Gençlik ateşi söndü!

24 Eylül 2019

Geçen sezonu tüm Türkiye iyi anımsar. Koşullar öyle gerektirse de, Trabzonspor’un yaktığı gençlik ateşi örnek gösterilmiş, taraflı tarafsız herkes altyapının ne denli önemli olduğunu konuşmaya başlamıştı. Bugün Trabzonspor cephesinde işler endişe verici noktaya geldi. Son maçlarına artık iki yerli oyuncuyla çıkıyor. Elbette sakatlıklar Ünal Karaman’ı zorluyor. Ve bu süreci en az hasarla atlatmak istiyor. Ama sormadan edemiyor insan; bu gençler ne zaman şans bulacak ve kazanılacak? Sezon başında bu takımı abartmayın demiştim, keşke haksız çıksaydım.
***
Maça gelince. Skora rağmen Trabzonspor kalecisi “Uğurcan” ve “diğerleri” diye ayırmam gerek. Tıpkı son Getafe sınavındaki gibi yaptığı inanılmaz kurtarışlarla arkadaşlarını ayakta tutmaya çalıştı. Lakin onun da yapacağı fazla şey kalmıyor bazen. Bu arada yeni sözleşmesi anasının ak sütü gibi helâl olsun. Açık söyleyeyim, her doksan dakikanın ardından Trabzonspor adına olumlu şeyler değil de, Uğurcan yazmaktan sıkıldım artık.
Sahaya dönersek. Amaç futbol adına doğru şeyler yapmak değil, günü kurtarmak olunca ortaya sıkıcı bir mücadele çıkıyor. Ünal Karaman takımına “savaşın” demiş olabilir, ancak “boğuşun” talimatı verdiğini sanmıyorum. Topa sahip olmak için rakip atağa çıkarken baskı yapmak doğru hamle. Ama o topu dar alandan kurtarıp hızlı hücumlarda uçtaki oyuncularınızla buluşturamıyorsanız, enerjinizi boşuna harcıyorsunuz demektir.
Aslında henüz maçın başında Avdijaj ile öne geçen Trabzonspor, avantajını perçinlemek için fırsatlar da buldu. En azından tempoyu korumak, Sivasspor’un planlarını bozabilirdi. Adı neyse; programın yorgunluğu veya iskeleti bozulan takımın yaşadığı uyum sorunu; beklenen direnci gösteremediler. Üstelik olmadık pozisyonlar kalesinde tehlikeye dönüştü. Yediği her iki golde de sorun aynı idi; takım savunmasını unutmak. Bedeli ağır oluyor.
Rıza Çalımbay’ın yerinde oyuncu değişiklikleri ikinci yarıda daha istekli ve hareketli bir Sivasspor izlememizi sağladı. Kazanmak istediğini belli etti.
Oyun rakibin istediği şekle bürününce, Trabzonspor’da bazı oyuncuların daha çok inisiyatif alması gerekiyordu. İsim vermeyelim, herkes biliyor beyleri! Yapamadılar, rakibin direncini kıracak en ufak bir çaba gösteremediler. İki tane VAR kararının konuşulacağı ana dek, sahada stres tavan yaptı. Önce Fernando yerde kaldı oyun devam etti, hemen ardından Sörloth’un kafasına gelen ayak darbesi, inceleme sonunda penaltı kararına dönüştü. Avantajı yakalayan Norveçli, kritik atışta skoru almayı beceremedi.

Yazının devamı...

Felaketi Uğurcan önledi

20 Eylül 2019

Yıllar sonra Trabzonspor’u UEFA Avrupa Ligi’nde izlemek, elbette anlamlı idi. Getafe deplasmanından puanla dönmek, bu keyfin değer kazanması için iyi bir başlangıç olabilirdi. Lakin şu gerçek; Büyük oranda sakatların da etkisiyle Trabzonspor’da inanılmaz bir gerileme var. Ve hayra alamet değil.
İspanya liginde galibiyetsiz 18. sırada bulunan Getafe karşısında, ligi de düşünerek rotasyonlu bir kadro ile başladı Teknik Direktör Ünal Karaman. Bu kez savunmanın göbeğinde Campi, orta alanda Obi Mikel’in yanında Doğan Erdoğan vardı.
Şunu söyleyeyim; Getafe üst düzey rakip değil. Eksiksiz bir Trabzonspor buradan puansız dönmezdi. İspanyol temsilcisinin en büyük avantajı uzun süredir birlikte oynamış isimlerden kurulu olması. Disiplinli. Top rakipte iken en az iki oyuncu başına üşüşüyor. Fizik güçleri de bir avantaj. Az hatayla oynamazsanız canınızı yakar. Trabzonspor bunu yapamadı. Uğurcan olmasa İspanya’dan tarihi bir yenilgi ile dönmesi şaşırtıcı olmazdı.
Maça gelince.... İlk 15 dakika iki takım adına da sıkıcı bir futbol ve pozisyonsuz geçti. Aksiyon Getafe’den geldi. Sol bekleri Raul Garcia yaklaşık 40 metreden topu kesti, bizim savunma uyurken, boyu omuzlarına gelen Angel onların üzerinden kafa ile ağları gördü. Bu kadar ucuz gol yenmemeliydi.
Hadi yediniz. Mutlaka karşılık vermeniz gerekmiyor mu? Evet ama, Trabzonspor öndeki silahları Nwakaeme ve Sörloth’a önlem alınınca hem topu üçüncü bölgeye taşımak zorlaştı, hem bu görev sadece Sosa’ya kaldı. Obi Mikel mi? “Her zamanki gibi.” Bu kalitedeki oyuncunun bir tane hedef pası olmaz mı? Geri ver, yana at. Kulübedeki her genç fazlasını yapar. Kusura bakmayın, Mikel ile ilgili olumsuz düşüncelerim her maçta artıyor. Ünal hocanın sabrına hayranım. Mutlaka vermek istediği bir mesaj vardır!
Eğer buradan puanla dönmek istiyorsanız bir hamle şarttı. Ünal hoca ikinci yarıya Avdijaj’ın yerine Daniel Strurridge’yi alarak başladı. Sörloth’u da sağa çekti. Ardından Doğan- Abdülkadir değişikliği. Değişiklikler Trabzonspor’u önde oynamaya itse de, pozisyon bulan taraf yine Getafe oldu. Hem de nasıl? Yağmur gibi akmaya başladılar kalemize. Sadece Angel’in yarattığı üç tehlike vardı. Diğerlerini saymıyorum bile. Bir elin parmaklarını geçerdi Uğurcan’ın kurtardıkları. Trabzonspor ucuz kurtuldu. Ama takımı bekleyen bir tehlike var. Sosa geçmiş yıllarda papazdı, şimdi hakiki kaptan oldu. Mikel ve Sturridge onun yerine aday gibi görünüyorlar. Hem hazır değiller, hem el-kollar çalışmaya başlamış şimdiden. İki yeni transferin bedeli ağır olursa, bunca emek ve özveri boşa gider emin olun…
Son olarak yazmazsam, ülkeme haksızlık etmiş olurum. UEFA bizim o güzelim statlarda basın tribünleri için kılı kırk yararken, böyle bir stadı nasıl görmezden gelebilir? Es kaza lavabo ihtiyacınız olsa, 30 kişinin üzerine basarak çıkmak zorundasınız. Ya da oturduğunuz yerde çatlayacaksınız. Tanrı var, Türkiye’deki fiziki koşulları ve kaliteyi 50 sene sonra bile yakalayamaz bu zihniyet!

Yazının devamı...

Zor dostum zor!

16 Eylül 2019

Peşi sıra Abdülkadir Ömür, Yusuf Sarı ve Ekuban sakatlandı. Tamam, üç önemli oyuncunun yokluğu Trabzonspor için dezavantaj görünüyordu. Lakin bu geniş kadro neden kuruldu? Üç kulvarda birden yarışmacı olacak takım için. İyi de, onların yerine görev yapanların da hazır olması gerekmiyor mu? Teknik direktörün görevi herkesi her an oynayacak biçimde motive etmek değil mi?
Skor bir yana, dünkü kötü futbolun sorumluluğunu kimseye yıkmak gibi bir niyetim yok. Trabzonspor, birkaç isim hariç takım olarak iyi değildi.
Gençlerbirliği’ni küçümsemiyorum, ligde puanı olmayan bir rakip karşısında işi baştan sıkı tutmazsanız her türlü sıkıntıyı yaşamak zorunda kalırsınız. Sezon başından beri dilimizde tüy bitti. Trabzonspor’un yumuşak karnı orta sahası. Bu bölgede Sosa ve Obi Mikel’i yan yana oynatmak fikri, görüldü ki hata. Mikel adam kovalamayan, savunması olmayan bir oyuncu. Üstelik kontenjan senatörü gibi dolaşıyor sahada! Gününde olmayan Abdülkadir Parmak’ı da ekleyin, Gençlerbirliği bu bölgede cirit atmaya başladı. Nitekim rakibin zaafını gördükten sonra başkent ekibi inisiyatifi eline aldı. Bir dakika içinde Sio’nun iki net pozisyona girmesi normal sayılabilir mi? Ya Uğurcan olmasaydı? Geliyorum diyen eşitlik sayısında yine Sio’nun asisti ve Stancu’nun bitirici vuruşu vardı. Aslına bakarsanız, başkent ekibi bu kadar berbat savunmasına rağmen hayalinde bile göremeyeceği skoru bulabilirdi ilk yarıda.
Gençlerbirliği’nin geri dörtlüsündeki her oyuncu saatli bomba gibi. Nitekim Ahmet Oğuz’un yaptırdığı basit penaltı olmasa, Trabzonspor’un kendine gelecek hali yoktu inanın. Sörloth’un golünün ardından, takımı ve tribünleri ateşleyecek bir hamle daha gerekiyordu. Karaman 70. dakikada taraftarın dört gözle beklediği Sturridge’yi sahaya sürdüğünde bir sihirli değneyin skor tabelasını değiştireceğini sanan çoktu.
Yanılmadılar! Tabela değişti ama Gençlerbirliği lehine. Eşitlik sayısının geleceği o kadar belli idi ki, sen bu kadar geriye yaslanır, rakibin top yapmasına şans tanırsan, elbette girdiği pozisyonlardan birini değerlendirecek birileri çıkar. Öyle de oldu. 84’te fırsatı geri çevirmeyen Sessegnon, Akyazı’yı ölüm sessizliğine gömdü.
Yenersin, yenilirsin. Ama sezon başından bu yana Trabzonspor’u yere göğe sığdıramayanların aksine, özellikle son dönemlerde bu takımın iyi oynamadığını, ciddi bir düşüş yaşadığını savunuyorum. Kadro geniş gibi görünse de, yetersiz.
Dost acı söyler... Hafta içinde Avrupa Ligi’nde Getafe sınavı var. Şakaya gelmez. Bu görüntüsüyle Trabzonspor’dan umutlu olmak için Ünal hocanın bazı takıntılarından vazgeçmesi ve sahada her şeyini verecek bir oyuncu topluluğunu tercih etmesi şart..

Yazının devamı...

Tosun Paşa’nın dönüşü!

11 Eylül 2019

Milli takım, Avrupa Şampiyonası grup maçlarında kötü sürprizlerin bedelinin ağır olacağı bir sürece girdi. Üç gün önce Andorra karşısında kabus görmekten son dakikalarda Ozan kurtarmıştı bizi.
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Ay-yıldızlı ekibimizin Moldova’da yapması gereken, golü erken bulup rahatlamak ve kendi oyununu rakibine kabul ettirmek olmalıydı. Lakin kapanan ve sahasında millilerimizi bekleyen Moldova’nın kalabalık savunmasını aşmak zordu. İlk 20 dakika işler tam da rakibin istediği gibi gitti. Kaleyi bulan tek şutumuz yoktu. O dakikadan sonra peşi sıra tam üç pozisyon bulduk. Kanatları etkili kullandığımız bu bölümde iki kez Cenk ve İrfan Can yokladı kaleyi. Koşelev kritik müdahaleler yaptı. Ve döndük aynı sıkıcı taktiğe.
Premier ligde kulübede oturarak gerçek kimliğinden uzaklaşmaya başlayan ve bu performansı milli takıma da yansıyan Cenk Tosun’un geri dönüşü ise şık oldu. Bir taç atışında hızlı davrandık. Dorukhan, ilk kez önde yakaladığımız Moldova savunmanın arkasında topu Cenk ile buluşturdu. Golcümüz, eski günlerini anımsatan ve gözümüzün pasını silen iki mükemmel dokunuş sonrası ay-yıldızlı ekibe nefes aldırdı.
Bu tarz maçlarda tek farklı skorlar risktir. Topa daha çok sahip olmak veya pas üstünlüğünü elinde bulundurmak yetmez. Ve rakip en ufak hatayı affetmez. Dolayısıyla sıkıntı yaşamamak için ikinciyi bulmamız gerekiyordu. Gerekiyordu da, bunu normal yollardan yapmamız kolay görünmüyordu. O halde? Deniz Türüç gibi bir kahraman çıkmalıydı sahneye. Antrenmanlarda defalarca çalışıldığı belli bir serbest vuruş organizasyonunda hücumcular savunmayı ve kaleci Koşelev’i uyuturken, Deniz pek de uygun olmayan açıda 25 metreden jeneriklik bir vuruşla herkesi avladı. Maçın selameti ve önümüze umutla bakabilmemiz için gerçekten ihtiyacımız vardı bu gole.
Tabii ki gruptaki en önemli rakiplerimiz Fransa ve İzlanda’nın alacağı sonuçlar da önemliydi. Ama önce işimizi iyi yapmamız şarttı. Yani ne olursa olsun bu deplasmandan üç puanla dönmeliydik.
İkinci golden sonra daha rahat ve güvenli bir milli takım izledik. Kontrollü oynadık. Fırsat kolladık. Sabrettik ve bitirici darbe için uygun anı bekledik. Hakkını verelim, Zeki sağdan adrese teslim kesti topu, Hakan Çalhanoğlu nefis vurdu ama direği aşamadı, Cenk yine çok doğru yerde pusuya yatmıştı, bir kafa darbesi yetti. Skor tabelasını yazmak ise Yusuf Yazıcı’ya kaldı. Milli takımdaki ilk golü hem mükemmeldi, hem ona çok yakıştı.
Şenol Güneş’in tercihlerini eleştirenlerin aksine dün gece milli takımı her futbolcusu ile çok beğendim, keyif aldım. Helal olsun, görev alan kim varsa hakkını verdi. Dedik ya kulağımız rakiplerin alacağı sonuçlarda diye. O müjdeli haber Tiran’dan geldi. Arnavutluk’un İzlanda’yı yenmesi Moldova galibiyetimizi fazlasıyla değerli kıldı.

Yazının devamı...

Huzurlarınızda Uğurcan!

2 Eylül 2019

Haftanın değil, sezonun ilk yarısının sonucu merakla beklenen maçlarından biri idi. Lige iyi başlangıç yapmış, ancak fazla abartıldığını düşündüğüm Fenerbahçe ile Trabzonspor’un erken kapışmasından, futbol kalitesi olarak çok şey beklemiyordum doğrusu. Sadece defoları görmek ve gerçeklerle yüzleşmek anlamında erken uyarı olabilirdi iki takım adına da. İstatistikler mi? Bu tarz karşılaşmalarda hükmü olmayan kağıt üzerindeki karalamalar gibi gelir bana.
Önce şunun altını çizelim. Hazırlık dönemini geçin, Fenerbahçe üçüncü ciddi sınavına çıktı. Trabzonspor ise aynı süreçte 7. maçını oynadı. Üç günde bir efor testi gibi. Kalbin dayanırsa ayakta kalırsın.
Bu tip maçların kahramanları vardır. Seni hayata bağlar. Adı Uğurcan. Trabzonspor’un yaşam kaynağıdır, camiayı ayakta tutan kahramanlandan biridir artık.
***
Hangi takımı çalıştırırsa çalıştırsın Ersun Yanal’ın en sevdiği tarzdır. Önde baskılı başlayacak ve rakibi bunaltacaksın. Golü erken bulursan zaten avantajı alırsın. Hele geçmişle hesabın var ise! Senaryo Yanal’ın istediği gibi yazılmaya başladı. Oyunu geride kabullenmenin faturasını kesmek ise Rodrigues’e düştü.
Parzehir nedir? Bu kompleskten acilen kurtulup oyuna ortak olacak hamleleri yapmak. Topu daha çok öne taşıyıp, baskıyı azaltmak. Zor olmadı eşitlik sayısının gelmesi. Bu kez Ekuban çıktı sahneye.
İyi de, her şey burada bitmiyor. Gerçekler ortada. Senin en zayıf yerin neresi? Orta saha değil mi? Haftalardır sorun belli. Dün gece Sosa ve Abdülkadir Parmak ikilisi veya diğer arayışlar çözüm oldu mu bugüne dek? Hayır.

Yazının devamı...