AK Parti’nin iki büyük hamlesiydi: Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreci...
Ve Kürt sorununda barış süreci...
İki süreç de Gezi Parkı’nın biber gazından zehirlendi.
***
Avrupa Birliği, uzun yıllar AK Parti’ye “Müslüman Demokrat“ teşhisi koydu. Askeri vesayeti geriletme çabalarına destek verdi. Kürt sorununda barışçıl çözüm arayışını alkışladı.
Sağladığı ekonomik istikrarı övdü. Otoriter politikaları eleştirse de ipleri koparmadı. Ancak Gezi Parkı, Batı’nın “Yetti artık“ dediği bam teli oldu.
Eleştiriye tahammülsüzlük, meydanların eleştiriye kapatılması, polisin aşırı şiddet uygulaması, medyanın susturulması, sanal alemin muhasaraya alınması, Avrupa’yı zaten temkinli baktığı iktidardan hepten uzağa düşürdü, Türkiye’nin dünyadan dışlanmasına yol açtı.
Uyarıların “Siz de kim oluyorsunuz. Tanımıyorum“ diye cevaplanması ve “Asıl onların bize ihtiyacı var“ yanılgısı, tam üyelik hedefinin, AB perspektifinin iflası olarak yorumlandı.
Cumhurbaşkanı Gül‘ün ima ettiği teşhisle, “10 senede kurulan imaj, 10 günde yıkıldı.”
***
“Gezi zehirlenmesi“nin diğer kurbanı ise barış süreci oldu.
Dün bir “Akil insan“la buluştum.
“Biz raporumuzu verdik, işimizi bitirdik“ dedi.
Ancak üzgündü; çabalarının işe yaramadığı, sürecin batağa saplandığı görüşündeydi. Neden ortak bir ses vermediklerini sordum; “Herkes farklı fikirde“ dedi.
Diyarbakır’daki son konferansın mesajları, BDP’nin sert çıkışları, Hükümet’in giderek milliyetçi tona bürünen açıklamaları, sürecin geriye doğru işlediğine delalet...
Görünen o ki AK Parti, bazı kamuoyu yoklamalarında oy oranının düşmüş olmasını, açılım sürecinin muhafazakar tabanda gördüğü tepkiye bağlıyor. O yüzden de seçim yaklaştıkça tekrar en başa, “Bölücübaşı“ üslubuna, “dış mihraklar“ öcüsüne, “Bayrak asalım“ kampanyasına dönüyor.
İşe yarar mı?
Bu saatten sonra zor.
Eski mağduriyetleri hatırlatmak da işe yaramıyor.
“Yüce Mevlam, aldıkça alıyor.”
***
Türkiye’nin Cumhuriyet’le yaşıt iki projesidir:
Batılılaşma ve demokratikleşme...
İkisine de baskıcı uygulamalarla değil, daha özgürlükçü politikalarla erişilir.
Barışçıl gösterilerin polisle bastırılması, sosyal medyaya el atılması, sanatçıların hedef alınması, basının, iş aleminin korkutulması, ülke çapında cadı avı başlatılması, “duran“ların karşısına “vuran“ların çıkarılması, hem Batılılaşma politikasının hem barış sürecinin sonunu hazırlar.
Ve ödenecek bedel, eskisinden de ağır olur.

Twitter’daki Can Dündar’a açık çağrı
Sevgili arkadaşım!
Gerçek ismini bilmiyorum.
Twitter’da benim adımı ve yazılarımı kullanıyorsun. Engellemeye çalışıyorum, yeniden çıkıyorsun. Yaklaşık 600 bin takipçin oldu, iyi gidiyorsun. Ancak herkesin seni ben zannetmesine neden oluyorsun. Yakında mahkemelik olacaksın, bilmiyorsun. Lütfen vazgeç ya da beni ara; bir yol bulalım.
(Kendi adıma açılmış bir hesaba tweet atmak komik geldiğinden ve herkes twitter’daki hesabı benim zannettiğinden buradan seslenmek zorunda kaldım.  Özür dilerim.)
 

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler