İnanılmaz bir geceydi. Önceki gece yarısı, Taksim’in ortasında, heykelin hemen dibinde kurulan piyano, adeta uzayıp giden bir sorunu notaya döker gibi hiç ara vermeksizin melodiler çalıyor, çevresinde gençler dans ediyor, anneler elele vermiş, onlara kol kanat geriyordu.
Az ötede, bir grup genç futbol maçı yapıyor, merdivenlerin bittiği yerde horon tepiliyordu.
Aynı saatlerde iki özel uçakla Ankara’ya giden sanatçılar heyeti ile Dayanışma temsilcileri, barış için Başbakan’la 4 saat sürecek görüşmeye oturmuştu bile...

Kız evi, naz evi
Görüşmeye 3 bakanıyla ve danışmanlarıyla gelen Başbakan, günlerdir süren görüşmeler maratonundan yorgun düşmüştü. Gergindi.
Heyetteki bir bakanın deyimiyle, “10 yıldır hiçbir önemli konuda bu kadar uzun toplantılar yapmamıştı”.
Sanatçılardan biri gerilimi düşürmek için, “Hayırlı bir iş için geldik. İyi bir netice alıp çıkmayı umuyoruz” diye lafa girdi.
Başbakan’ın hiç o havada olmadığı, cevabından anlaşıldı:
“Kız evi, naz evidir.”

“Haklısınız Başbakanım”
Aslında bu sanatçılar grubunun daha öncekilerden farkı ve asıl başarısı, görüşmeye direnişçi temsilcilerini de katması oldu.
Başbakan ilk kez konunun gerçek muhataplarıyla buluştu.
Ve “Haklısınız Başbakanım” dışında sözler duydu.
Sanatçılar doluydu:
Görüşme öncesi İstanbul Belediye Başkanı’nı ve Vali’yi, sonra da Gezi Parkı’nı ziyaret etmişlerdi. Taksim’in, Başbakan’ın sandığı gibi bir “terör yuvası” değil, coşkulu bir festival alanı olduğunu biliyorlardı.
Başbakan’ın Topçu Kışlası inadından vazgeçmesini, eyleme destek veren sanatçıları hedef göstermemesini, kutuplaştırıcı söylemine son vermesini, Park’a polis müdahalesini aklına bile getirmemesini istiyorlardı.
O kadar da değil;
Başbakan’la samimi ilişkisi olan bir sanatçı, özel hayata dair düzenlemeler koymasını eleştirdi ve dedi ki:
“Bir zamanlar ‘Gidip türbanlarını evlerinde taksınlar’ diyenlerle uğraşıyorduk. Şimdi siz, Gidip içkilerini evlerinde içsinler’ diyorsunuz.”

Komplo var
Ama Başbakan tepkiliydi.
Bir konuda eylemci gençlerle aynı fikirdeydi:
“Bu, ağaç olayı değil; bu, Erdoğan’ı yok etme olayı...”
Kendisine yönelik bir uluslararası komplo olduğuna, dış güçlerin kendisini yok etmek üzere harekete geçtiğine, “Gezi olaylarının da bunun bir parçası olduğuna” inanıyordu.
Bir bakanın deyimiyle “Başbakan yok edilmek isteniyor, sanatçılar sessiz kalıyor“du.
Erdoğan, Gezi’deki çevrecilerin iyi niyetine inansa da, “Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir“ diyordu.

Karşı şiddet örnekleri
“Keşke polis şiddetinden dolayı özür dileseydiniz” ricasını, “Bunlar konutumun önünden geçerken hep bir ağızdan ölen anneme küfür edip duvarlara yazdılar. Oysa benim mitinglerimde kimse için böyle bir terbiyesizlik yapmaz, yapamaz“ diye cevaplarken “karşı şiddet“ten örnekler verdi.
Çarşı grubunun içinde “illegal, aşırı uçlar” olduğunu anlattı.
Hafta sonu yapacağı mitinglerin iptalini isteyenlere, “Asla. Kampanyamı başlatıyorum. Ama gezi eylemi biterse orada bu konuyu açmam” dedi.

“Yalan mı söylüyorum”
Ardından polise yönelik şiddete ilişkin Emniyet’e hazırlattığı, 17 dakikalık bir filmi izletti. Ağır şiddet görüntüleri içeren film izlenirken, “Bu şiddeti görmezden geldiniz“ diye sanatçılara serzenişte bulundu.
Sanatçılardan biri, gerilimi tırmandırmamak, kutuplaşmayı artırmamak için bu ve benzeri filmleri kamuoyuna göstermemesini rica etti.

Son tartışma
Başbakan‘ın önerileri hazırdı:
Yargı kararını beklemek, olmazsa halkoyuna gitmek...
Bundan ötesine yoktu.
Sona doğru Taksim Dayanışma’dan gelenlerden birinin “Bu iş, sosyolojik bir hal aldı“ demesi üzerine hepten gerildi.
Ayağa kalkıp, “Hepiniz üstüme geliyorsunuz. Sabahın 3’ü olmuş. 15 saattir buradayım. El insaf“ diyerek gergin toplantıyı noktaladı.

Film iptal
Bunca gerilimin üstüne, ertesi gün Başbakanlıktan bir haber geldi:
Başbakan, sanatçıların ricasını kabul etmişti. Polise yönelik şiddete dair film, basına dağıtmayacaktı.

 


Can Dündar Gezi Parkı direnişçilerinin ilgi odağı oldu. Gençler, Dündar’a direnişlerini, nedenlerini ve beklentilerini anlattı.
 

Gezi’nin havası
Sabah 3.30’da sanatçılar heyeti Başbakanlık kapısında açıklama yapılırken, Derya Sazak‘la Taksim meydanındaki börekçide piyano konserini dinleyerek haber bekliyorduk.
Bir cep telefonunun ekranından izlediğimiz Halit Ergenç‘in ilk cümleleri umut doluydu.
Derya, o anda “Yıldırım Baskı” kararı aldı. Başlığı temkinliydi:
“Gezi’de umutlu son”
Sonra sabah 04’te Gezi Parkı’na çıkıp nabız ölçtük.
“Gezi“nin kafası karışıktı.
Çevremizi saran yüzlerce genç tartışmaya koyuldu. Bir kısmı, “Bu baskı ortamı bitene dek eyleme devam kararlılığında olduklarını” söylerken, bazısı “Alacağımızı aldık“ havasındaydı.
Her kafadan bir ses çıkıyor, her yeni ses, bir öncekinden daha yeni bir talep öne sürüyordu.
Onlara, “Türkiye’ye inanılmaz bir eylem örneği verdiklerini, isteklerinin büyük bölümünü kabul ettirdiklerini, sadece parkı değil, özgür bir gelecek ümidini de yeşerttiklerini” anlattım.
Seslerinin bütün dünyadan duyulmuş, Başbakan’ın direnişin boyutunu anlamış olmasını kutlayarak, kaybettikleri arkadaşlarını anarak, Gezi’de beton tehdidi bitmezse yeniden buluşmak üzere bu eyleme zafer havasında ara vermelerinin herkese umut vereceğini söyledim.

Özgün ve yeni ama...
“Gezi Hareketi“nin yeni ve özgün niteliği şu:
Örgütü, lideri, hiyerarşisi yok.
PKK gibi liderlerinin emriyle sınır dışına çekilecek bir kadro değiller.
Adı üstünde:
“Ben nesli” onlar...
Bu, aslında demokrasinin geleceği için büyük şans...
Ancak bu tür kriz hallerinde bir karar mekanizması ve temsil ihtiyacı kendini hissettiriyor, kararı zorlaştırıyor.
Nitekim bundan sonrasına karar vermek için dün gece boyu yapılan forumlarda da karardan ziyade tartışma çıktı.
Forumlara katılan bir 78’li durumu şöyle özetledi:
“Başbakan’ın ‘illegal marjinaller’ dediği örgütler, ‘İstediğimizi aldık, yeter, çekilelim’ tavrındalar. ‘Masum çevreciler’ dediği gençler ise korkusuz. Kimseyi dinlemiyor, ‘Eyleme devam’ diyorlar.
Gazete baskıya girerken Gezi kalabalıktı ve forumlar sürüyordu.  Önceki gün sabaha karşı Derya‘nın ortamın demokratik yapısına uygun olarak ve gençlere danışarak attığı yıldırım baskının başlığı, hala geçerliydi: “Son söz Gezi’nin...”
 

 

Milliyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Derya Sazak ve Milliyet yazarı Can Dündar Gezi Parkı’na gelen CHP Milletvekili Süleyman Çelebi ile gelişmeleri değerlendirdi.

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler