Cemil Ertem

Cemil Ertem

dr.cemilertem@gmail.com

Tüm Yazıları

Bu seçim sürecinde, muhalefet tarafında, hiç anlamadığım bir görüntü var; sanki 25 Haziran’da eski sistem devam edecekmiş gibi muhalefet yapıyorlar, konuşuyorlar. Ancak zaten parlamenter sisteme döneceklerini, her fırsatta söylüyorlar diyeceksiniz; hadi diyelim seçimi kazandılar ve öyle olması için kolları sıvadılar, peki o kaosla örülü gerici restorasyon sürecini nasıl yönetecekler? 25 Haziran sabahı Türkiye, seçim sonucu ne olursa olsun, yeni bir sisteme uyanacak ve her şey otomatik olarak değişmeye başlayacak. Başta devlet bürokrasisi olmak üzere, yasama, yürütme ve yargı organları bu yeni döneme kendilerini uydurmaya çalışacaklar. Bu durumda, inatla eskiye döneceğiz diyen birileri iktidara gelirse, başta ekonomi olmak üzere, her alanda çarklar yalnız durmakla kalmayacak, geriye de dönmeye çalışacak ve öyle ki, şimdiye değin büyük bir istimle dönen çarklar, geriye dönmek için, dişlilerini de kırmaya başlayacak!

Haberin Devamı

Bu büyük riski sermaye göze alamaz, çalışan büyük kesimler, KOBİ sahipleri, esnaf, çiftçi hiçbir kesim bunu göze alamaz. Kaldı ki riskten öte, geriye dönmek, bütün bu kesimlerin hem kısa vadeli hem de uzun vadeli çıkarlarına terstir. Toplumların tarihinde böyle dönemler devrimci dönemlerdir. Böyle dönemlerde “eski”nin temsilcisi olduğu için büzülerek küçülmüş, içi boşalmış eski egemen kesim dışında, hemen her kesimin çıkarları büyük değişimden yanadır. Ve böyle olunca, böyle dönemlerde, büyük dönüşümler büyük uzlaşılarla, barışçıl olarak gerçekleşir.

Millete meydan okuma!

Bu anlamda CHP’nin ve onu takip edenlerin “Biz iktidara gelirsek tornistan edeceğiz, geriye basacağız, parlamenter sisteme geri döneceğiz” demeleri daha şimdiden bu seçimi kaybettiklerini gösteriyor. Çünkü hem bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde hem de referandumda bu halk başkanlık sistemine geçişe onay vermiştir. Ve büyük uzlaşıyı zaten iki kez yapmıştır. Şimdi bunlar çıkmış herkese ama herkese “Biz sizin tarihi seçiminizi, büyük uzlaşışınızı tanımıyoruz, biz tornistan edeceğiz, gerici bir restorasyon süreci başlatacağız, Türkiye’de ileri gitmeye başlayan her şeyi durduracağız” diyor; hiç şüpheniz olmasın ki 24 Haziran’da millet bunu, kendisine meydan okuma olarak anlayacak ve bunu diyenlere tarihi bir yenilgi armağan edecektir.

Haberin Devamı

Bana göre, nasyonal-sosyalist CHP ve takipçilerinin seçimi kaybetmesini bu büyük dönüşüm iradesini anlamama sağlayacaktır ki zaten bugünden kaybetmişlerdir.

Peki, “Biz parlamenter sisteme döneceğiz” ne demek? Bu, öncelikle, yukarıda da vurguladığımız gibi, gerici bir restorasyon isteğidir ve bu istek, esasında CHP ve ardıllarının yalnızca dillendirdiği bir hedeftir. Bu hedefin gerçek sahipleri, yarım asrı geçen bir sürede, Türkiye’yi “parlamenter demokrasi” aldatmacası altında, darbeler, askeri vesayet dönemleriyle yönetenlerdir. Bu ülkeye IMF 1947 yılında ayak basmış ve 2008 yılına değin, Erdoğan kapı dışarı edene kadar, bu ülkenin ekonomisini IMF yönetmiştir. Halkın siyasi iradesi, sandığın gücü yasamaya ve yürütmeye hiçbir zaman yansımamıştır. Öyle ki en geniş kesimlerin ekonomik talepleri artmaya başlayınca da askerler devreye sokularak doğrudan darbe yapılmıştır. 12 Mart 1971 darbesine giden yolda, darbenin generallerinden Memduh Tağmaç, darbenin -belki de bütün darbelerin- gerekçesini şöyle özetlemiştir: “Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı.”

Haberin Devamı

Eski sistemin ağababaları, yani ABD ve diğerleri, ekonomik gelişmeyi, kalkınmayı yukarı taşıyamayacaklarına göre, sosyal uyanışı bastıracaklardı, bunun da yolu dolaylı askeri vesayet değil, doğrudan askeri darbeydi. Zaten, parlamento milletin iradesini yansıtan bir organ olmaktan çoktan çıkmıştı. Parlamentonun partileri şimdiler gibi “birbirine benzemez” görünseler de aslında birbirinin tıpkısıydı. (Bu arada niye şimdi ittifak yapan sözüm ona muhalefet partilerine dört benzemez falan diyorlar, bunu anlamıyorum, Erbakan Hoca’nın dediği gibi, bunların hepsi aynı; Batı’nın içimizdeki kopyaları...) Tüm bunların dışında da zaten askeri darbe sürecine sıkıştırılmış “sivil” iktidarların ortalama ömrü ise en çok 1.5 yıl falandı. İşte bunların istediği, geri getirmek istediği, parlamenter sistem bu!

Manifesto ve ekonomi...

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim manifestosunda ekonomiyle ilgili olarak, “Faizler, cari açık ve enflasyon düşecek” dedi. İşte şimdi de bu gerici restorasyoncuların, “Bu üçü birlikte nasıl olacak?” dediklerini duyuyorum, bunu akılları almıyor. Almaz çünkü onlar ta 1947’den beri IMF’nin ezberleriyle kendilerini avuttular, bundan dolayı anlamıyorlar.

Örneğin, Türkiye gibi ülkelerde enflasyon bir sonuçtur, yalnız parasal bir olgu değildir, üretim (maliyet) tarafında gerçekleşen ve etki olarak bütün piyasalara sıçrayan yanlış ekonomi politikalarının sonucudur. Bu anlamda yüksek faiz, yalnız yüksek faiz değildir, bütünüyle sömürgeci bir ekonomi-politikasının sonucudur. Yüksek faiz politikası borç ve ithalat ekonomisidir, böyle olunca, piyasa gerçeği sandığınız hiçbir şey piyasa gerçeği değildir, tam aksidir.

Yüksek faize dayalı bir ekonomi politikası, cari açığa enflasyonla birlikte yol açar, çünkü yüksek faiz, kurdan başlamak üzere, hiçbir şeyi piyasa fiyatlarıyla, gerçek anlamda, fiyatlamaz. Yerel paradan başlamak üzere, hiçbir şey rekabetçi fiyata sahip olmaz ve sanayiniz rekabet edemez. Böylece yüksek cari açık, enflasyon üretirsiniz. Türkiye’yi “piyasa gereği” (!) diye yıllardır bu büyük yalanla soydular. İşte Erdoğan bu yalana, ne pahasına olursa olsun, dur diyen adamdır. Böyle olunca, Türkiye, Erdoğan döneminde ekonomide elde ettiği hiçbir temel kazanımdan da vazgeçmeyecektir. Örneğin, dışa tam açık, dalgalı kur rejiminin geçerli olduğu, sermeye giriş ve çıkışlarının sonsuz serbest olduğu bir ekonomi temel çıkış noktamızdır ve vazgeçilmezdir. Bir sonraki yazıda bu temel üzerinde şekillenecek ayrıntılara gireceğiz.