Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Rıza Ayhan, dünkü Cumhuriyet’in manşetindeydi. Habere göre yeni rektör, ilk yönetim kurulunda dekanlara demiş ki:
“Biz dernek değil, devlet yönetiyoruz. Bunu anlamayan dekana anlatmasını biliriz. Bir sarı zarf gönderir, soruşturma açar, burnunu sürteriz. Hani bir söz vardır: ‘Nush ile uslanmayanın hakkı kötektir’.”
Toplantıdan sonra Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Anar, rektörün bütün dekanları tehdit ettiğini söylemiş.
“Gazi olayı”, üniversitede YÖK düzeninin, haksızlığın, çifte standardın eşsiz bir örneği olarak tarihe geçecektir.
* * *
12 Eylül öncesi, o zamanki adıyla Ankara İktisadi İdari Ticari İlimler Akademisi’ndeki asistanlığı döneminde Devlet Bahçeli’nin en yakın arkadaşlarından biri olan Prof. Ayhan, 2000 yılında, artık Gazi adını almış üniversitenin rektörü oldu.
Rektörlük seçiminde en çok oyu alıp Cumhurbaşkanı Demirel tarafından göreve atanmıştı.
2004’te de oyların yüzde 73’ünü alarak birinci seçildi. Ama Cumhurbaşkanı Sezer tarafından atanmadı. Onun yerine ikinci sıradaki Prof. Kadri Yamaç’ı atadı Sezer...
Prof. Ayhan tepkisini şu sözlerle gösterdi:
“Meşru olmayan işlemler, işlemi yapan makama güveni ortadan kaldırır.”
* * *
Gün oldu, devran döndü; 2008’de “rövanş” alındı.
Bu kez seçimde Prof. Kadri Yamaç, Prof. Ayhan’dan neredeyse iki kat fazla oy alarak birinci oldu. Ama YÖK tarafından listeye bile alınmadı. Onun yerine ikinci sıradaki Prof. Ayhan atandı.
Prof. Ayhan, 4 yıl önce “gayrimeşru” saydığı bir işlemle atanmıştı, ama bu kez “işlemi yapan makama güvenin ortadan kalktığını” söylemedi. Daha samimi konuştu:
“O dönem ona yapıldı kötü, şimdi bana yapıldı iyi anlayışını kabul etmek istemiyorum. 4 yıl önce benim nefsime ağır gelmişti. Şimdi herhalde selefimin nefsine de ağır gelmiştir. Ancak o dönemde güzel güzel bundan istifade ettiyseniz, bu sefer de kabul etmek zorundasınız.”
* * *
Üniversitede “bir nefis mücadelesi”, daha doğrusu “nefis bir mücadele” var:
Dünün mağdurları, bugünün mağrurları koltuğunda...
Dünkü mağrurlar, bugün mağdur...
Şimdi taraflar “Oh olsun!” diye göğüs ovuşturmak yerine birbirinin acısını anlayabilir ve sistemin “gayrimeşruluğu”nu görerek çifte standardı reddeden bir ortak payda bulabilir:
Ya akademisyenlerin iradesini hiçe sayan bu seçim yönteminden tümden vazgeçilmeli ya da üniversitenin iradesine saygı gösterilmelidir.
Ve tabii rektörler, hep kendilerine yapılmasından yakındıkları şeyleri yapmamalı, herkesi kucaklamalı ve talebeye kötü örnek olup eğitim sezonunu “kötek” mesajıyla açmamalıdırlar.

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler