Hamilelikte Vücutta Oluşan Lekelenmeler

21 Eylül 2018

Yüzyıllardır kadınların en çok konuştuğu ve dikkat ettiği konuların başında kişisel bakımları ve kozmetik kullanımları yer almaktadır. Kadının doğasında olan kusursuz olma arzusu gebelik döneminde de aynı önemle devam etmektedir. Gebelik döneminde hormonlara ve fiziksel değişimlere bağlı olarak vücutta bir çok sorun meydana gelmektedir. Bu sorunların arasında vücutta oluşan lekelenmeler önemli yer tutmaktadır. Bazı kadınlar hekimlerinin tavsiyeleri ile çözüm ararken, bazıları kendi yöntemleri ile önlem almaya çalışmaktadır.

Lekelere gebeliğin ilk aylarından itibaren, (özellikle açık tenli kadınlarda) sıkça rastlanmaktadır. Genellikle, karın bölgesi, meme ve yüzde oluşabilmektedir. Bazı gebelik hormonlarının vücuttaki melanin üretimini arttırması ve progesteron düzeyindeki artışın neden olduğu lekelenmeler, güneş ışığı ile birlikte daha da belirginleşebilmektedir. Erken dönemde müdahale edilmemesi, lekelerin kalıcı olmasına neden olabilmektedir. D Vitamininin karşılanması adına dikkatli ölçüde güneş ışığından faydalanmak gerekecektir.

Zararlı olan ışınlardan korunmanın yolu ise gebeliğe uygun, cildi besleyen ürünler ve güneş koruyuculardır. Fakat bu ürünleri kullanmadan önce, anne adayının mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar, gebelik durumu veya emzirme dönemi göz önünde bulundurulmalıdır. Kimyasal ürünlerin yanı sıra; hekiminizin önerdiği doğal ürünler tercih edilmelidir. Genellikle badem yağı ve zeytinyağı gibi doğal yağlar önerilmektedir.

Gebelik süresince devam eden lekelerin büyük çoğunluğu, doğumdan sonra geçecektir. Ancak hala vücudunuzda geçmeyen lekeler varsa, emzirme döneminden sonra Dermatoloji uzmanının destek alınabilir.

Yrd. Doç. Dr. Burcu Çetinkaya

Yazının devamı...

Lohusa Depresyonu Çözümsüz Değildir

4 Eylül 2018

Endişe, kaygı, üzüntü ile başlayan bu depresyon, uzun süre devam edebilmektedir. Doğum ile birlikte annedeki fiziksel, hormonal değişikliklerin yanı sıra, aileye bir bebeğin katılması ile rutin hayatın değişmesi ve en önemlisi ‘annelik sorumluluğu‘ birçok kadını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Yaklaşık olarak 1 hafta – 10 gün sürmesi normal kabul edilen bu duygu değişiklikleri, daha uzun sürmesi halinde lohusalık depresyonu açısından değerlendirmek üzere ele alınabilir. Bu dönemi kadınların çoğu, kısa süren üzüntü halleri olarak geçirirken, yaklaşık %10-13 ünde lohusalık depresyonu görülmektedir.

Neden Olur?

Genellikle zor ve yorucu geçen bir gebelik dönemi, aile ve özellikle eş tarafından yeterli desteğin sağlanmaması gibi nedenler lohusalık depresyonunun nedeni olarak düşünülse de, bazen hiç bir neden olmasa dahi görülebilmektedir. Kesin olarak nedenini belirlemek mümkün değildir. Ancak genel olarak temelinde hormonal değişiklikler yer almaktadır. Bazen hekiminizin önerdiği vitamin ve mineraller bile kendinizi iyi hissetmeniz için yeterli olabilmektedir. Bu dönemde annenin en büyük kaygılarından biri sütünün yetmeyeceği düşüncesidir. Sık aralıklarla bebeğinizi emzirmeniz, süt kanallarının tıkanmasına izin vermeyecek ve bebeğinizle aranızdaki bağı güçlendirecektir.

Lohusalık dönemini en rahat ve kolay atlatmanın yolu tamamen aile içinde anneye destek olmaktan geçmektedir. Bu anlamda en önemli destek, eş desteğidir. Hem anneye, hem de bebeğinin bakımına yardımcı olunması, bu desteği de eşin sağlıyor olması anne için büyük moral kaynağıdır. Biz hekimler açısından ve bilindiği gibi kültürümüzde de yer alan doğumdan sonraki 40 gün çok önemlidir. Bu süreçte annenin; kanamalarını, varsa yara yerini, akıntılarını takip etmesi, özellikle doğumdan sonraki ilk kontrollerin ihmal edilmemesi çok önemlidir. Unutmayın ki, sizin ve bebeğinizin sağlığı herşeyden kıymetlidir…

Yrd. Doç. Dr. Burcu Çetinkaya

Yazının devamı...

Gebelikte Kozmetik Kullanımı ve Kişisel Bakım

9 Ağustos 2018

Hayatın hemen her döneminde kadınlar için güzellik vazgeçilmez olmuştur ve bu uğurda birçok ürün ve yöntem denenmektedir. Bu durum gebelik döneminde de aynı önemi taşımaktadır. Kozmetik ürünlerinin her zaman dikkatli ve özenle seçilmesi gerekirken; işin içine kimyasallar, ilaçlar ve ışın girdiğinde gebelik dönemindeki önemi daha da artmaktadır. Kimyasallar ağız, solunum, deri ve bazen de tensel temas ile alınabilmektedir. Bu maddelerin bazıları anne karnındaki fetüsü etkilerken, bazılarının etkilemediği klinik testler ile onaylanmıştır. Bazıları ise belirli haftaya kadar etkilemekte, belirli haftadan sonra herhangi bir zarar vermemektedir.

Bu dönemde anne adaylarının en çok merak ettikleri konu, saç boyama işlemidir. Hamilelik süresince saç boyatmanın zararlı olduğu bilinse de; yapılan çalışmalar ve hayvansal deneyler sonucunda olumsuz etki saptanmamıştır. Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimleri Cemiyeti (ACOG) yayınladığı bültenlerde, gebelikte saç boyamanın sakıncalı olmadığını duyurmuşlardır. Saç boyatma ile ilgili halk arasında son derece net ve katı kurallar olması her hangi bir bilimsel açıklamaya dayalı olmamakla birlikte, yanlıştır.

Bu karmaşa da kafası karışan, tedirgin olan anne adaylarına, hücresel gelişimin tamamlandığı ilk üç aydan sonra da, saç boyama önerilebilir. Allerjik reaksiyon açısından dikkatli olmak koşuluyla tabi.

Gebelik döneminde en çok merak edilen diğer konular; el - ayak bakımı ve epilasyon konusudur. Özellikle gebeliğin son dönemlerinde anne adayının kendisinin yapması zor olabileceğinden, kişisel bakımları için yardıma ihtiyaç duyabilirler. Manikür, pedikür, oje sürmek gibi bakımlarını rahatlıkla yaptırabilirler. Üstelik psikolojik olarak da kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayacaktır. Önemli olan kimyasal kokulardan arınmış, havalandırılmış güzellik salonlarını tercih etmeleridir. Zira mide bulantısı ve kusmayı tetikleyebilir. Aynı şekilde lazer epilasyon ve ağda genital bölge dahil olmak üzere, yaptırılabilir. Lazer sadece işlem yapılan alanda etkili olduğundan, mümkünse karin bölgesi haricinde uygulanabilir. Ağda ise tedavi gerektirmeyen ve önem arz etmeyen yırtık ve çatlaklara sebebiyet verebilir.

Genellikle kozmetik ürünlerin içeriğinde paraben, koruyucu madde olarak kullanılır. Gebelik süresince içeriğinde paraben bulunmayan nemlendirici, güneş kremi, makyaj malzemesi ve sac bakım ürünlerini tercih edebilirsiniz.

Yazının devamı...

İkili Test Neden Önemli?

31 Temmuz 2018

Gebelik süresi boyunca anne ve bebek için yapılan bir takım önemli test vardır. İkili Tarama Testi de, anne karnındayken fetüs için yapılan ve bazı anormallikleri tespit edilmesini sağlayan önemli testlerden biridir. İkili Test, 1. Trimester Tarama Testi, 11-14 hafta Tarama Testi veya Down Sendromu Testi olarak bilinmektedir.

İkili Test ile İlgili Öncelikle Bilmeniz Gerekenler

Bu test; gebeliğin 11-14. haftalarında, ultrasonografik inceleme ile fetüsün ense kalınlığı ölçümü (NT) alınarak, anneden alınan kandaki bazı hormonların (serbest Beta HCG ve PAPP-A) seviyelerine bakılarak, benzer gebelik haftasına sahip diğer anne adaylarının değerleri ile karşılaştırılıp laboratuvar ortamında risk hesaplaması yapılmaktadır. Bu testin doğruluk payı %85-90, yanılma payı %10-15 olmakla birlikte, bebeğinizin Down Sendromlu olup olmadığını istatistik olarak değerlendirir ve sonuç verir. Yani; yüksek risk hesaplanan bir anne adayının, Down Sendromlu bir bebeğe sahip olacağı anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde riski düşük olan anne adayının da çocuğunun sağlıklı olacağı garantisi verilememektedir.

Analizdeki riskin yüksek çıkması halinde bazı kombine testler, Amniyosentez ve Prenatal DNA Genetik Testler önerilmektedir. Hekiminiz ultrason bulgularınızı ve test sonuçlarınızı kombine olarak değerlendirerek ve sizi en uygun şekilde yönlendirecektir.

Genellikle İleri Anne Yaşı (37 yaş ve üzeri) gebeliklerinde, ailelerinde doğuştan sakatlık ve genetik hastalık olanlarda, Down Sendromu öyküsü olanlarda, akraba evliliklerinde, tüp bebek ve diğer yöntemlerle gebe kalanlarda, düşük ve ölü bebek doğumu gerçekleştirenlerde anomalili bebek doğurma oranı yüksek olduğundan bu testlerin önemi daha da artmaktadır.

Yazının devamı...

Trikomoniyaz Enfeksiyonu

24 Temmuz 2018

Trikomoniyaz (Trichomonas Vaginiti (Trichomoniasis)), genellikle cinsel ilişki veya hijyeni tam sağlanmamış olan ortamlardan bulaşan bir parazit çeşididir.

Vajinanın etrafında, parazitlerin ortaya çıkardığı bu enfeksiyona yakalanan kişilerin başlıca şikayetlerinden biri, cinsel ilişki sonrasında oluşan ağrılardır. Kontrolsüz cinsel ilişki ile de diğer kişilere kolaylıkla bulaşabilen bu mikroorganizmalar; hamam, tuvalet ve banyolardan da bulaşabilmektedir. Halka açık bu alanlarda hijyen konusuna özen gösterilmelidir.

Bu konuda özellikle uyarmak istediğim husus, arkadaşları ile yaptıkları pantolon ve iç çamaşırı paylaşılması durumu. Bu paylaşımın çok ciddi enfeksiyonlara neden olabileceği unutmamalıdır. Ayrıca yeni alınan iç çamaşırlarının kullanmadan önce mutlaka yıkanarak temizlenmesi gerekmektedir. Bahsettiğimiz bu parazit çeşidi tuvaletlerde yaklaşık 40-45 saat, iç çamaşırında ise 1 gün boyunca yaşayabilmektedir. Nadiren de olsa, bir anne adayına bu parazit bulaşmış ise bazı normal doğumlarda bebeğin kanaldan geçmesi ile bebeğe bulaşabilmektedir. Fakat bebeğe bulaşan parazitler doğumdan bir süre sonra kendiliğinden geçmektedir.

Trikomoniyaz enfeksiyonu genellikle kadınlarda; kötü kokulu, yeşil, köpüğe benzer akıntı ve kaşıntı ile kendini gösterir. Bu belirtilere sahip olduğunuzu gözlemliyorsanız ya da daha önce kendinizde hiç görmediğiniz bir akıntı şekli ile karşı karşıya iseniz mutlaka hekiminize başvurmalısınız. Erken tanı ve tedavi bütün hastalıklarda olduğu gibi, bu enfeksiyonlarda da çok önemlidir.

Erkeklerde de bu enfeksiyon söz konusu. Ancak kadınlarda olduğu gibi net belirtiler göstermemektedir. Bu enfeksiyondan tam manasıyla kurtulabilmek için eğer cinsel yol ile bulaşmış ise mutlaka eşlerin birlikte değerlendirilmesi, diğer yollardan bulaşmış ise hekiminizin size özel, uygun gördüğü şekilde tedavi etmesi gerekmektedir.

Yazının devamı...

İleri Anne Yaşı (Metarnal Yaş) Gebeliği

10 Temmuz 2018

Son yıllarda ülkemizde yapılan araştırmalara göre önce; 'kariyer ve sosyal şartların uygun hale gelmeli’ sonra ‘çocuk’ diyen kadınların oranının artmakta olduğu gözlenmiştir. 37 yaş üzeri gebelikler ‘İleri Anne Yaşı Gebeliği’ kategorisine dahil edilmektedir. Yaş itibari ile belirli risk faktörlerini taşıyor olmanızdan ötürü rutin kontrollerinizi aksatmamanız, hekiminizin sizden istemiş olduğu tetkikleri mutlaka yaptırmanız bebeğinize giden sağlıklı giden yol için oldukça önemlidir.
Özellikle 40 yaş ve üzeri gebeliklerde ilk 12. hafta kritik ve önemlidir. Bu dönemde düşük tehdidi 20’li yaş gebeliklerine oranla daha fazla ön plana çıkabilmektedir. Hekiminizin bu dönemde, gerekli gördüğü takdirde isteyebileceği genetik testler veya rutin tetkikler olabilmektedir. Hekiminiz bu sonuçları sizi ve fetüsü ayrı ayrı ele alarak değerlendirecek, en sağlıklı şekilde gebeliğinize devam etmenize yardımcı olacaktır. Sizler de bu süreçte hekiminize, tedavi sürecine uyarak destek olabilirsiniz.
İLERİ ANNE YAŞ GEBELİĞİNDEKİ RİSKLİ DURUMLAR
• Kromozom anomalili (Down Sendromlu) bebek doğruma riski artar.
• Düşük riski olduğu gibi, erken doğum ve dış gebelik riski de yüksektir.
• Hipertansiyon ve diyabet gibi durumlar gebelik ile ön plana çıkabilir. Bu durumlar bebek için riskli olabileceğinden yakın takip önemlidir.
• Çoğul gebelik olasılığı yüksektir.
• Düşük doğum ağırlıklı bebekler söz konusudur.
• Ölü doğum riski 20’li yaşlardaki kadınlara oranla 2-3 kat fazladır.
• İleri anne yaşı gebeliğinde komplikasyon olasılığı yüksek olduğundan sezaryen olasılığı yüksektir.
Bilim ve teknoloji her ne kadar çok fazla ilerlemiş olsa da, hiçbir dönemde risk sıfır olmayacaktır. Bu nedenle hekiminizin tavsiyeleri ve birlikte düzenli takipleriniz ile bu riskleri minimuma indirmek mümkün olacaktır.
Yrd. Doç. Dr. Burcu Çetinkaya
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Instagram://drburcucetinkaya
Facebook://drburcucetinkaya

Yazının devamı...

Tüp Bebek Tedavisinde Mikro Çip Yöntemi

5 Temmuz 2018

Günümüzde hemen her çiftin en büyük hayali şüphesiz, bebek sahibi olmak. Fakat bazen karşımıza bazı engeller çıkabiliyor. Kısırlık sorunlarında sıklıkla erkek faktörü de karşımıza çıkmakta. Sperm sayılarındaki azalma ya da yetersizlik adayların spontan gebelik şansını düşürebilmektedir. Fakat son dönemlerde teknolojide ve tıpta olan gelişmeler yüz güldürücü.

Harvard Üniversitesi’nde bir Türk Bilim Adamı tarafından geliştirilen Mikroçip Yöntemi bu konuda atılan önemli adımlardandır. Aynı anda Türkiye de de uygulanmaya başlanılan bu yöntem gün geçtikçe yaygın hale gelmektedir. Yapılan çalışmalar sonucunda bu yöntem ile gebelik şansının arttığı gözlenmiştir. Mikro akışkan çip teknolojisi ile mevcutta olan spermler arasından en sağlıklı ve ideal olan rahatlıkla ayrıştırılabiliyor. Bu da, daha sağlıklı embriyo oluşturulabileceği ve gebelik şansının artabileceği anlamına geliyor.

Erkek adayın sperm sayısının az olduğu durumda, tüp bebek yönteminde mikro çip uygulamasının uygulanması büyük bir avantaj sağlayabiliyor. Tüp bebek yöntemi ile çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bu yöntemi tercih etmeleri durumunda ortaya çıkan tablo oldukça başarılıdır.

Mikro Çipli Tüp Bebek Tedavisi Nasıl Uygulanır?

Tüp bebek tedavisinde, doğal yollardan gebe kalamayan adayların gebe kalabilmeleri için birçok çalışma yapılmaktadır. Bunlardan biri de mikroçip kullanımıdır. İlk olarak anne adayının yumurta sayısının arttırmak için uygun tedaviye başlanılır. Bu süreçte anne adayına hormon takviyesi uygulanır. Yeterli sayıda ve kaliteli yumurta elde edildiğinde, bu yumurtalar baba adayından alınan sperm hücreleri ile laboratuvar ortamında döllendirilir ,gebelik sağlanmaya çalışılır.

Sperm hazırlamasında mikroçip sağlıklı spermleri bulmada daha etkin bir yöntem olması nedeniyle başarı oranlarını arttırmada çok daha etkin bir yöntemdir. Bu yöntem her ne kadar bildiğimiz tüp bebek yöntemi olsa da, sağlıklı ve kaliteli embriyoların seçilerek uygulanabilme şansını bize sağladığından, mikroçip kullanımıyla gebelik şansı da büyük ölçüde artacaktır.

Yrd. Doç. Dr. Burcu Çetinkaya

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Yazının devamı...