toplanır. Baba Izak gözlerini güçlükle açıp sorar; “Anneniz burada mı?” Evet baba... “Kızım Rebeca?” O da burada. “Oğlum Salamon?” Buradayım baba. “Yani bütün aile burada mı?” Evet baba. Baba İzak birden gözlerini fal taşı gibi açıp sesini bütün gücüyle yükseltir; “Peki ulan, dükkanda kimi bıraktınız? Be sersemler....

Yarın geriye kalan hayatımızın ilk günü!