Türkiye tezlerinde ısrar edecek!

Salı akşamı ABD Savunma Bakanlığı’nın “Suriye Demokratik Güçlerini”ne (ağırlığını PYD/YPG ve PKK’nın oluşturduğu yapı) ağır silah verilmesi ve bu gücün Rakka operasyonunda kullanılmasını Trump’ın onayladığını açıklamasından sonra TL dolar karşısında değer kaybetti. Pentagon’un bu açıklaması piyasalarda olumsuz karşılandı çünkü bu açıklamadan beklenen ABD-Türkiye ilişkilerinin olumsuz etkileneceğiydi. Böylece bu olumsuzluğun ekonomiye de kalıcı olarak sirayet edeceği fiyatlandı.

Ancak Türkiye’nin ulusal güvenliğine ve çıkarlara yönelik terörist tehditlere karşı, nereden gelirse gelsin, her türlü tedbiri almaya devam edeceği çok açıktır. Türkiye buradan asla ödün vermeyecek ve geri adım atmayacaktır.

Evet, bir önceki yüzyılda ABD’nin, Türkiye’nin hemen yanı başında, Türkiye’nin benimsemediği bir adımı atması Türkiye’nin, küresel düzlemde, ekonomik pozisyonunu kökten sallardı. Zaten böyle durumlarda Türkiye’de ABD’nin istediği çizgiye gelir ve mesele çözülürdü. Ama şimdi ikisi de olmayacak Türkiye, burada ABD’nin yanlış yaptığını söyleyecek ve hiçbir zaman bu çizgiye gelmeyecektir. Çünkü “ABD’nin geçmişte buna benzer aldığı tek taraflı hatalı kararların yol açtığı olumsuz sonuçlar herkesin malumudur.” Dolayısıyla, ABD, bölgede teröre dayalı geçici çözümlerin bir çıkmaz sokak olduğunu yaşayarak öğrenecektir.

İktisadi sonuçlar...

Öte yandan, Türkiye’nin tezinde ısrar etmesini de ekonomi açısından ele alacak olursak; bunun, çok açık olarak, bölgenin kaynaklarını ve bölgenin ekonomik potansiyelini değerlendirmede farklı yaklaşımlara bağlı bir çıkar çatışması olduğunu yazabiliriz. Dolayısıyla, Türkiye’nin orta ve uzun vadede ekonomik açıdan olumsuz etkilenmesi ancak kendi çıkarları yerine, ABD’nin çıkarlarını gözü kapalı olarak kabul etmesiyle olur.

Eğer Türkiye hemen sınırları dibinde bir terör yapılanmasına izin verirse bu, her şeyden önce, ekonomik istikrara bir tehdittir. Başkan Trump, bunu Türkiye’deki ABD’li yatırımcılara sorsun. Örneğin, ABD’nin en büyük bankalarından birinin bölge merkez ofisi İstanbul’da... Onlara bir sorsun bu meseleyi mesela.

İkincisi bölgenin pazar dinamikleri ve enerji kaynaklarının değerlendirilmesinde Türkiye artık asıl oyuncudur ve buradan vazgeçmeyecektir. Ayrıca, Türkiye’nin burada olmamasının anlamı bölgenin pazar dinamiklerinin ve enerji kaynaklarının dünya ekonomik çevriminin dışında kalması anlamına gelir. Tamam, buradan Türkiye yararlanamaz ama Türkiye yararlanamazsa hiç kimse yararlanamaz. Üstelik Türkiye’nin burada olmaması halinde Türkiye’nin enerji ve pazar olarak, çok farklı alternatifleri vardır. Kafkasya-Hazar, Doğu Akdeniz, Türk Akım’la Rusya alternatifleri halen işletilmekte olan enerji geçişleridir.

Tam da Trump’ın PYD ve aparatlarına ağır silah verilmesini onayladığı günde

Atlantik Konseyi Küresel Enerji Merkezi Kıdemli Uzmanı John Roberts, AA muhabirine şu açıklamayı yaptı: “Türk Akımı Projesi hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın enerji güvenliğe büyük katkısı olacaktır. Ayrıca, “Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin (TANAP) Avrupa bölümünü oluşturacak Trans Adriyatik Doğal Gaz Boru Hattı (TAP), 10 milyar metreküplük ek kapasiteye sahip olacak. TAP, 2020’de işletmeye alındığında bu ek kapasiteyi sağlayabilecek tek kaynak Türk Akımı’nın ikinci hattına gaz tedarik edecek Gazprom olabilir.”

Bu, Rusya kaynaklarının da Güney Gaz Koridoru’na (GGK) ortak olması anlamına gelir. Dolayısıyla, Rusya’nın GGK’nın tamamlayıcısı olması ve Türkiye ile buradaki işbirliği Azerbaycan’dan başlayarak Kafkasya’da yeni bir birliğin enerjiden başlayarak filiz vermeye başlaması demektir.

Tek yol Türkiye...

Referandumdan önce bu sayfada şunları yazmıştık: “Eğer 16 Nisan’da Türkiye’de istikrar ve demokrasi evet oylarıyla kazanırsa, Avrupa’nın Almanya ile birlikte faşizme dönen eski yüzü de ilk raundu kaybetmiş olacak. Bunun iktisadi olarak anlatımı şudur: Pekin-Londra-İstanbul odaklı yeni bir küresel sistemin ilk adımı atılmış olacak ve yeni pazar ve enerji düzeni bu kapsamda ortaya çıkacak. Çin’in “tek kuşak-tek yol” mega projesi başta olmak üzere, uzak Asya limanları ve ticaret merkezleri öncelikle Doğu ve Güney Avrupa’ya Türkiye üzerinden bağlanacak. Aynı durum enerjide de söz konusu.

Bugün Avrupa’nın doğal gaz tüketimi 600 milyar metreküp civarındadır. Bunun ancak 200 milyar metreküpünü kuzey Avrupa üretiyor. Yani AB, 400 milyar metreküpünü ithal etmek zorunda. 2030 yılında AB’nin doğal gaz tüketimi 760 milyar metreküpe varacak. Nükleer santraller kapanırken doğal gaz ihtiyacı buna bağlı olarak da artacak. Bu durum AB’nin 600 milyar metreküp doğal gazı her yıl ithal etmek zorunda kalması demek. Bu doğal gaz da AB’ye -gelecekte- iki temel hattan gelecek. Birincisi, Kuzey Türk Akımı, ikincisi de Güney Gaz Koridoru. Güney Gaz Koridoru, yalnız Hazar gazını kapsamıyor, Doğu Akdeniz kaynakları da buraya dahil olmak zorunda. Bu durum, İsrail’in siyasi ve ekonomik konumunu da değiştirecek bir dinamiktir.

Şimdi devam edelim; Türkiye’de “evet” kazandı; sistem istikrar yönünde değişti. Bölgenin ve Avrupa’nın enerji arz-talep dinamiğini ötesi pazar ve yeni ticaret yapılanmasını Türkiye belirleyecek. İngiltere bu çok önemli değişimi okudu ancak ABD hâlâ okuyamadı ama biz Washington’un Londra’dan sonra geldiğini biliyoruz.