BİR BAYRAM KLASİĞİ

BİR BAYRAM KLASİĞİ

50 dakikalık İstanbul-Bodrum uçuşunda göz açıp kapayıncaya kadar inişe geçiliyor. Ama gelin görün ki Bodrum uçak biletleri 3-4 saatlik Avrupa uçak biletleriyle aynı fiyat, hatta bazen daha bile pahalı.

Sadece uçak biletleri değil tabii, plajlarda da yemeklerde de fiyatlar uçmuş durumda. Otellerde de durum farklı değil.

Astronomik rakamlar bir bayram klasiği zaten.

Tabii ki istiyoruz, Bodrum 12 ay yaşasın, işletmeler ve esnaf 2 aylık sezonun acısını bizden çıkarmasın.

Bodrum’a özgü bir şey kaldı mı?

Bodrum, tıpkı İstanbul gibi, bir yandan müthiş gelişiyor, bir yandan da mahvoluyor. Artık Bodrum’a özgü yerel lezzetler de, butikler de yok.

İstanbul’dan gelen markalar Bodrum’u istila etti.

Bodrum’da sürekli yeni bir yer açılıyor.

Oysa tatilde Türkbükü’nde küçük bir tura çıktığınızda birçok yeri boş da görüyorsunuz.

İster istemez bu kadar çok yere gerek var mı gerçekten diye düşünüyor insan.

Bir yandan da biliyoruz, uluslararası markaların Bodrum’a gelmesi sevindirici.

Çok başarılı olmalarını diliyoruz, çünkü yüksek gelirli turistler ancak böyle bildikleri, güvendikleri markaların peşinden ülkemize gelecek.

Bu markaların ülkemizdeki yatırımlarını sadece bizim bilmemiz de yetmiyor tabii.

Önemli olan, yurt dışında en doğru tanıtımın yapılması ve gelenlerin hem otellerden hem ülkemizden memnun ayrılması...

Peki ama Bodrumlu markalara ne oldu?

Yeni açılan yerlerin çoğu İstanbul’daki mekânların şubesi, bir kısmı da birbirinden çok da farklı olmayan, aslında pek de bir özelliği olmayan yerler.

İstanbul’da pekâlâ gidebileceğiniz bir yere Bodrum’da neden gitmek istersiniz?

Bütün yıl iple çektiğimiz yaz aylarında Bodrum’da özlediğimiz bir şey hiç mi olmaz?

Neyse ki merkezde Orfoz ve Gemibaşı, Gümüşlük’te Mimoza ve Limon, Yalıkavak’ta Hasan ve Türkbükü’nde Atılay, Garo’s ve Miam var.

Rezervasyon yaptırırken, deniz kenarı bir masa istediğinizde, “İskelede yer yok, kumdaki masalar var isterseniz” cevabını alıyorsunuz.

Kumdaki masaların tercih edilmediğini anlıyorsunuz karşıdaki sesten.

“Tamam, daha iyi” deyip telefonu kapatıyorsunuz.

Kumdaki masalar nasıl tercih edilsin?

Apartman topuklarla kumlara bata çıka yürümek istemeyenler çoğunlukta.

Oysa deniz kenarında kumların üzerine atılmış salaş bir masa tekdüze iskelelerden çok daha güzel.

Barlar Sokağı’nın son durumu

Bodrum’un eskiden kalbi olan Barlar Sokağı’nın hali ise içler acısı.

Merkezde yollar sürekli değişiyor, trafik tek şeride inince ister istemez İstanbul trafiğini aratmıyor.

Torba’dan Bodrum’a anında iniyorsunuz ama otogardan Bodrum Kalesi’ne gelmeniz saatler alabiliyor.

Buna rağmen her yıl ayrı bir hevesle bu yaz Barlar Sokağı değişmiş mi diye gidiyoruz.

Her seferinde aynı hayal kırıklığı.

Her yerde çakma çantacılar.

Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar uluorta taklit ürün satıldığını göremezsiniz.

Eskiden Bodrum’un el yapımı sandaletleri, Engin Dalyancı’nın balıklı hediyelik eşyaları meşhurdu.

Şimdi hâlâ varlar ama nedense herkes bir çakma çantacıdan çıkıp diğerine giriyor. Eskiden Bodrum’a gelince özel bir şeyler almak mümkündü.

Şimdi pazarlardan alacağınız Bodrum mandalinalı reçellerden, bademli zeytinlerden, rengârenk peştamallardan başka bir şey kalmadı.

Neyse ki Penguen var yolun sonunda, dondurmayla avunmak mümkün.

Hiç unutamıyorum, yıllar önce İtalyan Etro markasının ortakları Kean Etro ve kız kardeşi Veronica Etro gelmişti İstanbul’a.

Etro ailesi, “Size özel bir şeyiniz yok, Kapalıçarşı’da bile size has, işte bu Türkiye diyebileceğimiz bir şey bulamadık” dediğinde üzülmüş ama verecek cevap bulamamıştık.

Neyse ki Bodrum’un kalbini görmediler...