SAVAŞIN MÜZESi BiLE KAN DONDURUYOR

Eklenme Tarihi30.06.2012 - 2:30-Güncellenme Tarihi29.06.2012 - 20:51

Kiev’de Savaş Müzesi, Lavra Manastırı ve Mikrominyatür Müzesi gibi görülmesi gereken çok yer var

Kiev’de Anavatan Anıtı’nın içindeki II. Dünya Savaşı Müzesi’ni tüylerim diken diken geziyorum. Dehşet içindeyim. Hayatımda ilk defa insandan yapılmış sabun görüyorum. Yanında da insan derisinden yapılmış eldiven duruyor. Doktor eldivenlerine benziyor, uzaktan plastik gibi duruyor. Ama sonra gerçekten insan derisinden yapıldığını öğrenince içiniz kalkıyor, boğazınız düğümleniyor. İnsan saçlarından yapılmış yatağa bakacak haliniz kalmıyor. Bunları ve bu müzedeki daha birçok şeyi hiç görmemeyi kesinlikle tercih ederdim.   


Bir Nazi subayının çantasından çıkan fotoğraflar sergileniyor bir köşede. Karısının, çocuklarının fotoğrafları var. Yanında da başkalarına işkence yaparken çekilmiş kendi fotoğrafları var. Bu nasıl hasta bir ruhtur? Karısının çocuğunun fotoğraflarıyla işkence fotoğraflarını bir arada taşımak nasıl bir şeydir? Başka bir köşede bir demir yığını duruyor. Kemik kırma makinesiymiş. Bir kez daha donup kalıyorum.


Fotoğraflardan gözlerimi alamıyorum. Bir karede toplu mezar kazıyorlar, kendileri için olduğunu bilmeden. Serginin sonuna doğru dev bir fotoğraf var karşımızda. Sadece kadınlar var fotoğrafta, genç yaşlı her yaştan. Arkalarda bir tek erkek var, o da gazeteci. Bu köyün haberini yapmaya gitmiş, çünkü köyün bütün erkekleri savaşta ölmüş. Başka bir anneye gelen çocuklarının ölüm haberleri de asılmış bir kenara.  7 çocuğunun 7’sini de savaşta kaybetmiş.
Bu müzeyi gezip de kanınızın donmaması mümkün değil. Bu kadar vahşet nasıl yapılır, bu nasıl bir hasta ruhtur, anlamak mümkün değil. Şimdiye kadar gezdiğim en etkileyici savaş müzesi. Bu kadar korkunç şeyin bir arada sergilenmesi fikri aslında hiç hoşuma gitmiyor. Ama belki de arada yüzleşmek gerekiyor yaşananlarla. Unutmamak için, aynı hataların tekrarlanmaması için, savaşın nasıl bir şey olduğunu görmek için.

En kötüsü de biz Kiev’de Savaş Müzesi’ndeyken Türkiye-Suriye arasındaki gerginlik had safhada ve “Savaş çıkacak mı?” konuşmaları yapılıyordu. Bazıları savaşı çok kolay telaffuz ediyor, bu müzede sergilenenleri görseler eminim bir daha savaş lafını edemezler.

“ORTODOKS DEĞiLSEN DiLEK DiLEYEMEZSiN”

Kiev’de gezilecek görülecek yerlerin başında geliyor Lavra Manastırı. UNESCO Dünya Kültürü Mirasları Listesi’nde yer alıyor. Ortodokslar buraya gelip hacı oluyor. Turistlerse her alana giremeseler de kiliseleri ziyaret edebiliyor. Kilisede mum yakmanın yanı sıra bir de dilek kağıtları bölümü var. Kapıda dileklerinizi yazıyor, bir kutuya atıyorsunuz. Aramızdan bazıları uzun uzun dileklerini yazıyor büyük bir heyecanla, sonra kutuya atıyor. Derken bir rahibe geliyor. Kutuyu ters çevirip içine atılan dilekleri topluyor, hepsini hışımla çöp sepetine atıyor. İtiraz edenlere “Ortodoks musunuz?” diyor, “Hayır” cevabını alınca “O zaman burada dilek dileyemezsiniz” diyor. “Hepimiz tek bir Tanrı’ya inanıyoruz” diye rahibeyi ikna etmeye çalışanlar oluyor ama onun umurunda değil. Gerçekten sadece Ortodokslar mı burada dilek dileyebiliyor, yoksa yazılanların kötü niyetli olmasından mı korkuyor, emin değilim. Ama yine de kilisede çalışan bir rahibenin bile bu kadar hoşgörüsüz olması tuhaf.

GERÇEK SiNEĞE ALTIN AYAKKABI GiYDiREN SANATÇI

Lavra Manastırı içinde bir de sergi geziyoruz. Mikrominyatür sergisi. Mikro art da diyorlar. Sergi neredeyse bütün dünyayı dolaşmış daha önce. Şimdi evinde sergilenmeye devam ediyor. Mykola Syadristy 1937 doğumlu Ukraynalı bir sanatçı. Toplu iğne başı kadar bir alana bir kitabın          12 sayfasını yazıyor, gerçek bir sineğe altın ayakkabı giydiriyor, saç teli içine bir gül yerleştiriyor, Rembrandt gibi isimlerin haşhaş tohumundan portrelerini yapıyor. Çıplak gözle görmeniz zor, mikroskopla bakmanız gerekiyor. Çok etkileyici. Bunu yapan kişinin gözleri kimbilir ne haldedir diye düşünürken birden Mykola Syadristy yanımıza geliyor. Meğer atölyesi serginin üst katındaymış. Bize tek tek kitabını imzalıyor. Yazısı da minyatürleri gibi minik ama inci gibi. Şimdiye kadar eserlerini görmediyseniz mutlaka internetten bakın.

 

EtiketlerART