Darbecilerin dünyası...

15 Temmuz darbe girişiminin ayrıntıları belli oldukça, Türkiye’ye yönelik bu saldırının arkasındaki küresel yapı ve bunun hangi ekonomiye dayandığı da ortaya çıkıyor. Bunu tespit etmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu tespit, yalnız Türkiye’nin bundan sonraki yolunu değil, dünyanın da gidişatını belirleyecek, bize nasıl bir dünyada yaşadığımızı anlatacak bir kılavuzdur. Darbenin taşeronluğunu üstlenen FETÖ yapılanması aslında Türkiye çıkışlı küresel bir terör yapılanmasıdır. Bu girişim bunu tüm dünyaya anlatmış oldu. Ancak, FETÖ’yü hangi ekonomi besliyor ve koruyor; bu sorunun cevabını artık daha açık ve ayrıntılı olarak verebiliyoruz. Esasında 15 Temmuz’da olan yalnız konvansiyonel bir darbe girişimi değildi, doğrudan Türkiye’ye bir saldırı ve bunun sonucunda gerçekleştirilecek, Türkiye için, neocon “Balkanlaştırma” projesi idi.

Marifetli neoconlar...

Şimdi bu tespiti doğrulayacak veriler elimize geliyor. Bu darbe girişimi olmadan önce, ancak bir komplo teorisinden öteye gitmeyecek-böyle görünerek üzerinde durulmayacak- bilgi ve kanıtlar şimdi elimizin altında. Örneğin ABD’li neoconların darbe öncesi İstanbul’da cirit atması, Fuller’in ekibinin yaptığı toplantılar açığa çıkmıştır. Hatta Graham Fuller’in Türkiye’de olduğu ve şaibeli yollarla 16 Temmuz’da bir komşu ülkeye kaçtığı çok ciddi istihbarat bilgileridir.

Zaten darbe girişimi öncesi ve sonrasında bu “marifetli” neoconun yazdıkları da ortadadır.

FETÖ örgütünün Türkiyeli bir örgüt olmadığı böylece ortaya çıkmış oluyor. Şimdilerde FETÖ dışında olup da bu neoconların kuyruğuna takılanlar da ortaya çıkıyor. Esasında bu girişimin FETÖ ve asker kılığındaki teröristler dışındaki “sivil” yandaşlarını da biliyoruz. Bu darbe gerçekleşseydi bunun sivil yürütücüleri kimler ve hangi kesimler olacaktı. Yalnız FETÖ kadrolarının bu işi üstlenmeyeceği/üstlenemeyeceği çok açık. Yani Erdoğan’sız ve onun vizyonundan ayrılmış bir Türkiye’yi kimler “yönetmeye”, daha doğrusu neoconun küresel siyasetinin koltuk değneği yapmaya çalışacaktı; bunları da ortaya çıkaracağız. Ama önce bütün bu hikâyenin güncel ekonomi-politiğini açalım.

Ne istiyorlar?

Bugün ABD’den başlamak üzere, dünyayı yeniden 20. yüzyılın en karanlık günlerine döndürmek isteyen, bir önceki yüzyılın konvansiyonel sektörlerini yeniden baskın kılmak isteyen bir siyasi oluşum var. Bunlar, ABD’nin militarizme ve savaşa dayalı Bush dönemi bile aratacak politikasına dönmesini ve gelişmiş dünyanın da bu politik hiyerarşiyi ABD’den başlayarak yeniden oluşturmasını istiyorlar. AB’nin bir birlik yapısından çıkıp gerici-saldırgan bir ulus-devletler cehennemi olmasını, İngiltere’nin AB’den ayrılıp ABD ile birlikte bu savaş ve darbe ekonomisini desteklemesini istediler ve bunu da önemli ölçüde başardılar. Ortadoğu’da DEAŞ gibi paramiliter yapılar oluşturarak yeni bir iç savaş çevrimi oluşturdular. Türkiye’deki etnik terörü PKK ile tırmandırdılar ve buna DEAŞ terörünü ekleyip darbe ve iç savaşın tüm ekonomik-politik-sosyolojik altyapısını oluşturmaya çalıştılar. Parlamento içindeki partilere operasyon çektiler. Bütün bunları 15 Temmuz öncesi gören ve buraya müdahale eden yalnız Cumhurbaşkanı idi. Ve burada Cumhurbaşkanı’na halk büyük bir destek verdi.

Esasında darbeye karşı Cumhurbaşkanı’nın ve milletin direnişi 15 Temmuz akşamı başlamadı. Bu direniş çok önce başlamıştı; 15 Temmuz yalnız bir finaldi ve kanlı bir finaldi. 2013’ten beri olanları düşünürseniz bunu çok açık olarak görürsünüz. Cumhurbaşkanı’nın istediği bütün değişimler halkın da büyük bir desteğiyle onaylandı.

Türkiye’nin Rusya ve İsrail’den başlayarak bölge ülkeleriyle sorunlarını çözmeye başlaması ve Ortadoğu barışıyla ilgili yeni bir inisiyatif alması, hiç şüphesiz ki bu darbe girişimini tetikledi ve öne çekti.

Rusya ve İran...

Bu küresel savaş yapısının stratejisi şudur; Türkiye’yi Ortadoğu iç savaşlarının doğrudan bir parçası yapmak ve ABD’nin doğrudan kontrol edeceği bir Doğu Avrupa-Türkiye ve Ortadoğu coğrafyası oluşturmak. Pasifik’teki gelişmekte olan ülkelerin, bir Asya kalkınması olarak, Türkiye merkezli yeni bir kalkınma yoluyla kesişmesini önlemek, Rusya’nın Avrasya Birliği stratejisini bu haliyle dondurmak ve yalnız gümrük birliği anlaşmalarıyla sınırlamak... Şu unutulmamalıdır; dizlerinin üzerine çökmüş bir Türkiye, Suudi Arabistan’ın, İran’ın dünya ekonomisine, neocon inisiyatifi dışında “bağımsız” entegrasyonunu da önleyecek yegâne dinamiktir. Ama tam aksi, yani güçlü bir Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’ın Pasifik kalkınması ile buluşmasını sağlayacak ve küresel krizin, gelişmekte olan ülkelere ihracını önleyecektir.

İşte olan bitenin ekonomi tarafında bu küresel çekişme vardır ve AB içindeki gerici yapılar da buraya dahildir.

Almanya...

Mesela Almanya’da bu yapının kontrolündeki medya Türkiye’de binlerce kamu çalışanı işten çıkartılıyor diye kara propaganda yapıyor. 1990’da Batı Almanya, Doğu Almanya’yı içine aldığında Almanya 100 binin üzerinde askeri olan Doğu Alman ordusunun 90 binini tasfiye etmişti. Doğu Alman büyükelçiler, üst düzey devlet memurlarının çoğu 1990’dan sonra işten atıldılar ve taksi şoförlüğü gibi işlerde çalışmak zorunda kaldılar. Almanya, bunları yaparken “Bizi mazur görün, bu Almanya’nın güvenliği için” diyordu. Ama Doğu Alman subaylar terörist kılığında Berlin’i bombalamadılar. Buna rağmen Türkiye ve birçok ülke Almanya’yı haklı buldu. O zaman Türkiye’ye bu saldırı niye ve bu saldırıyı kim yönetiyor, bu saldırı darbe girişiminin devamı mı? Bu soruları şimdi biz soruyoruz ve dünya kamuoyu önünde de soracağız.

Şunu da ilave edelim; bu darbe girişiminde bulunan yapının Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırısı da boşa çıkacak. Her türlü önlemi alıyoruz. Türkiye, daha dışa açık, yatırımları daha çok çeken, daha rekabetçi bir ülke olacak. Bu yöndeki reformları daha hızlı bir şekilde yapacağız.

DİĞER YENİ YAZILAR