İlan edilmemiş bir savaş!

Bugün ilan edilmemiş bir yeni paylaşım savaşıyla karşı karşıya olduğumuz kesin. Bu savaş ilan edilmemiş bir savaş olduğu kadar, bir önceki yüzyılın iki büyük (dünya) paylaşım savaşından da niteliksel olarak ayrılıyor. Daha doğrusu, bildiğimiz -konvansiyonel- bir savaşla karşı karşıya değiliz. Şöyle bir acayip durum da var; bu savaş konvansiyonel silahlarla yürütülüyor ama konvansiyonel bir savaş değil. Şimdiye kadar süren hakimiyetlerini devam ettirmek isteyen devletlerin şu aşamada nükleer silah kullanarak topyekün bir paylaşım savaşına gitmesi mümkün değil. Bunun temel nedeni, nükleer silah gücünün artık yalnız kendi ellerinde olmaması ve nükleer teknolojiyi bir savaş durumunda denetleme zorluğu...

Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler arasındaki detant -karşılıklı birbirine dokunmama durumu- her iki süper güçte birden nükleer silah olmasına bağlıydı. Bu aslında bir pazar paylaşım modeli olarak da süreci belirliyordu. ABD ve Sovyetler birbirlerine “dokunamıyorlardı” ama bunu yapmamak için de gerekli şartları sağlıyorlardı. Örneğin, Doğu Avrupa ve Kafkasya Sovyetler’in pazar alanı iken, Türkiye’den başlamak üzere, Ortadoğu, Afrika, Latin Amerika ABD’nin alanları idi. Nükleer silahların oluşturduğu karşılıklı yok etme tehdidi ise, her iki tarafın “anlaştığı” bu paylaşımı statik hale getiriyordu. Tabii ki krizler ve bölgesel savaşlar yine bu iki süper gücün denetimde, sistemin büyük işleyişini bozmayacak düzeyde oluyordu. Örneğin, İsrail’in Ortadoğu’da yürüttüğü savaşlar, Baas rejimlerinin birbirleriyle olan çatışması ve hakimiyet kavgası, Çin’in, her iki gücün dışında, yeni arayışlara girmesi ve bunun sonucunda oluşan kriz ve gerilimler biraz işin tuzu biberiydi ve sistemi sallamıyordu bile.

Çoklu denge...

Şimdi çok farklı bir dünyadayız. Öncelikle nükleer silaha herkes sahip ve bir önceki yüzyılda iki süper güç arasında olan ikili nükleer denge şimdi çoklu nükleer dengeye dönüşmüş durumda ve yine topyekün bir nükleer paylaşım savaşının -kaza dışında- pratik olarak imkânı yok. Ancak geçmişte iki süper gücün oluşturduğu statik paylaşım da bitmiş durumda. Şimdi ne Doğu Avrupa Rusya’ya bakıyor, ne de Türkiye ABD’nin gözünün içine.

Pasifik Asya, bırakın Çin’i, ABD’nin işgal ederek yeni sömürgesi yapmaya çalıştığı Vietnam bile çektiği yatırımlarla ve oluşturduğu teknoloji ile ABD’nin ekonomik hegemonyasının dışına çıkıyor. Şunu çok açık olarak söyleyebiliriz; bugün ABD için, Kuzey Kore’den daha fazla Güney Kore sorundur. Aslında Kuzey Kore’nin, sistemin bir hilkat garibesi olarak, sistemin içinde bu şekilde yer alması ve çok ciddi bir teknolojik devrim yapan Güney Kore’yi tehdit ederek durdurmak içindir. Güney Kore’ye her zaman şu söyleniyor: “Fazla başını kaldırma, karşında seni yok etmek isteyen bir Kuzey var, bize muhtaçsın, onunla baş başa kalma.”

TTIP olmaz!

Avrupa (Kara Avrupası ve İngiltere) ve ABD bugün şimdiye değin gördükleri en derin krizi yaşıyorlar ve bunun içinden çıkamıyorlar. İngiltere’nin, Avrupa’nın krizinin bir parçası olmamak için, bu ay AB’den çıkışı oylayacak olması, bu durumu anlatan çok önemli bir gelişmedir. İngiltere, bu ay AB’de kalma kararı verse bile, bizzat İngiltere, AB’nin dağılma sürecini başlatmıştır.

ABD’de ise, Obama yönetiminin krizi aşmak için kullandığı bütün ekonomik araçlar tükendi ve politikalar iflas etti. Örneğin, ABD’nin artık resmi politikası olmuş olan, ABD ile AB arasındaki gümrük duvarlarını kaldırarak, üretim-yatırım ve ticaret çevriminde yeni standartlar belirleyecek olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP) sizce bu şartlarda olur mu? Geçen hafta İstanbul’da bir üniversitemizin düzenlediği, ekonomi ve finans konulu bir uluslararası toplantıya katılan ABD’li -akademisyen ve siyasetçi- önemli bir isim, yaptığımız özel toplantıda bize, “Bu TTIP olmaz, ABD bunu gerçekleştirmeye çalışacağına Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenlerle ticaret yapmayı denesin daha kolay olur” dedi. ABD, Obama dönemi boyunca, tıpkı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, gelişmekte olan ülkelerin var olana boyun eğeceğini hesap ederek strateji geliştirdi. İşte TTIP de böyledir. AB ile ABD gümrük birliği anlaşması yapacak ama AB ile GB anlaşması olan Türkiye TTIP de olmayacak ve buna sesini çıkarmayacak. Bu, ekonomiyle ilgili bir konu ama siyasi tarafta da böyle. Örneğin, yine BM’de beş devlet karar alacak ve bu karar hepimizin geleceğiyle ilgili olacak; buna hiç kimse -eskiden olduğu gibi- sesini çıkarmayacak!!!

Tabii ki başta Türkiye olmak üzere, gelişmekte olan ülkeler bu gidişe dur dediler; Latin Amerika’da Brezilya, Arjantin, Şili, Doğu Avrupa ülkeleri ve Türkiye, Pasifik ülkeleri sürece ortak olacaklarını belli ettiler. Bunun üzerine, bugün karşı karşıya olduğumuz savaş süreci başladı. Bu ülkelere terör ve algı operasyonları yapıldı ve devam ediyor. Sonuçta Türkiye, satın alınmış terör örgütleriyle kendisine karşı ilan edilmiş bir savaşın nedenlerini biliyor ve bu savaşı göğüslemeye de hazır. Bir Yugoslavya olmadığımızı göreceksiniz!