Marina Abromovic’e ön hazırlık

Performans sanatının öncülerinden Marina Abramovic. Lady Gaga, Jay Z ve Fazıl Say gibi müzisyenlerle de, Ricardo Tisci gibi moda tasarımcılarıyla da iş birliği yaptı. Şimdi de şubat ayında Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleşecek sergisi için Türkiye’den performans sanatçıları arıyor

Bir sergi görmek için seyahat edilir mi?

Edilir.

Kuyrukta saatlerce beklenir mi?

Beklenir.

İçeride başınıza ne geleceğini tam olarak bilmeden emin adımlarla ilerlenir mi?

İlerlenir.

Sergide de olsa, her elinizi tutanın peşinden gidilir mi?

Gidilir.

Gözünü kapat dediğinde, ikiletmeden söz dinlenir mi?

Dinlenir.

Hem de akıllı telefonunuzla vedalaşmak zorunda kalacağınızı bilseniz de...

Hatta daha da ileri gidip telefonumu cebimde unutmuş gibi yapayım bari, belki fotoğraf çekerim denir mi?

Denir.

Her yerde “Fotoğraf çekmek yasak” yazısı olmasına rağmen.

Bu sergiye giderken baştan kabul etmiştim, ne derlerse onu yapacaktım.

Boşuna “Performans sanatının kraliçesi” demiyorlar Marina Abromovic için.

Marina Abromovic’e ön hazırlık

Öyle bir duruşu var.

Performanslarında vücudu ve zihni zorluyor.

Daha salona adımımı atar atmaz biri elimden tutup bir sandalyeye oturtmuştu beni, “Gözlerini kapat” demekle de kalmamış, bir de kulaklık tutuşturmuştu elime.

Arkadaşımı ise bir platforma çıkartmıştı, gözleri kapalı yanındakilerle el ele tutuşturmuştu.

Gözlerim kapalı düşünmüştüm, geceden kalma olduğum bu kadar mı belli oluyor acaba?

Niye ayakta benden yaşça büyük bu kadar çok kişi varken ben oturuyorum?

Kulaklıkta ne müzik var acaba demeye kalmıyor, kulaklık zaten sessiz olan odada sesleri daha da kesiyordu.

Hiçbir şey görmeden, duymadan, yapmadan otur, öylece dur demişlerdi.

Başkaları durabiliyor mu diye çaktırmadan bakıyordum.

Duranlar da vardı, benim gibi merakla etrafına bakınanlar da...

Marina Abramovic ve ekibi ise ya gelip elinizden tutuyor ya da sırtınızı sıvazlayıp şefkat gösteriyordu.

Eskiden el ele tutuşmak diye bir şey vardı.

Artık nasıl bir noktaya geldiysek, bir sanatçının gelip elimizi tutması ya da sırtımızı okşamasıyla avutuyoruz kendimizi diye düşünmeden edememiştim.

Bir yandan sanatçıyı bir popstar olarak görenler vardı, “Marina elimi tuttu, artık elimi yıkayamam” diyenler bile oluyordu.

Bir yandan da onu bir pop stardan çok, el veren bir güç olarak görenler vardı.

Marina Abramovic’le özel bir diyet ve sporla aylarca hazırlandığı “512 Saat” sergisinde Londra’da tanışmıştım.

64 gün boyunca günde 8 saat Serpentine Galeri’de ayakta durmuştu.

Bir tek tuvalete gitmesi serbestti.

İşte tam da o ana denk gelip sohbet etme fırsatımız olmuştu.

O zaman Abramovic her ne kadar sergide izleyicilere durun dese de sohbetinden belli oluyordu, kendisi de duramıyordu.

İşte hayatın bizi getirdiği nokta bu, artık durabilmek de bir sanat sayılıyor.

Bir performans sanatçısının sergisinde öylece dururken hem sanatçı hem de sanat eserinin ta kendisi oluyorsunuz aslında.

Bir yanda “Böyle sanat mı olur?” diyenler, bir yanda “Sanat deliliktir, sanatçı sizinle kafa buluyor” diyenler...

“Artık Marina Abramovic kendini tekrarlıyor” diyenler de, galerinin önünde saatlerce kuyrukta bekleyenler de var tabii.

Şimdi Marina Abromovic, Sakıp Sabancı Müzesi’nde Şubat’ta başlayacak olan sergisine hazırlanıyor.

Hiç şüphesiz Ai Weiwei’den sonra en çok Instagramlanan sergi bu olacaktır.

Sakıp Sabancı Müzesi ve Marina Abromovic Enstitüsü, Akbank’ın desteğiyle, 3 ay boyunca sürecek sergi kapsamında performans sanatıyla uğraşan sanatçılara uzun süreli yeni projeler hazırlama çağrısında bulunuyor. 

Genç performans sanatçılarına duyurulur!