Özbekistan notları ve stop-loss mekanizması...

Bu yazıyı Özbekistan’ın başkenti Taşkent’ten yazıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse, gezilerde yazmayı pek tercih etmiyorum. Bu sefer de atlamayı planlamıştım. Ancak Taşkent’i görünce vazgeçtim. Oldukça düzenli, çok temiz ve yemyeşil bir şehir. Bağımsızlıktan sonra, Sovyetler'den kalma altyapının üzerine, tarihi ve kültürel mirası da koruyarak, örnek bir şehir olarak sanki yeniden doğmuş Taşkent...

Ancak, Bağımsız Devletler Topluluğu içinde yer alan diğer Orta Asya ülkelerinin başkentleri gibi, yalnız “görüntüyü” kurtaran bir şehir değil burası. Dijital panolarla süslü gökdelenlerin aksine, ağaçlandırılmış geniş bulvarlar ve parklar başkentin temel örgüsünü oluşturuyor.

Ancak işin önemli yanı, bu görüntünün Özbekistan’ın yeni yolunu anlatması.

Şöyle ki, bağımsızlıktan sonra İslam Kerimov dönemi, Özbekistan’ı, Sovyetler dönemi kadar olması da, yine de dış dünyaya kapalı tutmuş.

Yeni İpek Yolu’nun birçok açıdan merkez ülkesi olan Özbekistan, değerli yer altı kaynaklarını ve müthiş coğrafi konumunu ticarileştirmek ve çok kutuplu dünyada aktif olarak yer almak için köklü adımlar atmamış. Ancak, Kerimov’un hayatını kaybetmesinden sonra Aralık 2016’da yapılan seçimlerde işbaşına gelen yeni Cumhurbaşkanı Şevket Miriziyonev’le birlikte ülkede yeni bir dönem başlamış.

Değişimin birikimi...

Bugün bizce Miriziyonev dönemi, üç önemli tarihsel birikimi arkasına alıyor ve bunları tümden reddetmiyor. Birincisi, Sovyet döneminin her alanda kapsamlı kalkınma ve yeniden inşa etme -modernleşme- perspektifi; ikincisi, Kerimov döneminin, görece ulusalcı, kapsayıcı ve istikrarlı büyüme çizgisi ve yeni dönemin, bu kapsayıcı büyümeyi baz alan, dışa açılarak büyüme ve kalkınma perspektifi...

Özbekistan ekonomisi, Kerimov döneminde de yüzde 10’lara yaklaşan istikrarlı bir büyüme temposunu yakalamıştı. Özellikle 2000-2010 yıllarında gayri safi yurt içi hasıla düzenli olarak artarak, on yılın sonunda, iki katına çıkmış.

Bu büyüme oranı yıllık olarak yüzde 7-8 arasında bir enflasyon üretmiş. Tabii bugün Özbekistan’ın en büyük sorunu, ihracatçı sanayi işletmelerinin, genç ve dinamik nüfusu karşılayacak sayıda ve nitelikte olmaması. Bunun için de birçok Özbek vatandaşı iş için dışarıya gitmek zorunda kalıyor.

Dünyanın en büyük pamuk üretim potansiyeline sahip olan ülkede, devlet bu potansiyelini değerlendirmek için, pamuğun hammadde olarak, dışarıya ihracatını, bunun için, tercih etmiyor. Pamuğu hammadde olarak işleyip, ürün olarak ihraç edecek sanayicilere de, arazi temininden başlamak üzere, hatırı sayılır teşvikler var.

Altın madenlerinin zenginliğiyle de tanınan Özbekistan, hiç şüphesiz ki yeni dönemde bu potansiyelini finans piyasalarını derinleştirmek ve altın ticaretinden daha fazla pay almak için de kullanacaktır.

Rusya ile gümrük birliği avantajının üzerine, yeni İpek Yolu'nun, hem enerji hem de ticari geçişlerdeki kilit ülkesi olma konumunu da eklerseniz, Özbekistan’ın önümüzdeki on yıl içindeki büyüme potansiyelini ve kalkınma hamlesinin kapsamını tahmin ederseniz.

Güldürü bitiyor!

Benim burada söylemek istediğim şu; önümüzdeki on yıl, güçlü başkanlık sistemleriyle yönetilen ve dışa hızla açılan Asya ülkelerinin on yılı olacak. Hatta 21. yüzyılın siyasi ve ekonomik konturlarını bu ülkeler belirleyecek. Enerjinin, beşeri sermayenin, doğal kaynakların ve ticaretinin kaynağı, Pasifik'ten başlayarak Türkiye’de son bulan coğrafyalar olacak. Beşeri sermaye de, teknoloji de, pazar da, doğal kaynaklar da burada çünkü. Bu yeni durum, dünyanın üretim ve teknoloji merkezinin Batı'dan Doğu'ya kaymasına yol açacak. Hatta kültür ve ideolojilerin yeni merkezleri de Pekin’den İstanbul’a gelen büyük yol üzerindeki Doğu başkentleri olacak. Zaten şimdilerde bu sürecin tam ortasındayız.

Böyle olunca, Batı’nın ilk Sanayi Devrimi'yle başlayan ama krizlerle ve savaş politikalarıyla iğdiş edilen, ilk halinden bile koparak, gerçeklerle hiç örtüşmeyen ve kocaman ideolojik yalanlara dönüşen iktisat ve maliye politikaları sizce geçerli olur mu? Olmaz tabii. Stop-loss mekanizması ile ülke ekonomisi yönetmenin sonuna böylece gelmiş olduk... Bakın, bu “stop-loss” mekanizması çok önemlidir, bunu bir öğrenin, iktisat adına, başka bir şey öğrenmenize gerek yoktur. Çok temel bir trader anlatısıdır bu stop-loss mekanizması.

Ricardo, Smith, Keynes ve diğerleri bunu bilseydi oturup hiç o koca kitapları yazmazlardı. Maliye politikasını da, para politikasını da buraya bağlarsınız, biter! Özetle, şöyle: “Giren sıcak para çıkmasın, 'onlar' dur demeden biz dur diyelim, ekonomide frene basalım. Maliye de, frene bassın, o da ne kadar faiz dışı fazla verirse o kadar başarılı olur, aman sıcak para çıkmasın, sıcak paranın esiri olalım” Neyse ki dünyanın her yerinde bu güldürü bitiyor.

Biz de 24 Haziran’da başkanlık sistemine tam anlamıyla geçerek, resmen dünyanın yeni merkezinin belirleyici ülkesi olma doğrultusundaki en güçlü adımı atıyoruz.