Türk Akımı ve darbe yürüyüşlerinin ekonomi-politiği

Bu hafta sonu Türk Akımı projesinin temelleri resmen atılacak. Türk Akımı Rus doğal gazını Karadeniz bağlantılı olarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştıracak bir enerji nakli projesi... Ancak, Türk Akımı’na yalnızca bir enerji projesi olarak bakamayız. Türk Akımı, öncelikle yine Türkiye merkezli olarak inşa edilen Güney Gaz Koridoru ile birlikte değerlendirilmelidir.

Enerjinin petrol, doğal gaz olarak Avrupa’ya ulaşması, enerji tedariki, işletimi ve bunun sonucunda doğacak mali zenginlik, aynı zamanda, bir siyasi egemenlik pozisyonudur. Çünkü bu enerjiyi, ticarete ve bunun sonucunda bir sermaye gücüne dönüştürenler, yalnız bir ekonomik güç elde etmezler, bununa birlikte, siyasi güç elde ederler ve buna bağlı olarak bu enerji bölgelerinin siyasi yapısını belirlerler. Bütün bu büyük coğrafyanın son iki asırlık siyasi tarihinin büyük bölümü, bir noktada, enerji alanlarının ve enerji ticaretinin paylaşılması, ele geçirilmesi tarihidir.

Avrupa-Atlantik hattı

Avrupa’nın enerji güvenliği ve sorunsuz, uygun maliyetle istediği kadar enerji tedariki, yalnız Avrupa’nın politik ve iktisadi güvenliğinin en önemli parametresi değildir. Bu sorun, aynı zamanda, ABD’nin Atlantik ötesi güvenliği sorunudur.

Geçen ay bu dünyaya veda eden, ABD devletinin en önemli stratejistlerinden Zbigniew Brzezinski, Avrupa’nın genişlemesini, ABD’nin Atlantik ötesi güvenlik sisteminin büyütülmesi süreci olarak da tanımlar. Nitekim AB genişlemesi evrelerine baktığımızda (Bkz: http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/cemil-ertem/ab-neden-dagilma-surecinde--2439737/) bunu çok açık olarak görürüz. AB’nin ülke egemenliklerini kabul ederek genişleme süreci, doksanlı yılların başından itibaren dağıtarak küçültme ve uydulaştırma olarak devam ettirilmiştir. Bu da Almanya’nın önderliğinde ama ABD’nin, Atlantik ötesi güvenliği çerçevesinde, onayıyla olmuştur. Yugoslavya’nın parçalanmasını Brzezinski, “Balkanlaştırma” olarak tanımlamış ama aynı süreci Avrasya Balkanları dediği coğrafyada da öngörmüştür. “Büyük Satranç Tahtası” kitabında, Avrupa’da Balkanlar kelimesinin etnik çatışmalar ve bölgesel güç rekabetini çağrıştırdığını ve bu anlamda Avrasya’nın da kendi Balkanlar’ının olduğunu açıkça yazar.

Avrasya Balkanları’nı bir dikdörtgen olarak tanımlar ve bu dikdörtgenin içine, Güneydoğu Avrupa, Orta Asya ve Güney Asya’nın bir kısmı ile Basra Körfezi ve Ortadoğu’yu koyar. Yani bütün enerji kaynaklarının olduğu, Hazar, Irak, İran, Doğu Akdeniz havzası, Türkiye, Mısır ve en kuzeyde Kazakistan Avrasya Balkanları’nı oluşturur.

Brzezinski bu kitabı, Avrupa’da “Balkanlaştırmanın” sonuçlandığı, Yugoslavya’nın parçalandığı 1996-1997 yıllarında yazmıştır.

Bu kitaptaki tezler, hâlâ Pentagon’un Atlantik ötesi güvenlik paradigmasını oluşturmakta ve bütün stratejiler -darbeler, iç savaşlar, darbe teşebbüsleri ve bunlara bağlı diplomasi- bu strateji temelinde şekillenmektedir. Şimdi yeniden kitaba dönelim; Brzezinski, Avrupa Güvenliğinin Kritik Merkezi olarak da bir harita belirler. Bu harita, bugün olan bitene ışık tutmaktadır.

Bu harita da İspanya-Fransa sınırından başlar ve Fransa’yı içine alarak Almanya, Polonya, Ukrayna’yı bitirerek Rusya’ya varır. Bu hattın tarihi de ilginçtir. Hitler, bu hattı takip ederek Polonya üzerinden Rusya’yı işgal etmeyi düşünmüştür. Ve bu hat, Pasifik Asya’dan Avrupa’ya ulaşacak ticari -kuzey- yolları da kapsar.

Şimdi olana bakalım; Rusya, Türk Akımı ile Ukrayna’yı atlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşıyor ve Atlantik “güvenlik” hattını Türkiye-Rusya birlikte baypas ediyorlar. Öte yandan, TANAP’ın belkemiğini oluşturduğu Güney Gaz Koridoru (GGK) ise Hazar Denizi kaynaklarını Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye (ana kara) üzerinden Avrupa’ya götürüyor. Ama bununla da kalmıyor; GGK, hem İran hem de Doğu Akdeniz ve Doğu Akdeniz’de İsrail’in ulaştığı kaynakları ticarileştirecek yegâne hat. Yani iki enerji hattı, Türk Akımı ve GGK, kuzeyde Avrupa-Atlantik güvenliğinin “kritik merkezlerini” (Brzezinski;97), güneyde ise yine Batı’nın kolayca uydusu olan (Mısır gibi) ya da istikrarsızlıkla uydulaştırılan (Irak gibi) ülkeleri baypas ediyor.

O zaman, bütün bu coğrafyada (Türkiye dâhil) iç savaş senaryoları, darbe teşebbüsleri eksik olur mu; olmaz. 15 Temmuz’un yeni versiyonları, yeni Gezi arayışları her zaman gündemde olacaktır. Çünkü Atlantik ötesi Avrupa ve Avrasya güvenliği (siz bunu doğrudan sömürüsü diye okuyun) ABD için tehlikeye giriyor. Üstelik buraya Çin’in “tek kuşak-tek yol” projesini de eklersek bu da Atlantik tarafının ticaret yolları ve ticaret düzeni hegemonyasına son veriyor.

Böyle olunca, bu bölgeden uğursuz-karanlık senaryolar ve tertipler eksik olur mu? Tabii ki hayır. Ama bütün bunlara bu bölgenin milletleri, kendi kaynaklarına, kendi siyasetlerini oluşturarak sahip çıkacaklar ve cevap verecekler.

Tabii ki bu hafta sonu temeli atılacak Türk Akımı da önemli bir cevaptır.

Bütün bu hikâyeden sonra sözüm ona ana muhalefet(!) partisi “liderini” kimlerin yürüttüğünü de anlıyoruz değil mi?