Montreux’yü aratmayacak festival

Polonezköy’de bol oksijenli bir gün geçirip köprüde dönerken birden Zorlu PSM’de Kerem Görsev Quartet konserine gidelim mi diye başladı her şey.

Konserin başlamasına sayılı dakikalar kala kendimizi Zorlu PSM Caz Festivali’nde bulduk.

“Kerem Görsev Quartet’ten sonra İlhan Erşahin ‘İstanbul Sessions featuring Erik Truffaz’ var, ona da kalın” dedi Elif Erdost ve hemen akabinde performans sanatları merkezinde küçük bir tura çıktık.

Önce swing dansçıları büyük ilgiyle ve imrenerek izledik.

Salon danslarının kesinlikle en eğlencelisi, swing.

İzledikçe hayran kalıyor ve bir an önce öğrenmeliyim hissine kapılıyorsunuz.

Ladies and Lads Swin Orchestra’da bir anne kız çıktı sahneye, müzikleri de dansları da harikaydı.

İstanbul Linda Hoppers öğrencileri de danslarıyla sahnedekiler kadar başarılıydı.

Danslar bitmeden alt kata Stüdyo alanındaki İlhan Erşahin - Erik Truffaz konserine geçmek de mümkün olmadı.

İlhan Erşahin ve Erif Truffaz her zamanki gibi harikaydı.

Ama doğrusu, benim favorim gitarist Alp Ersönmez’di.

Onu Tarkan’ın sahnesinden hatırlayanlar da olacaktır, İlhan Erşahin’le yaptıkları konserlerden hatırlayanlar da...

Montreux’yü aratmayacak festival

Erşahin, Truffaz ve Ersönmez’i sahnede izlerken kendi kendilerine ne kadar eğlendiklerini görüyorsunuz ve doğrusu, bana göre müzik, özellikle de caz, eğlenerek yapılmalı.

Bazı yetenekli müzisyenlerin didaktik havası müziğin etkisini de ister istemez azaltabiliyor çünkü.

İstanbul Sessions’dan sonra ise Zorlu PSM’nin yeni barı Cheers’da alıyoruz soluğu.

Gecenin son performansı için teknocuların arasına karışmadan önce.

Cheers’da oturup geleni geçeni izlemek de çok zevkli, İstanbul Fashion Week kitlesini aratmayacak renklilikte bir tekno kitlesi var burada.

Ayrıca Cheers’ın passionfruit ve chilili margarita’sı ve kendi müziği de çok başarılı.

Bu arada hemen yanı başında bir de caz kulübü açılıyor çok yakında.

Şimdilik birkaç performans yapılmış burada. Bundan sonra sadece caz kulübü değil, aynı zamanda bir komedi kulübü olarak da hizmet verecek.

Adının Velvet olması planlanıyor.

Performans sanatları merkezini gezdikten sonra teknoda alıyoruz soluğu.

Bir gecede cazdan swing’e, teknoya birçok farklı türe geçiyoruz.

Boşuna Zorlu PSM Caz Festivali’nin motto’su “Her müziğin cazı” değil.

Henüz 2. yılını kutlayan festival, 13 Mayıs’a kadar devam ediyor, ne yapıp edip gidin, pişman olmayacaksınız!

Montreux’yü aratmayacak festival

Adı sizi yanıltmasın

Cumartesi gecesi festivalde Babylon’dan tanıdığımız Elif Erdost ve bir zamanların en sevdiğimiz barı buz’dan tanıdığımız Hakan Özkul ile birlikteydik.

Zorlu PSM’nin genel müdürü Murat Abbas, Elif Erdost ve Hakan Özkul’u da ekibe katarak gerçekten yurt dışındaki muadilleriyle yarışacak bir
festival yaratmış.

Gecenin sonunda ağzımdan ilk çıkan cümle, “Montreux Caz Festivali kadar iyi” oluyor.

Montreux Caz Festivali dünyanın en önemli müzik festivallerinden biri.

Birçok müzisyen burada çalabilmek için can atıyor, festival programında yer almayı bir prestij unsuru olarak görüyor.

Neil Young, Max Jury, Lana Del Rey, Marcus Miller ve Carlos Santana’yı sahnede izliyorsunuz peş peşe, daha sonra da Montreux Jazz Café ya da Caviar House & Prunier’de yanyana yemek yiyorsunuz.

Montreux Caz Festivali’nin ve kafelerinin özelliği her müzik türüne açık ve eşit mesafede olması.

Peki ama adı neden caz festivali? Çünkü Claude Nobs müziğin temelinin caz olduğuna inanıyor.

O yüzden ilk günden beri her müzik türüne yer vermiş festival programında.

Aynı anda bir klasik piyano yarışması da yapılıyor, elektronik müzikle sınırlar da zorlanıyor.

Afişinden CD’lerine her detayıyla bir müzik festivali, Montreux kadar küçük bir şehri büyütüyor dünya çapında.

Sırf Keith Haring, Andy Warhol, Romero Britto imzalı afişleri bile yeter bu festivalin
konuşulması için.

Zorlu PSM Caz Festivali’nin 2. yıl afişine bakarken bir gün Montreux Caz Festivali gibi 50. yılını geride bırakabilirse ne kadar harika olur diye düşünüyorum.

Cumartesi gecesi 3500 kişinin aynı anda farklı salonlarda farklı müziklerle eğlendiğini düşünürsek, neden olmasın?