Cemil Ertem

Cemil Ertem

dr.cemilertem@gmail.com

Tüm Yazıları

Dün açıklanan enflasyon rakamlarıyla tüketici fiyat endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11.8 oranında arttı. Enflasyondaki bu ısrarcı katılığı ve yükselişi TCMB son enflasyon raporunda üç temel nedene bağlıyor: a) TL’nin değer kaybı, b) ithalat fiyatlarındaki yükseliş, c) Gıda fiyatlarındaki artış...

Bu nedenler, temel olarak, eksik bir saptamayı içerse bile, TCMB, buna karşı hangi önlemleri aldı? Bu da TCMB, son enflasyon raporunda şöyle özetleniyor: TCMB, bir haftalık repo ihalelerine ara veriyor ve marjinal fonlama kademeli olarak azaltılıp ve sistemin fonlama ihtiyacı Geç Likidite Penceresi’nden (GLP) karşılanıyor. Yani düşük politika faizi yerine yüksek GLP faizinden sistem fonlanıyor.

Haberin Devamı

Kısaca, TCMB, sene başından beri, enflasyona yalnız para politikasını sıkılaştırarak ve örtülü faiz artışıyla cevap vermiş.

GLP, kurdaki oynaklık endeksinin en üst seviyede olduğu durumlarda, spekülatif döviz talebini kısmaya dönük bir para politikası aracı olarak devreye girebilir. Ancak siz sürekli GLP faizini yukarı çekerek bunu enflasyonla mücadelenin temel aracı yapamazsınız. Zaten enflasyon meselesini böyle çözmeye çalışırsanız gıdanın enflasyonist etkisini de görmezden gelmiş olursunuz. Gıda enflasyonu parayı kısıp iç talebi yerlerde süründürerek çözülecek bir şey mi? Burada TCMB’nin kapsamlı bir çalışma yaptığını biliyoruz ama bu çalışma, operasyonel önlem olarak TCMB tarafından araçsallaştırılmamış. Zaten görev tanımı gereği TCMB’nin buradaki hareket alanı son derece kısıtlı ve burada
etkin araçlar geliştirmesi de mümkün değil.

Aslında burada TCMB’yi de aşan çok kapsamlı bir sorun var. Enflasyon gibi politik sonuçları da olan çok önemli bir meselede sorumlu kurum TCMB ama burada merkez bankasının, gözlerine at gözlüğü takılmış ve yalnız belli alanları görüp, işin esasını görmesi engellenmiş, eline yanlış, eksik araçlar verilmiş. Bunun için bu önemli kurumumuzu da fazla yıpratmayayım.

‘İşin’ esası

Enflasyonla egemen iktisat ki bu büyük ölçüde neoliberal yaklaşımdır seksenlerin başından itibaren uğraşmaya başlamış ve merkez bankaları neoliberal sıkı para politikalarını bir amentü olarak bu tarihlerde resmileştirmişlerdir. Şili’de kanlı 1973 darbesinin generali Pinochet’nin de danışmanı olan neoliberalizmin babalarından Milton Friedman, enflasyonla ilgili literatüre geçecek şu tanımı yapıyordu: “Enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir hadisedir çünkü ortaya çıkması için para miktarının üretimden daha hızlı artıyor olması gerekir.”

Haberin Devamı

Bu tanım doğru gibi gözüken ancak yetersiz çoğu zaman da yanlış bir tanımdır. Çünkü enflasyonun, farklı ülkelerde neden daha hızlı ya da yavaş olduğunu açıklamaz. Enflasyonun nedenini, yalnız parasal genişleme sonucu ortaya çıkan aşırı talep şişkinliği ve buna bağlı kısır döngü olarak görür. Üretim kaynaklı (arz yönlü) enflasyonu görmezden gelir. Öte yandan Banka Sistemi’nin kredi arzının artması, Friedmancı tanım gereği, doğrudan enflasyon nedeni sayılır. Halbuki böyle değildir; çünkü kredi genişlemesi banka sisteminin bilanço büyütmesidir. Yani bankalar pasif tarafı mevduat ve kredi borçlarıyla, aktiflerini de verdikleri kredilerle büyütürlerse kredi genişlemesi olur. Peki, bankalar yurt dışından aldıkları kredileri, kaynaklarını Hazine’ye, tüketiciye yüksek faizle değil de KOBİ’lere, ihracatçıya uygun faizle üretim için verirse bu kredi genişlemesi enflasyona yol açar mı; açmaz değil mi? Yani Friedmancı tanım, eğer o ülkede yağma finans sistemi varsa geçerlidir.

Haberin Devamı

Yapılması gereken....

Türkiye’de enflasyonun temel nedeni gıda enflasyonu dâhil üretim kaynaklıdır. Bu, işletmelerin uygun ölçek ve rekabet sorunundan, çarpık-yüksek finansman maliyetine kadar bir dizi yapısal sorundan kaynaklanır. Türkiye’de enflasyon ağırlıklı olarak talep yönlü değildir, arz yönlüdür ve büyük ölçüde işletmelerin yüksek finansman maliyeti kaynaklıdır. Yani yüksek faiz Türkiye’deki enflasyonun temel nedenidir. Peki, siz şimdi bin yıl yalnız sıkı para politikası odaklı enflasyon hedeflemesi yapsanız ve yüksek faize dayalı olarak enflasyonla mücadele etseniz, bir yıl bile hedefi yakalar mısınız? Hayır.

Öte yandan, bugün enflasyon olgusu, ekonomiler küreselleştiği oranda ulusal değil, küresel bir olgu haline dönüşüyor. Mesela Çin’de, artan faiz oranları, hem tasarruf oranlarını yükseltmiş hem de enflasyonu aşağıda tutmuştur. Ancak, son yıllarda burada da enflasyon faizlerden ayrılarak alıp başını gitmiştir. Çünkü ülkede gıda ürünleri talebi artmış, büyüme ihracatın yanı sıra içeriye bağlı olarak da gerçekleşmeye başlamıştır. Firmaların finansman maliyetleri, artan faizler sonucu yükselmeye başlamıştır.

Çinlilerin Amerikalılar gibi hamburger yemeğe başladığı zaman küresel kırmızı et fiyatları enflasyonu ne olur sizce? Sonuçta enflasyon, artık küresel bir olgu ve kapitalizmin bundan sonraki krizleri, gıda gibi temel alanlarda enflasyon odaklı olacak.

Yapılacak olan, tarım alanlarının yeniden kazanılması, “enflasyon hedeflemesi” gibi yalanlardan vazgeçip doğru dürüst bir üretim ve sanayileşme politikasını ve bunu destekleyecek para ve maliye politikasını hayata geçirmektir.

Sonuçta enflasyon tercih sorunudur; yanlış yolda ısrarı tercih ederseniz, bu sorundan kurtulamazsınız.