“İstanbul hakkında konuşmam yasak”

TV dizisi “Homeland”in yarın Amerika ile aynı anda Türkiye’de de dördüncü sezonu başlıyor. “Homeland”in Cape Town’daki setinde Claire Danes ile buluştum. Çekimleri, planladıkları halde neden İstanbul’da yapamadıkları konusunda bakın neler söyledi?

Amerika yayını ile aynı anda yarın saat 07.25’te Foxcrime’da dördüncü sezonu başlıyor “Homeland”in. Henüz çekimler devam ederken Cape Town’daki “Homeland” setinde
iki gün geçirdim.
Sette gün erken başlıyor. Karşımda Claire Danes var. Saçı, makyajı yapılmış, çekime hazır. Set kuralları gereği fotoğraf çekmek yasak. Malum, “Homeland”in üçüncü sezonu Claire Danes’in canlandırdığı Carrie karakterinin CIA İstanbul büro şefliğine atanmasıyla bitmişti. Ben de bu durumda Claire Danes’e İstanbul’dan geldiğimi anlatarak ve neden kendimizi İstanbul yerine Cape Town’da sette bulduğumuzu, Carrie’nin ise neden kendini Afganistan’da (Pakistan’da yazıyor bazı gazetelerde ama doğrusu Carrie, Kabil’deki CIA büro şefi oluyor) bulduğunu sorarak başlıyorum. Claire Danes’in yüzü düşüyor bir anda. Ne İstanbul hakkında konuşmak istiyor ne bu soruya cevap vermek. Belliki New York Times’a sonradan söylediği “Dizinin prodüktörleri Türk hükümetinin senaryoda ‘Türkiye’nin imajını hoş olmayan şekilde tasvir eden’ unsurlar barındırabilecek her içerik için güvenlik soruşturması yapmaktaki ısrarı nedeniyle İstanbul’dan vazgeçti” açıklamasının Türkiye’de başına iş açabileceğinin farkında. “Bu soruyu cevaplayamam” diyor önce, sonra bakın neler diyor? “İstanbul hakkında konuşmam yasak”

Carrie’yi dördüncü sezonda İstanbul’da görmeyi bekliyorduk. Planlar neden değişti?
Bu konu hakkında konuşmam yasak, stüdyo izin vermiyor. Carrie İstanbul’da görev alacaktı. Çekimleri gerçekten Türkiye’de yapmayı planlıyorduk, çekim mekanlarına bile bakıldı. Ama sonrasında açıklayamayacağım nedenlerden dolayı vazgeçmek zorunda kaldık. Cape Town çekim için daha kolay bir seçenek oldu.

“Yazarlarımız gerilim yaratmada çok iyiler”

Neden vazgeçtiniz?
Bu yapımcıların kararı, benim kararım değil. Zaten Carrie’ye dördüncü sezonda bebeğiyle vakit geçirmek çok acı veriyor. Carrie’nin o anki ruhsal durumunu anlatabilmek için bebeğini götüremeyeceği kadar tehlikeli bir bölgeye gitmesi gerekiyordu. İstanbul, bir CIA görevlisinin çocuklarını götüremeyeceği kadar tehlikeli bir şehir değil. Bu yüzden Carrie’nin dizide şimdiki CIA başkanını ikna edip Afganistan’a, Kabil’e gitmesini uygun gördü yazarlarımız.

Carrie’yi bu sezon neler bekliyor?
Carrie dram üstüne dram yaşıyor. Bence belli bir noktayı geçti, artık düz bir çizgide hayatı. Kaldıramayacağı kadar çok acı çekiyor. Bunun için de işine çok odaklanıyor. Daha soğuk ve sabırsız oluyor. Çok eğlenceli bir karakter değil şu anda. Daha Brody’nin ölümünü kaldıramadı, tam olarak algılayamadı bile. Onu ölüme götürdüğü için kendini suçlu hissediyor. Hem üzülüyor hem de artık henüz yüzleşemediği ve ablasına emanet ettiği bir çocuğu var. Doğum sonrası depresyonu yaşıyor, panik oluyor ve kaçmaya karar veriyor çünkü annelik içgüdüleri hiç gelişmemiş durumda. Aslında bu günümüzde hâlâ büyük bir tabu. Annelik duygusunu hissedemeyen anne portresi çizmek ve onu hâlâ kahraman olarak gösterebilmek
riskli bir şey. Ama yazarlarımız bunu başarabiliyor. Gerilim yaratmada çok iyiler. Carrie iyi niyetli ve sonunda çocuğuyla ilişki kurabilecek. Ben onun sadece mutlu olmasını istiyorum.

“Sonuçta bu bir televizyon dizisi, bu kadar ciddiye almamak lazım”

Carrie’nin Saul’la ilişkisi nasıl değişiyor yeni sezonda?
Saul artık özel sektörde, yani oyunun dışında. Üçüncü sezonda zor kararlar vermek zorundaydı. İzleyici zorluk çekti, onun farklı ve negatif yönlerini izlerken. Ama bu da patron olmanın gerçekliği aslında. Bazen zor ve negatif kararlar da vermek gerekiyor. Bu yazarlarımızın cesur kararlarından biriydi. Şimdi otorite Carrie’ye geçti. Carrie artık oyunun içinde, Saul’un eski yerinde.

Brody karakterinin ölümünden sonra dizinin tek başrol oyuncusu olmak ağır bir sorumluluk mu?
Sonuçta bu bir TV dizisi, bu kadar ciddiye almamak lazım. Ben oyuncuyum, Carrie ile bütünleştim demek de mümkün değil. Brody karakterinin ölmesi tabii ki benim üstüme düşen görevi zorlaştırdı. Ama TV dizileri başarılı da olabilir, başarısız da... Başarısız olursak yayından kaldırılır.

“Sokakta bile dans ederim, yeter ki izleyici olsun”

Bir oyuncu olarak TV dizilerinin kalitesinin arttığını düşünüyor musunuz?
Evet, eskiye oranla televizyona daha kaliteli işler yapılıyor. TV çok negatifti yıllarca. Şimdi oyuncular için TV’de olmak utanılacak değil, aksine gurur duyulacak bir şey oldu, mutluyum. Bunda artık bir TV dizisi izlemek için tam günü ve saatinde kanepede yerimizi almak zorunda olmamamızın da etkisi var. Artık TV’deki işleri farklı mecralardan farklı zamanlarda takip edebilmek de mümkün.
Bir oyuncu olarak TV dizisindeki sürekliliği seviyorum. Her gün gidecek bir işimin olması hissini seviyorum. Serbest çalıştığınızda hayatınızda hep bir belirsizlik var. Bir sonraki işinizi bilememek ve yeni iş teklifi alıp almayacağınızı bilmemek çok yorucu. Şimdi sabah kalkıp sete ya da stüdyoya gitmek beni mutlu ediyor. Performans yaparken formda kalmanız gerekiyor, “Homeland” de beni formda tutuyor. Bir oyuncu olarak
ben sokakta bile dans ederim,
yeter ki performansımı izleyecek birileri olsun.

Time sizi dünyada en etkili 100 kişiden biri seçti. Ne hissettiniz listede adınızı görünce?
Çok onur duydum ama doğrusu çok da ciddi alamayacağım. Böyle listeler çok sübjektif. Ben sadece bir TV şovunda oynuyorum. Dünyaya çok küçük bir katkı bu. Sevdiğim işi yapabildiğim için hep şükrediyorum.