Yel Kabe!

Moor’e dilinde “Yel Kabe” basitçe “Sorun yok” demek. Sinirlenmenin, nefretin ve üzüntünün problemlerle baş etmede yeri yok diyor kısaca.

Eve erken dönen adam, karısını başkasınla aynı yatakta görünce donup kalmış! Kadın öfkelenmiş, “Neden erken geldin?” diye bağırmış. Adam kendini toparlamış, “Senin yatakta başkasıyla ne işin var?” demiş. Kadın, “Önce ben sordum, benim soruma cevap ver ve olayı saptırma” diye kızmış. Bu söyleşinin üzerine adam özür dilemiş mi bilmiyoruz. Olayı fazla uzatmamışlar. Yani neredeyse, “Yel Kabe” durumu olmuş. Bu muhabbetten cinayet çıkmayacağı açık. Belki mahkeme, boşanma, hakimin karşısında uygarca bir final. Malların çoğunu kim alır sizce?

Hırvatistan eski devlet başkanlarından Franco Tudyman’la saklambaç oynamak mümkün değilmiş. Neden mi? Çünkü o saklanınca kimse arayıp bulmaya çalışmazmış. Ne kötü durum. Saklandığınız yerde yaşlanmak. Arayan, soran yok. Lütfen büyüklerinizi sık sık arayın, saklambaç oynamayın! “Yaşamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam gecenin konusudur.”

Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü isimli kitabından aşırdım bu satırları. Şöyle düşünce... Evet yaşamı hep akşam konuşmuşum. Gündüz iş, yoğunluk, fırsat yok diyebiliriz. Doğrudur. Akşam da kadın ile erkek biraraya geliyor yaşamı konuşuyorlar. Ya boşanmaya karar veriyorlar ya da “Yel Kabe”, ertesi akşama kadar sorun yok...

Dağlarında tanrılarla, destanlar

Burçlarında Amazonlar oynaşır,

Yollarında asırlardır anılar.

Kordonun da Sarızeybek dolaşır.

***

Mehtabında yıldızlarla, dalgalar,

Körfezinde martıları sevişir.

İmbatında sevdalarla hasretler

Sazlarında ozanları söyleşir.

***

Şarkısında kadehlerle rakılar,

Ezgisinde gözyaşları boşalır.

Kırlarında gülü solsa İzmir’in

Bağrında bülbülleri ağlaşır.

Celal Yılmaz, İzmirli gazeteciydi. Bir yürek vurgunuyla genç yaşta çekip gitti...
Yazıya oturduğumda el yazması defterlerimi alırım yanıma. O an esin perileri izinliyse defterler can kurtaran simidim olur. Celal’in okuduğunuz harika İzmir dizelerini almışım defterlerimin birine şiiri birkez daha okuduğumda birden onu ne denli özlediğimin ayırdına vardım. Cumhuriyet’te birlikteydik. Nüvit Tokdemir, Celal ve de ben... Güzel günlerimiz, muhteşem akşamlarımız oldu. Birgün akşamın ilerleyen saatlerinde Süleyman’ın “Bab-ı Ali’sinde Celal aldı sazı eline, “Hey Müstantik Müstantik tabancanı ver bana” tekrar tekrar her defasında sesini bir ton yükseğe taşıyarak... Yandaki masaların birinde o akşam Erkin Usman’da vardı yanılmıyorsam. Müstantik Osmanlıca’da sorgu yargıcıdır. Bu eski türküyü anımsayanlara günümüzde plaket veriliyor. Celal o akşamın “Sorgu Yargıcı’yla” bir biçimde üstesinden geldi. Anımsadıkça yürek yoğunlaşıyor. Özlem, ağır basıyor. Ama yine de “Yel Kabe”...

Dünyanın dengesi

2017 yılında Dünyada tüketilen toplam enerjinin yüzde otuz üçü petrol yüzde yirmi sekizi kömür kaynaklıdır. Güneş, rüzgar ve biyokütle gibi yenilenebilir, enerji kaynaklarının oranı ise yüzde 3.2’dir ve bu oran her yıl artmaktadır. Şu andaki tüketim ve atık üretme şeklimizle tek Dünya bize yetmiyor. Yeterli kaynaklara sahip olabilmemiz ve atıklardan kurtulabilmemiz için 1.7 Dünyaya ihtiyaç duyuyoruz. Dünyada her 9 kişiden birinin içme suyuna erişimi yoktur. Bunların çoğu temiz içme suyu için her gün kilometrelerce yürümek zorundadır. Her 3 kişiden biri de hayatlarını tuvaleti olmayan yaşam alanlarında sürdürmektedir. Sir John Harrington, yaklaşık 400 yıl önce vaftiz annesi için sifonlu tuvaleti icat etti. Sir John’un vaftiz annesi İngiltere Kraliçesi 1. Elizabeth’ti. Afrika’da 30 milyondan çok insan yaşamı Çad Gölü’nün suyuna bağlıdır. Küresel ısınma nedeniyle 40 yıldan kısa bir sürede göl, yaklaşık yüzde doksan oranında küçülmüştür. ABD’de her gün yaklaşık 26 milyar litre temiz su borulardan sızarak israf edilmektedir. (Kaynak T. İşbankası Kültür Yayınları)

Şİİr

Kırlardan ot toplayıp
Karnını doyuran bir kuşaktanım
Bilirim değerini
Bir kibrit çöpünün bile
Hayatı tüketime indirgeyen
Yeni dünya düzeni nesline
Aşina değilim bu yüzden
(Metin Demirtaş)

Aforizmalar...

Batan güneş için ağlamayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin. (D. Carnegie)

Her şeye homurdanmaya alışmış bir kimse, fırsat kapıyı çalınca bile gürültüden yakınır. (Conidences)

Bazı kimseler güllerin dikenli olduğundan yakınır, ben dikenlerin güllü olduğuna şükrederim. (A.Karr)

İnsanlar neden ölür bilir misiniz? Tembellikten, inançsızlıktan ve yaşamın yaşanmaya değer kılmayı becerememekten. (B.Shaw)