Bir başlangıç olarak yeni büyüme yolu...

Dışarıdaki bütün bu toz duman arasında Türkiye ekonomisi 2017 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 11.1 oranında büyüyerek, aynı zaman aralığı için, dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi oldu. Bu büyümeye katkı yapan dinamiklere baktığımızda büyümenin konjonktürel değişkenlere bağlı olmadığını, eğer aksi yönde bir tercih yapılmazsa, bir başlangıç olduğunu söyleyebiliriz.

Bu büyümede sanayi sektörünün ürettiği katma değer 14.8 olarak gerçekleşmiş, ticaret, ulaştırma, yiyecek sektörlerini çatısında toplayan hizmet sektörü ise büyümeye yüzde 20.7 oranında katma değer sağlamış.

İmalat sanayiinin katkısı ise yüzde 15.2...

Burada ihracat, altın dışı yüzde 17.3, toplam reel ihracat ise yüzde 14 oranlarında artıyor. Altın dışı reel ithalatta ise yüzde 13.6 oranında artış gerçekleşiyor. (BETAM rakamları olarak) Türkiye’nin bu dönemde, temel sanayi sektörlerinde, hem ithalat bağımlığını azaltma yönünde hem de farklı dış pazarlar bulma ve rekabet etme anlamında avantajlı duruma gelmeye başladığını da görüyoruz.

Büyüme analizi...

Bu çerçevede bu dönemde, mal ihracının yanı sıra sermaye ihracının da öne çıkmaya başladığını yatırımların, hem dışarıdan içeriye hem içeride hem de içeriden dışarıya olarak kıpırdanmaya başladığını gözlemliyoruz.

Bu tabloya banka sisteminin kredi genişlemesi ve bu kredi genişlemesi karşısında alacaklı takip oranlarının düşmesi eşlik ediyor. Sizi rakamlara boğmayayım ama Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine bakabilirsiniz. Bu süreçte Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) hem nicelik hem de nitelik (moral ve buna bağlı yatırımların kıpırdanması anlamında) katkısı büyüktür.

KGF, 200 milyar TL’yi bulan kredi genişlemesine katkı vermiştir ve bu rakamın, 2018’in ilk çeyreği başlangıcına kadar 50 milyar TL’ye yakını geri dönmüş olacaktır. Bu rakam içinde takibe düşmeye aday oran ancak binde yedi seviyesindedir. Burada dikkat çeken husus, banka sisteminde kredi genişlemesi olurken, takibe düşen alacak oranlarının hızla geriye gitmesidir. Örneğin, KGF için geriye dönüş miktarı 18 milyarken, takip oranı binde yediydi; bu oran, 50 milyar TL’ye çıktığında da binde yedi. Bunu şunun için söylüyorum; bu kredi oranları bize gösteriyor ki, büyümeyi sırtlayan sanayici ve ihracatçı işletmelerin 2017 dördüncü çeyrek durumu da iyiye gitmektedir. KGF kredilerinin büyük bir bölümünü kullanan bu işletmelerimiz, banka sistemine aksatmadan nakit geri dönüşlerini yapmaktadırlar.

Bu da, yılın ilk iki çeyreğinde olan sıcak para döngüsü sorununun aşılmaya başlandığının ve bu büyüme temposunun bundan sonra istihdam ve yatırım oluşturarak daha da sağlıklı devam edeceğinin en önemli göstergesidir. Bunun bir diğer olumlu yanı ise banka sisteminde mevduat artışını sağlamasıdır.

2018’de de sürecek

2017 yılının dördüncü çeyreğinde önce işsizlikteki katılığın çözülmeye başlandığını, 2018 yılının ilk çeyreğinde ise enflasyonun, TCMB tahmin ve hedefleri doğrultusunda, düşmeye başladığını göreceğiz.

Nitekim sanayi ve ihracat dinamikleri, kur artışlarından bağımsız olarak da istikrarlı büyüme temposunu yakalamıştır.

Biz TCMB’nin de bu sürece olumlu katkı yapmaya devam edeceğini düşünüyoruz.

2018 yılının ilk çeyreğinde devreye girecek maliye politikasını tahkim eden reform ve düzenlemeler de üretim yanlısı bir büyümeyi destekleyen ve bu anlamda üretici enflasyonundaki şişkinliği alan yönde olacaktır.

2018 yılında, 2017 yılında hayli ihtiyatlı giden hatta gereksiz ön borçlanma yapan Hazine’nin de rahat olacağını ve borçlanma yaparak para piyasalarında faizleri yükselten bir etkisinin marjinal düzeyde olmasını beklediğimizi yazalım.

Banka Sistemi...

Öte yandan bağımsız düzenleyici ve denetleyeceği kurumlarımızın ellerinin altındaki regülasyon gücünü daha etkin olarak kullanacakları düşüncesindeyim. Örneğin BDDK’nın elinde bankaların doğru kredi plasmanını sağlayacak, kredi genişlemesini sorunsuz devam ettirecek çok güçlü regülasyon araçları vardır. 2018 yılı itibariyle BDDK, en üst düzey regülasyon uygulaması olan TPRS-9’a geçecek. Bu yeni sistem, bankalara daha geniş kredi plasmanı yönetimi ve uygulaması imkanı veriyor. Şu anda özellikle bazı büyük bankalarımız gereksiz yüksek karşılık ayırıyor. Yeni sistemle gereksiz ihtiyatlı giden bankaların bu ihtiyatlı durumuna ihtiyaç kalmayacak ve sistem biraz daha rahatlamış olacak. Öte yandan, KGF ile güçlenen banka alacakları sermaye piyasalarına arz edilerek mevduat dışında yeni kaynak girişlerine imkan sağlanabilir. Bu anlamda banka sistemimizin 2018 yılında da büyümeyi daha sağlıklı ve yoğun olarak destekleyeceğini söyleyebiliriz. Daha şimdiden kullanılmayan elli milyar ve geri dönüşlerle birlikte elimizde, 2018 başı itibariyle, yüz milyar TL’lık bir KGF hacmi oluyor. Bu kredilendirme imkanı, Hazine’ye bir yük açmadan (Geri dönüş oranları) ve enflasyonu üretim tarafında önleyen bir dinamik olarak karşımızdadır. Çünkü sanayicinin temel sorunu yüksek finansman-yatırım maliyeti yanında uygun zamanda finansmana erişim sorunudur. Bu yönde doğru bir kredi genişlemesi TCMB’sının enflasyon hedeflemesini de yardımcı olacaktır.

Benim burada tek endişem bu büyüme verisinden sonra bazı “bildik çevrelerin”, tıpkı 2011 büyümesi sonrası 2012 yılında olduğu gibi, IMF’ci kemer sıkma ezberleri doğrultusunda büyümede frene basmak için kara propagandasıdır. Türkiye, eğer bunların dediğini yaparsa, tam da o zaman-geçmişte olduğu gibi- enflasyon, düşük büyüme ve işsizlikte örülü bir stagflasyon sürecine girer. Ama bu sefer buna izin vermeyeceğiz.