Korsanlığın kısa tarihi...

21 Ağustos 2018

Türkiye, bayrama ekonomisine, dolayısıyla ulusal güvenliğine yapılan en büyük saldırılardan birini göğüsleyerek giriyor. Bu saldırı, gerçekte yalnız Türkiye ekonomisine ve güvenliğine dönük bir saldırı değil; artık çökmekte olan, çürümüş bir kurgunun ömrünü biraz daha uzatmak için sistemin tüm meşru, açık alanlarına dönük kapsamlı bir operasyon.

Hiç şüphesiz ki Türkiye, buradan kazançlı ve kazanarak çıkacaktır; bu anlamda da Türkiye’nin kazancı tüm gelişmekte olan ülkeler için yeni bir çıkış yolu olacaktır.

Goebbels ve Luce...

Henry Luce, 20. yüzyıla “Amerikan yüzyılı” demişti. Henry Luce, 2. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan “Amerika'sız dünya olmaz, Amerikan egemenliği mutlaktır” algısının mimarı, sahte Amerikan rüyasının Goebbels’i idi. Şimdiki Amerikan medya imparatorluğunun ideolojik anayasasını yapan, elinin altındaki medyayla başkanları yönlendiren Luce, “Amerikan yüzyılı"nın doruğunda 1967 yılında toprak oldu. Zaten Luce’nin Goebbels’in yanına gittiği yıllarda “Amerikan yüzyılı” doruktan inmeye başlamıştı. Amerika, Vietnam’da hiçbir zaman unutmayacağı bir yenilgi aldı. Bununla birlikte, Luce’nin kurduğu medya ağı da su almaya başladı.

ABD’nin 1945’ten 1971’e değin başta

Yazının Devamı

ABD’nin insanlığa ilan ettiği savaş...

15 Ağustos 2018

2017’nin son günlerinde ABD Başkanı Trump, ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’ni okumuştu. O zaman, 21 Aralık 2017 tarihinde, bu sayfada şunu yazmıştım: “ABD Başkanı Trump’ın adeta bir seçim bildirgesi gibi okuduğu ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesi, hem bir müddettir bölgemizde yaşananları hem de önümüzdeki günlerde ekonomide ve dış politikada yaşanacak olanları bize anlatıyor. Esasında bu belge ve bu belgenin sunum şekli, ABD’nin bir önceki yüzyıldaki mutlak ekonomik ve siyasi gücünün gerilediği gerçeğinin artık ABD tarafından da 'endişe' ile kabul edilmeye başlandığını gösteriyor.”

İşte bu “endişe” hali 2. Dünya Savaşı sonrası, ABD önderliğinde, kurulan iktisadi ve siyasi sistemin kurum ve kurallarının artık işlememeye başlamasından kaynaklanıyordu. Para ve ticaret sistemleri ve bunların kurumları, eskisi gibi, dünya ticaret düzenine, ekonomisine artık ABD lehine müdahale edip, sistemi düzenleyemiyorlardı. Dünya Bankası, IMF gibi Bretton-Woods kurumları, gelişmekte olan ülkeler nezdindeki itibarlarını ve etkinliklerini 2008 krizini takip eden altüst oluş sürecinde hızla kaybettiler. Bu ülkeler, ABD hegemonyasını tesis eden bu kurumlardan ve onların

Yazının Devamı

Geçen yüzyılın tuzağı: Temel rezerv paraya endeksli ekonomiler

7 Ağustos 2018

Bundan bir müddet önce İran, parasının temel rezerv paralar karşısında hızla değer kaybetmesinden paniğe kapılarak, parasının değerini yabancı para birimleri karşısında sabitlemiş ve döviz dolaşımını da kısıtlar getirmişti. O zaman İran’ın bu kararının tarihi bir hata olduğunu ve İran yönetiminin tam da onu bu yolla “sıkıştıran” ABD’nin istediğini yaptığını yazmıştık. Nitekim, yaptırımlar kalktığından beri ekonomisini dışarıya açmaya çalışan ve Avrupa dahil olmak üzere, bir çok gelişmiş ülke ile de yeniden yoğun bir ticaret alışverişine giren İran’ın bu hatası ona, şu zamana değin, çok pahalıya patladı. Ülke ekonomisi kısmen açık bir pazarı içerdiği için, döviz girişi ve dolaşımı devam etti. Ancak döviz, yasaklarla daha da kıymetli olduğu için, ikili bir para piyasası oluştu ve gerçek piyasadaki kur tutulamadı. İran bu hafta itibariyle tam da ABD’nin açıklamasından önce ve AB ülkelerinin "AB hukuku ve BMGK kararı uyarınca İran ile meşru ticaret yürüten Avrupalı firmaları koruma konusunda kararlıyız" açıklamasıyla birlikte döviz yasaklarını kaldırdı ve piyasada oluşan fiyata merkez bankasının müdahale etmeyeceğini deklare etti. İran merkez bankası başkanı Himmeti, döviz

Yazının Devamı

Zamanın ruhu: Piyasa ve iktisat politikaları...

2 Ağustos 2018

Bölgesel-küresel dengelerin hızla değiştiği bir zaman diliminde basmakalıp bazı sözcükleri çok sık tekrar etmek sizin yolunuzu tam anlamıyla dosta-düşmana anlatmaz. Böyle dönemlerde ülkelerin iktisadi-politika arayışları, hem yeni olası dengelere göre hem de kendi özgün tarihsel sorunları kapsamında öne çıkar.

Örneğin 1929 büyük krizi öncesi ve sonrasında ülkelerin krizi aşma ve kendilerine yeni bir yol bulma çabaları çok kayda değer bir deneyimdir.
O dönemde de iktisat biliminin yaygın kabulü; “ Piyasa mekanizmasının gerek ulusal düzeyde gerek uluslararası düzeyde kendiliğinden çalışmasını ve uyum yapmasını engelleyen bütün kurumsal rijidliklerin kaldırılması yönündeydi. Örneğin ulusal düzeyde fiyatların düşmesi halinde ücretler de düşmelidir. İşgücü piyasalarında ücretlerin düşmesini engelleyen kurumlar bulunmamalıdır. Uluslararası düzeyde, her ulus kendi üretimini diğer ülkelerin rekabetine karşı koruyucu tedbirler almamalıdır. Bu dengeci yaklaşımın bir başka şekilde ifadesi, ekonomik çöküntüye (depression) mani olmak için ekonomik yükselmeye (boom) mani olmanın gerektiği ya da göreli dengenin kurulması şeklindedir.” (Tekeli ve İlkin; S:19, 2009)

Piyasa derken...

Ancak

Yazının Devamı

Tehdit ekonomi-politiği...

31 Temmuz 2018

Önce şu genellemeyi yaparak başlayayım; ülkeler arasındaki uzun süreli diplomatik gerilimler, nihai olarak ekonomiye dayanır. Bu gerilim uzun sürüyorsa ve kendisini çok sudan bahanelerle yeniliyorsa, eski ekonomik denge bitmek üzeredir ya da bitmiştir. Şimdi ABD Başkanı’nın Türkiye’yi tehdit ettiğini konuşuyoruz; evet, ABD bunu uzun süredir yalnız Türkiye’ye yönelik olarak değil, birçok ülkeye yönelik olarak da yapıyor. Trump, başa geldiğinden beri ABD’nin doğrudan ya da dolaylı tehdidine maruz kalmayan ülke çok az.

Bu tehdit politikasını yalnızca Trump’ın kişisel özellikleri ile açıklayamayız. Ya da Trump’ın “içeriye” dönük sosyal medya politikası olarak da bakamayız bu duruma. Bu durum, çok açık olarak, ABD’nin “eski gücünü” aramaya başlaması bunu test etmek istemesi ve “eski dengenin” devam edip etmediğini ya da ne kadar devam ettiğini görmek istemesidir. Bu anlamda burada sorun yargılanan bir rahip falan da değildir. Rahip olmasa mutlaka başka bir şey çıkacak.

Bundan dolayı ABD, dünyanın eski dünya olmadığını yaşayarak, test ederek görmek istiyor. Ona bu fırsatı da vermek lazım diye düşünüyorum.

Bu, aynı zamanda, bu haksız tehditlere maruz kalan ülkeler için de fırsattır.

Yazının Devamı

YENİ BİR SİYASET, YENİ BİR EKONOMİ...

26 Temmuz 2018

Dünya ekonomisi, şimdiye değin hiç tanışmadığı yeni bir değişim/kriz dalgasının üzerinde yolunu arıyor. Burada değişim ve kriz kelimelerini özellikle aynı anda kullanıyorum. Artık “Hepimiz aynı geminin içindeyiz” deyişi pek geçerli değil.

Hatta tam aksi de geçerli. Uzunca bir süredir gelişmiş ülkelerin krizi, bir sistem -dünya- krizi olarak anlatılıyor. Esasında bu anlatı, hem güncel hem de tarihsel olarak doğru değil.

Sistemin, 19. yüzyılın tam ortasında önce Avrupa’da başlayan ilk esaslı krizi ve sonrasında, 20. yüzyılda, dünya savaşlarına da yol açan tüm krizler de gelişmiş ülkelerin kriziydi. Bu krizlerin, teknoloji ve pazar alanları kaynaklı gelişmiş ülkeler kapışması olduğunu biliyoruz.

Ancak iki yüzyılı aşan bu süreçte, Batı, önce merkantilist sömürgecilikle sonra da sanayi devriminin müthiş “verimlilik” atılımıyla elde ettiği zenginliği bütün bu krizlere rağmen yitirmedi.

Çünkü Doğu ve Güney ülkeleri, giderek artan bir sömürü, yoksullaştırma sürecine mahkûm edildiler. Şimdi genel olarak “gelişmekte olan ülkeler” diye isimlendirdiğimiz ülkelerin iktisadi geri kalmışlık döngüsü bütün bir 20. yüzyıl boyunca devam etti. Soğuk Savaş döneminde çok cılız ve Sovyetler’in gölgesinde

Yazının Devamı

YİNE TERS KÖŞE OLDUNUZ!

19 Temmuz 2018

2008 krizi başlayalı beri, krizin ilk sarsıntılarının ortaya çıktığı ABD dahil olmak üzere, gelişmiş ülkelerin toparlanmak üzere olduğu ve önce finansal piyasalarda sonra da işgücü piyasalarında, Batı merkezli bir iyileşmenin kalıcı olarak geldiği konuşulur durur. Bundan bir kaç ay öncesine kadar, önümüze gelen sunumlar, raporlar dahil olmak üzere, merkezi belli bütün haberler, ABD'den başlayarak gelişmiş ülkelerde ücretlerde bir yükselişin başladığını, işsizliğin, enflasyon çıkışına paralel olarak, düşmeye başladığını iddia ediyordu.

Tabii, bileşik kaplar misali, gelişmekte olan ülkelerde park eden sıcak paranın yeniden ABD parasına dönerek gelişmiş ülke varlıklarına yöneleceği, gelişmekte olan ülkelerin yeniden doksanlı yılların finansal krizleri benzeri borçlanma zorluğundan başlayan kapsamlı sorunlar yaşayacakları, yaygın görüş olarak, bütün analizlerde önümüze geliyordu.

Türkiye ile ilgili yapılan bütün analizler de, bu ön kabul üzerine oturtuluyordu.

İşin ürkütücü yanı ise şuydu; gelişmekte olan ülkelerin ekonomi bürokrasisi de bu sığ ve yanlış görüşü temel kabul edip, nakit yönetimi, para politikası ve maliye politikası ayaklarında oldukça vahim sayılacak, sonuçları itibariyle

Yazının Devamı

Kim yükseliyor, kim düşüyor?

17 Temmuz 2018

Türkiye 15 Temmuz darbe girişiminden tam iki yıl sonra başkanlık sistemine geçti. 15 Temmuz’un 2. yıldönümünde İstanbul’da Şehitler Köprüsü’ndeki anmalara katılanlar, o gece yine o köprüde olanlar, sokağa çıkanlardı.

Türkiye’nin yakın tarihi esasında darbeler tarihidir de... 1960 darbesi dahil, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinin ekonomik sonucu, 15 Temmuz darbe girişiminde sokağa çıkarak tanklara direnen halkın daha fazla yoksullaşması olmuştur. Her darbeden sonra yürürlüğe konan ekonomik programlar, yoksuldan zengine gelir aktarım mekanizmaları üzerinden büyük sermaye lehine konsolidasyonu gerçekleştirmiş ve dışarıdan IMF’nin de onanıyla alınan krediler, banka sistemi aracılığıyla büyük sermayenin borçlarını yeniden yapılandırmada kullanılmış ama ülke, bu borçları ödeyip tekrar borçlanmayacak - dışarıya muhtaç olmayacak - alt yapı yatırımlarını, orta ve küçük işletmelere, tarıma dönük üretim odaklı reformları yapmamıştır.

Yıllardır reform diye diye anladıkları, bir önceki yüzyılda kalmış ortodoks kemer sıkma programlarını kalıcı hale getirerek, yalnız dış borçları çevirip, yeniden borçlanmayı cazip hale getirecek düzenlemelerdi.

Bunların bir kısmını yaptılar ve inanın şu

Yazının Devamı