Şu sahneyi gözünüzün önüne getirin:   Kars’ta belediye yıkım ekibi heykele doğru hareketleniyor. Yanında emniyet güçleri, eli balyozlu belediye işçileri...
Heykelin önünde ise Mehmet Aksoy tek başına dikiliyor.
“Beni çiğnemeden yıkamazsınız” diye haykırıyor.
Medya, bu trajik sahneyi kameralarla dünyaya naklediyor.
* * *
Hayal değil; çok yakında ekranlarda!
12 Eylül, “Yorgun Savaşçı”yı yakarak tarihe geçmişti, şimdikiler “İnsanlık Anıtı”nı yıkarak tarihe geçme peşinde...
Başbakan’ın “Yıkın bu ucubeyi” talimatı üzerine Kars Belediye Meclisi, AKP-MHP ittifakıyla yıkım kararı aldı.
Aksoy’un avukatları karara itiraz ettiler. Şimdi yargı bu itirazı görüşürken Belediye, yıkımı (onlar “kaldırma” diyor) yapacak firma için ihale açacak.
Aksoy, “Parçalamadan taşıyamazlar. Taliban durumuna düşeceğiz. Yıktırmayacağım. Önünde duracağım” diyor.
* * *
Sanatçılarımız son dönemde insani konularda öne çıkmaya, destek eylemleri yapmaya başladı. Kot taşlama işçileriyle dayanışıyorlar, otizmli çocuklara sahip çıkıyorlar, çevre hassasiyeti gösteriyorlar.
Bu, önemli bir gelişme, saygıdeğer bir çaba...
Ama nedense bu duyarlılığı kendi sorunları söz konusu olduğunda, özgür sanat tehdit altına girdiğinde göstermiyorlar.
Bir heykelin yıkımı tartışılırken sanatçılar niçin suskun?
Şahsi mırıldanmalar işitiyoruz, ama niye toplu, gür bir ses çıkmıyor?
Hava soğuk, Kars uzak da ondan mı? Yoksa “Heykel hakikaten ucube” diye düşündüklerinden mi?
Öyleyse bile bir sanat eserinin bu şekilde hedef alınıp yok edilmesi, kayıtsız kalınacak bir şey mi?
Neden Ankara’da bir “Sanatçıma dokunma” yürüyüşü, Kars’ta bir dayanışma konseri, İstanbul’da “Heykel nedir” konulu bir panel, televizyonda tarih boyunca sanat-iktidar ilişkisi üzerine bir açık oturum izlemiyoruz?
Neden yazdığı senaryo, baskıyla ve alenen sansürlenen Meral Okay yalnızlıktan yakınıyor?
Neden Kılıçdaroğlu, şarkıcıların seçim için CHP’nin şarkısını söylemeye korktuğundan şikâyet ediyor?
Neden film galalarındaki içki yasağına adamakıllı bir itiraz işitmiyoruz?
* * *
Geçenlerde bir TV programında çok tanınmış bir dizi oyuncusuna Muhteşem Yüzyıl’a sansür konusunu sormak istedim:
“O konulara hiç girmesek olmaz mı” cevabını aldım.
“O konular” dediği, kendi mesleği...
Sanatçılar mı apolitikleşti, iktidar mı çok sertleşti acaba?
Başbakan’la ters düşme, hedef haline gelme, boykot edilme, ekrandan kesilme, fonlardan beslenememe, “anarşist” diye nitelenme korkuları seziliyor çoğu çevrede...
Ama korkulması gereken başka şeyler de var:
Mesela “çok seslilik” çağındaki “yok seslilik” kasveti...
Mesela en zor döneminde sanata, sanatçıya sahip çıkmamış olmanın ayıbı...
Bir heykelin yıkılışına, bir filmin kesilişine susarak onay vermenin ıstırabı...
Sanata tüküren, büstü put gibi gören, dizi sansürleyen bir zihniyete itiraz etmiyor olmanın utancı...
Asıl tarihe böyle kaydolmaktan korkmak gerekmez mi?

 

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler