Dindar bir nesil sayılmasak da...

Geçmiş olsun Sayın Başbakan! Dindar yetiştirilmiş bir nesilden gelmesek de hastalığınızı bir an önce atlatmanızı, acilen şifa bulmanızı samimiyetle dilediğimizi bilesiniz.
Halkın çoğunluğunun da bunun için dua ettiğine eminiz.
Yeminli muhalifleriniz bile, sağlığınız veya özel hayatınız üzerinden siyasi hesaplar yapılmasını tasvip etmez.
Kim bilir belki siz de, dindar yetiştirilmiş nesle mensup biri olarak, son seçim meydanında rakibinizin özel hayatına bunca yüklenmiş olduğunuz için pişmansınızdır.
Bunu yapmasaydınız, ilerde tinerci olmasından korkulan yeni nesillere ibretlik bir ders verirdiniz.
* * *
Biz dindar bir nesil sayılmayız belki, ama “kafir de olsan yine gel” diyen Mevlana’ya akrabayız. O yüzden dindar yetişmiş birinin kendisini eleştiren bir yazara “gelsen ne olur, gelmesen ne” demesini yadırgarız.
Neslimiz tam dindar olmasa da inananlara saygılıyız.
“Dindar insan” deyince “eline, beline, özellikle de diline” sahip müminler anlarız.
Hele iktidar olmuş bir dindar gördüğümüzde, Şeyh Edebali’nin öğütlerini hatırlarız:
“Ey oğul! Beysin. Bundan böyle öfke bize, uysallık sana... Güceniklik bize, gönül almak sana... Suçlamak bize, katlanmak sana...”
Bu sözlere inandığımızdan, kendine dindar diyenlerin bunca kindar olmasına, hayır yerine öfke saçmasına, hiçbir eleştiriye katlanmayıp habire suçlamasına şaşarız.
Oysa biz, Zerdüştlere bile hürmetten yanayız.
* * *
Önceki gece bütün TV kameraları ameliyat olduğunuz hastanenin önündeydi. Her kanal haber almış, muhabir yollamıştı. Ama hemen hiçbiri haberi kullanamadı. Kimisi özel hayatınıza duyduğu derin saygıdan, kimisi, bunun sizi öfkelendireceğine dair duyduğu derin kaygıdan...
Muhtemelen aynı gerekçeyle danışmanlarınız da yaklaşık 20 saat resmi açıklama yapamadı.
Hemen herkeste, “Yanılırsak hoşgörmez” endişesi vardı.
Oysa ne demişti Şeyh Edebali:
“Ey oğul! Beysin. Şimdi yanılgı bize, hoşgörmek sana... Geçimsizlik bize, adalet sana...”
Adalet demişken, ilerde yetişecek dindar nesilden, kendi karşıtlarını sorgulayan savcıların sırtını okşarken kendi yandaşlarını sorgulayan savcıların sırtına binen bir adalet anlayışına sahip olmamalarını beklediğimizi de belirtelim.
* * *
Bu arada her fırsatta, bize hem de en üst perdeden hitap etmenize alışkın olduğumuzdan ve de daha geçen gün, bize “Herhalde savaş çıktı” hissi veren bir konuşmayla kürsüden şimşekler saçtığınızdan, devlet içi cephelerin karşılıklı hamleleriyle sarsıldığımız son iki gündeki suskunluğunuza akıl erdiremediğimizi de söyleyelim.
Belki diyecek laf bulamadığınızdan sustunuz, belki ikinci ameliyatın arifesinde olduğunuzdan...
Ameliyattan önce rahmetli anne ve babanızın mezarlarını ziyaret ettiniz, ruhlarına dualar ettiniz, sonra hastaneye gidip ameliyata girdiniz.
Dindar bir nesle mensup olmayabiliriz, ama ahirete inanan insanlar için hayırla yad edilmenin kıymetini biliriz.
Malum, siz de söylediniz:
“Bizler faniyiz. Hepimiz öleceğiz. İki metreküplük bir çukura, yanımızda sadece kefen götüreceğiz. O yüzden, baki olan, bu gökkubbede hoş bir seda bırakmaktır.”
Dindar bir nesle mensup olmasak da, dünyanın faniliği konusunda hemfikiriz.
Hiç değilse bundan böyle gökkubbemiz altında hırçın nidalar değil, hoş sedalar duymayı isteriz.
Bu hislerle size geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.