Milano’da bu mekanlara uğramadan dönülmüyor

Milano Tasarım Haftası bugün sona eriyor. Tasarım meraklıları Milano’da hangi mekanlara uğramadan dönmüyor, bu yıl fuarda ve sergilerde hangi konular öne çıkıyor?

Wes Anderson imzalı Bar Luce

Tasarım haftası için Milano’ya gelenlerin uğramadan dönmedikleri bir yer, Rem Koolhaas’ın mimarlık firması OMA’nın eski bir içki fabrikasını dönüştürerek tasarladığı Fondazione Prada. Fondazione Prada, çağdaş sanat sergilerinin yanı sıra mimari, sinema ve felsefe projelerinin de paylaşıldığı bir platform. Venedik’te ve Milano’da merkezleri var. Milano’daki merkezin girişinde Amerikalı yönetmen Wes Anderson’ın tasarladığı bir kafe-bar bulunuyor: Bar Luce. Anderson niyetinin film seti değil, gerçek hayat için bir mekan tasarlamak olduğunu söylese de Bar Luce daha çok bir film setini andırıyor.

Milano’da bu mekanlara uğramadan dönülmüyor

Mekanı kadar stil sahibi: Rossana Orlandi

Tasarım haftasının favori mekanlarından biri de Rossanna Orlandi’nin eski bir fabrikaya kurulmuş olan galerisi. Bahçe de, içerisi de cıvıl cıvıl. Orlandi, İtalya’nın en stil sahibi kadınlarından biri. Dünyanın dört bir yanındaki genç sanatçıları keşfetmesiyle tanınıyor. Bu yıl “Guiltless Plastic” adlı serginin küratörlüğünü de üstlenmiş. Galerinin üst katında bir de butik var. Hemen yanındaki Paneacqua ise öğle yemeği için iyi bir seçenek.

Hem alışveriş, hem sanat: Corso Como 10

Hem sergi gezmek hem de bir kafede oturmak isteyenler ise konsept mağaza Corso Como 10’u tercih ediyor. Corso Como 10’un ve üst katındaki sanat galerisinin sahibi Carla Sozzani, İtalyan Vogue’un geçen yıl hayatını kaybeden genel yayın yönetmeni Franca Sozzani’nin kız kardeşi. Tarzı ve dalgalı uzun sarı saçlarıyla dikkat çekiyor.

Milano’da bu mekanlara uğramadan dönülmüyor

‘I am Love’ın mekanı: Villa Necchi Campiglio

Milano Tasarım Haftası’na gitmişken kesinlikle uğramadan dönmemek gereken bir yer: Villa Necchi Campiglio. Mimar Piero Portaluppi’nin 1930’larda yaptığı, Tilda Swinton’ın başrolünde olduğu “I am Love” filminin çekildiği müthiş ev. Tilda Swinton çekim için neden bu evi seçtiklerini anlatırken “Biraz saray, biraz müze, biraz hapishane” olmasından etkilendiklerini söylemiş. Evet, evde saray ve müze havası var ama hapishane olamayacak kadar huzur verici. Evin sahiplerinin çocuğu yok. Ailenin son ferdi de hayatını kaybedince ev devlete kalıyor. Müzeye dönüştürülüyor ve olduğu gibi korunuyor. Hatta o kadar iyi korunuyor ki gardıroplardaki kıyafet ve aksesuarlardan çalışanların üniformalarına kadar her şeyi evde görebiliyorsunuz. Biraz vintage düşkünüyseniz 1930’lardan kalan çanta, şapka ve kıyafetler karşısında uzun zaman geçirmek isteyeceğiniz kesin. Evde kullanılan malzemeler de dikkat çekici. Parkeler ve mermerler bile özel.

Banyolardaki küvetler ve yuvarlak camlardan görünen manzara etkileyici. Evin en güzel yanlarından biri de hâlâ çok sık kullanılıyor olması. Gerçekten de birçok sergi düzenleniyor Villa Necchi Campiglio’da. Ama sergilerin Villa Necchi Campiglio kadar etkileyici olduğunu söyleyemeyeceğim.

Milano’da bu mekanlara uğramadan dönülmüyor

Tasarım Haftasında bu yıl neler öne çıkıyor?

Tasarımcılar restoran ve bar açıyor.

Daha önce tasarım haftasında restoran açan Tom Dixon, ofisini Londra’da Thomas Heatherwick tasarımı Coals Drop Yard’a taşırken üst katına bir de restoran açmıştı. Şimdi ise Milano’da bir restoran müjdesi verdi, The Manzoni’de showroom’un yanı sıra restoranıyla da hizmet verecek. Hollandalı tasarımcı Maarten Baas, mobilya markası Lensvelt ile birlikte sevdikleri bir restoranı Bar Baas adlı bir bara çevirdi, işbirliklerinin son ürünü Maarten Baas 101 sandalye ve taburelerini kullanarak.

Ofis ve ev mobilya tasarımlarında bile sağlıklı yaşam ön planda.

Google, bilim insanlarıyla “A Space for Being” adlı bir çalışma yaptı, ziyaretçilerin farklı alanlara verdikleri fiziksel tepkileri kaydediyorlar. Mimar ve tasarımcı Antonio Citterio, Technogym için tasarladığı eve yönelik spor aletlerini tanıtıyor. İç mimar Ilse Crawford ise İsveçli yatak markası Hästens ile uyku kalitesini yükseltecek bir koleksiyon hazırladı.

Bitkilerin, botaniğin yükselişi devam ediyor.

Moda markası Jil Sander, Avustralyalı botanikçi Linda Tegg ile vahşi bitkilerden oluşan bir enstalasyon yaptı.

Dışarıdan bağımsız, otonom yaşam ön planda.

İtalyan mimar Beatrice Bonzanigo’nun mobil ev tasarımı Casa Ojala, her lokasyonda 20 farklı şekilde yeniden kurulabilecek olan kendi kendine yeten ev prototipi çok konuşuldu.

Teknolojiye rağmen fiziksel deneyime değer veriliyor.

İsviçreli tasarım okulu ÉCAL’in sergisi “Sound & Vision” bile sanal gerçekliğin nasıl daha sosyal hale getirebileceğini gösteriyor.

Markalar geri dönüşümü, sürdürülebilirliği keşfediyor.

Norveç ve Hollanda’nın sergilerinin ana teması da bu. Galleria Rossana Orlandi’de ise Eileen Fisher’ın “Waste No More” adlı sergisi ve mimar Arthur Mamou-Mani’nin Cos için yaptığı “Conifera” adlı enstalasyon da sürdürülebilirliğinin önemini vurguluyor.

İnsanlar robotlara yenilmeyecek.

Robotların yaptığı üretimlerin insanların zanaatkar özelliklerinin seviyesine ulaşamayacağının altı çiziliyor. Prag’daki sanat, mimari ve tasarım akademisi öğrencileri Studiolo Robotico RUR adlı performans enstalasyonuyla geleneksel el işçiliğini robot üretimle karşılaştırıyor.