Her şey öylesine açık ki...

Eklenme Tarihi05.06.2018 - 0:01-Güncellenme Tarihi05.06.2018 - 0:01

Geçtiğimiz haftanın son iş gününde olanlar, seçimlere kadar, ekonominin görümünü bozmaya dönük algı operasyonlarının hızlanarak süreceğini bize gösterdi. Merkez Bankası’nın faiz artırması ve arkasından “sadeleştirme” adımını atması kur tarafında nispi rahatlamayı sağlamıştı. Ancak malum çevreler için bu adımların pek önemi yoktu. Hatta bu adımlara karşı cevap vererek, seçimlere kadar, kur ve faiz tarafında yukarı yönlü hareketin olmasını istediklerini ortaya açıkça koydular. Cuma günü öğleden sonra, ilk önce derecelendirme kuruluşu Fitch’in Türk bankalarıyla ilgili negatif izleme notu piyasaya sızdı. Sonra başka bir derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye’yi negatif izlemeye aldığını ilan etti. Esasında ne bankalarla ne de Türkiye ile ilgili negatif izleme notunun, normal şartlar altında, pek kıymetiharbiyesi yok. Fitch ve diğerleri de çok iyi biliyor ki Avrupa’daki bir çok banka Türkiye’deki ortaklığı ve operasyonu sayesinde konsolide bilançosunu kırmızıya geçirmiyor. Özellikle İtalyan ve İspanyol bankaların Türkiye operasyonları onları kurtarıyor. Bugün Almanya dâhil olmak üzere, Avrupa banka sistemi can çekişiyor. Kendileri de çok iyi biliyorlar ki seçimlerden sonra, Türkiye yatırımlarını ve operasyonlarını daha da yukarıda tutmak zorundalar çünkü İtalya, İspanya, Portekiz hatta Fransa bile onlar için bitti; hiç merak etmeyin, Almanya da sırada. Öte yandan, Londra ve New York kaynaklı mali sermaye için de dünyada operasyon alanları giderek daralıyor.

Şimdi Moody’s Türkiye için iktisat politikası belirsizliğinden bahsediyor ama iki temel rezerv paranın (dolar ve euro) üreticisi olan ülkelerdeki para ve maliye politikası belirsizliğini biz konuşmalıyız. Tam aksine, bugün Erdoğan ve AK Parti’nin kazanması halinde, Türkiye için bir iktisat politikası belirsizliği olmadığı gibi, bu belirsizlik tam anlamıyla ABD ve Euro Bölgesi için söz konusudur.

Kriz nerede?

ABD’nin giderek artan korumacılık hezeyanlarına AB ve diğer ülkeler cevap vermeye başladıklarında ABD kendisini finanse etmek için dolar bazlı konsolidasyon operasyonlarını bu kadar rahat yapamayacak. Öte yandan, İtalya ve gelmekte olan İspanya, Portekiz krizleri bize gösteriyor ki AB, Almanya merkezli değerli euro politikasının sonuna geliyor. Eğer Almanya tarafı Yunanistan gibi, İtalya ve İspanya finans sistemini zoraki ayakta tutmaya devam ederse, bu sefer Alman bankaları patlamaya başlayacak. Nitekim adı Almanya ile anılan bankanın düştüğü durum bu gidişin somut göstergesidir.

İngiltere ise şimdilik Londra’da biriken devasa küresel fonlarla idare ediyor. Otomotivden başlayarak sanayinin her alanında İngiltere de üretilip, İngiltere’den ihraç edilen ne varsa, bu operasyonları yapan şirketler zarar ediyor. Çok yakında üretim ve ihracat bazlı İngiltere operasyonlarına son vermek zorunda kalacaklar. Teknoloji yoğun sanayilerde dünyanın merkezi zaten Pasifik Asya’ya kaydı. Avrupa, İngiltere ve ABD artık teknoloji rantını eskisi gibi kullanamıyor. Trump, boşu boşuna ABD sokaklarında yalnız ABD üretimi arabalar görmek istediğini söylemiyor. Bu şu anlama geliyor: ABD, teknoloji yoğun (bugün vasat bir otomobilde 150 milyon satır yazılım var) tüketim mallarında artık rekabet edemiyor. Çok yakında, elektrikli otomobil piyasalara hâkim olunca, aynı durumla Avrupa da karşı karşıya kalacak. Burada İngiltere zaten yok.

Sonuç olarak, 2008 krizi ABD’de konut piyasalarının çöküşüyle başladı ve hızla sermaye piyasalarını sararak küreselleşti. Şimdi ise, teknoloji dâhil olmak üzere, reel alanlarda kendisini gösteren bir yeni kriz yükselişiyle Batı ekonomileri karşı karşıya.

Bildik senaryolar...

Bunun karşısında ise çok bildik senaryolar devreye giriyor. Teknoloji rantını kaybeden, petrodolar çevrimini eskisi gibi yapamayan, sanayi kârları baş aşağı giden Batı ekonomileri, gelişmekte olan ülkelerde, kriz pahasına, çok kârlı finansal operasyonlar yaparak, düşen genel kâr oranlarını telafi etmek istiyorlar. Yani kendi krizlerini gelişmekte olan ülkelere ihraç etmek istiyorlar.

Latin Amerika’da önce Brezilya sonra Arjantin operasyonları, siyasi tasfiye süreçleriyle örülü, derin finansal operasyonlardı. Buralarda kısmen istediklerini elde ettiler. Bu ülkelerde hâkim küresel paradigma dışına çıkmaya çalışan iktidarlar devrildi ve yeni gelenler, neredeyse cunta dönemlerindeki ekonomi-politikalarına geri döndüler.

Türkiye’de ise ilk amaçları Erdoğan’a bu seçimi kazandırmamak ya da kazansa bile güç kaybıyla devam etmesini sağlamak. Bunun için, gördüğünüz gibi, her operasyonu yapıyorlar. Bu köşede şu kur-faiz meselesine bağlı olarak, enflasyon, cari açık sorunlarını ortaya koyan onlarca yazı yazdım; tekrar etmeyeceğim. Ama bütün bu olanların bir kısır döngü olduğunun da altını tekrar çizeyim. Dün gelen enflasyon rakamları ve yeniden artışa geçen üretici fiyatları enflasyonu bize bunu gösteriyor.

Türkiye, kamu, özel sektör ve hane halkları olarak, dünyanın en az borçlu ve borç yönetimi açısından en güvenilir ülkelerinden biridir. Rakamlar ve oranlar ortadadır. İsteyen çok rahat bulur, karşılaştırır. Buna rağmen bir dış borç krizi varmış gibi, akıl almaz söylemler geliştirmek ancak Türkiye ile ilgili kara propaganda yapan odaklara hizmet eder. Yukarıda da anlattık; dünyanın batısı yeni bir krizin eşiğindedir, yatırım ve sıcak para olarak, küresel sermayenin Türkiye’den başka gidecek birkaç yeri ancak vardır. Türkiye’yi kendi krizlerinin parçası yapmak isteyenlerin oyununa gelmeyelim; onların dayattığı operasyonları da ekonomide yapmayalım. 

Etiketler