Kaybedenler kazanı kaynıyor...

Şu yaşadığımız günleri sanıyorum yalnız iktisadın ya da finansın niceliksel yöntemleriyle açıklayamayız ve çözemeyiz. Yalnız Avrupa’da ve ABD’de olanlara baktığımızda bile bu böyle... Dünya yeni bir dengeye, daha doğrusu, yeni bir ekonomik-politik paradigmaya doğru gidiyor. Bu açıdan Türkiye’de şimdilerde yapılan kur-faiz tartışmaları, şu güncel sıkıntı halinden de bağımsız olarak, özünde bu yeni dengenin tartışmasıdır.

Bu açıdan, liderlerin dönüştürücü siyasi söylemleri, özellikle böyle dönemlerde, uzun erimli tahayyül ve hedefleri öne çıkartırken, teknokratların pozisyon ya da söylemleri, günlük hatta anlık çözümlere kilitlenir ve bu ikisi -genellikle- birbiriyle çatışır. İşte buradaki sıkıntı, uzun vadeli ve kapsamlı bir paradigma çözümünü, kısa vadeli palyatif teknik çözümlerle karıştırmaktır.

Ancak, bir aşamadan sonra, hakim siyasetin vizyonu ile operasyonel ve teknik taraf bir noktada bir araya gelir. Bu tabii ki topyekûn bir yeni denge haline de tekabül eder.

Dönüştürücü siyaset

Tabii şimdi buradan oldukça uzağız. Yukarıda söylediğimiz gibi, dönüştürücü siyasetin uzun erimli hedefleri ile, yerinde sayan bürokrasinin ya da tutucu siyasetin kısa vadeli çıkarlarının çatışması böyle dönemlerinin özelliğidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, özellikle ekonomide söylediklerinin millet nezdinde karşılığının olması ancak tutucu siyaset ve bürokraside aynı karşılığı bulamaması hatta daha ötesi bu söylemlere buralarda -açık ya da örtük- muhalefet edilmesi, bize göre, tam da böyle bir perspektif içine sığdırılabilir.

Bu anlamda Cumhurbaşkanı’nın faiz üzerine söyledikleri, palyatif çözüm önerisi olmaktan ziyade, bir iktisadi modelin hatta yeni iktisadi ve siyasi paradigmanın ifadesidir. Bundan dolayıdır ki “Dünya beşten büyüktür” çıkışı ile insanı merkeze alan kapsayıcı bir büyümeyi öne çıkartan ve şu andaki sistemin en önemli sömürü araçlarından biri olan faiz odaklı finansal büyümeyi reddeden anlayış birbirini tamamlar.

Bugün hangi ülkenin gelişmiş, hangi ülkenin gelişmekte olan ülke ya da az gelişmiş ülke olduğunu/olacağını bize anlatan niteliksel-niceliksel veriler 2008 krizi öncesine ait. Dolayısıyla, bu kriz bittiğinde ve dünya yeni bir denge haline geldiğinde sermayenin nerelerde temerküz edeceğini tam olarak bilmiyoruz ama dünyanın üretim merkezlerinin Batı’dan Doğu’ya geçtiğini gözlemliyoruz.

Bu durum da hiç şüphesiz ki bir savaş hali... Bu anlamda bulunduğumuz durumun yeni bir paylaşım savaşı geçişi olduğunu da söyleyebiliriz. Şu kur savaşları bile bu durumu, tek başına, anlatmaya yeter.

Trump...

Henüz görevi resmen devralmadığı için pek konuşmayan yeni ABD Başkanı Trump, Çin konusunda pek özenli davranmıyor. Trump, 16 milyon takipçisi bulunan Twitter hesabı üzerinden şunu söyledi: “Çin parasını değersizleştirirken (şirketlerimizin rekabet etmesini zorlaştırıyor), ülkeye giren ürünlere yüksek vergi uygularken (ABD onlara vergi uygulamıyor) veya Güney Çin Denizi’nin ortasına dev bir askeri üs inşa ederken bize mi sordu? Sanmıyorum!” Ama çok ilginç, Trump’ın bu mesajının hemen arkasından Çin’in parası yuan, dolar karşısında rekor kayıplarına devam etti. Yani ABD Başkanı, Çin’i parasını değersizleştiriyor diye eleştirdi diye yuanın kayıpları arttı. Şüphesiz ki bu eleştiri, ABD’nin çok daha uzun vadeli bir yeni ekonomi-politik duruşunu anlatıyor. Trump bunu yuan düşsün diye yazmadı. Belki de söylemek istediği şu: “Obama döneminde ABD, Pasifik tarafını yalnız kontrol etti; ama şimdi ise biz karşılık da vereceğiz.” Trump’ın vereceği “karşılığın” ne denli işe yarayacağı ayrı bir tartışma konusu ama ABD’nin Trump’la birlikte, ABD ekonomisinden yola çıkarak krizi yenmeye çalışacağı ortada. ABD, rezerv paraya sahip olmasının avantajını da kullanacak... Doların değerini yukarıda tutarak bunu yapıyor ve sermayeyi kendisine çekerek kontrol etmeye çalışıyor. Ama bunu sürekli yapamaz. Artık herkes gibi ABD de gereksiz değerli parayı yüksek faizle kendisine çekip iç finansmanını sağlayamaz. Trump’ın yakındığı iki şey var. Birincisi, niye paranızın değerini düşük tutuyorsunuz diyor; ikincisi, biz size gümrük vergisi uygulamıyoruz, siz bize niye bunu yapıyorsunuz diye yakınıyor. O zaman ABD’nin de dış ticarete konu olan mal ve hizmetlerde dünyayla rekabet edip, devasa açıklarını böyle kapatması gerekiyor. Artık dolar basarak bunu kapatamaz.

Panik yapma!

Trump, bundan dolayı da Clinton ve Obama döneminde yapılmış tüm ticaret anlaşması taslaklarına ve hazırlıklarına da karşı çıkıyor. Yeni bir dünya ticaret ve para düzeni istiyor aslında... Eskisinin geçerli olmayacağını, Çin gibi ülkelerin eski sistemi güçlendikçe ABD’nin elinden alarak kendi lehlerine çevireceğini biliyor. Aslında Trump’ın karşı çıktığı bu “eskiye” Türkiye de karşı çıkıyor. Türkiye’de AB ile olan Gümrük Birliği dahil olmak üzere, eski ticaret ve para sistemine karşı çıkıyor ve burada ciddi bir reform istiyor.

Bunu istemekle de ne kadar haklı olduğumuz her geçen gün ortaya çıkıyor. İşte İtalya referandumu... Başbakan’ın istifasıyla sonuçlanan referandum, AB’yi beklenen sona bir adım daha yaklaştırdı. AB’yi kontrol eden zengin kuzey ile giderek fakirleşen güney devletleri arasındaki uçurumu, bu sonuç, daha da derinleştirecek ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu yeni bir birlik ihtiyacını da ortaya çıkartacak. Bu sonuçtan sonra Türkiye ile müzakereler değil, AB’nin kendisi donmuştur... Panik yaparak kendimizi “kaybedenler” kazanına atmazsak, Türkiye’nin önü açıktır.