Yeni hükümet ve bir krizin ekonomi-politiği

Yeni hükümetin açıklanması ve Rus uçağının sınır ihlaline bağlı olarak düşürülmesi aynı güne denk geldi. Böyle olunca 64. Hükümet, beklendiği gibi, gündemin tek ve en hararetli başlığı olmadı. Salı günü Ankara’da bu durumdan şikâyetçi olan bir hayli fazla Ankaralı gazeteci vardı; yani en azından benim konuştuğum gazeteci arkadaşlar bu “talihsiz” çakışmadan yakınıyorlardı.

Ben ise Rus uçağı meselesi olmasa bile yeni hükümetin pek öyle derin analizler yapılacak bir değişimi yansıttığını sanmıyorum. Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı halkın seçtiği tarihten itibaren belirlediği yolu, bu hükümetle birlikte, derinleştirerek devam edecek.

Ekonomide hiç şüphesiz ki yeni bir hikâyeye ihtiyacımız var; yeni bir büyüme ve kalkınma yolu, ekonominin her alanında ve ilgili kurumlarda gerekiyor. Burada eskinin devamında ısrar, yalnız bu ısrarı yapanlara değil, Türkiye’ye hatta bölgeye kaybettirir. Türkiye, 2012 ilk çeyreğinden itibaren patinaj yapıyor, Orta Vadeli Program öngörüleri ve buna bağlı olarak şekillendirilen para ve maliye politikaları, Türkiye’yi 2019’a taşıyacak ve içinde bulunduğumuz küresel siyasi ve ekonomik krizi aşmaya yetecek perspektifi ve araçsal donanımı sağlamıyor.

Bize göre bütün bu bakış açısının ve araçsal donanımın gerek kurumlar düzeyinde gerekse ilgili bakanlıklar düzeyinde değişmesi, yenilenmesi gerekiyor.

Bu konuya döneceğiz ama şu Rusya meselesiyle devam etmek istiyorum.

‘Planlı provokasyon’

Uçağın düşürülmesinden sonra Rusya tarafından gelen en önemli açıklama Lazkiye’nin Hmeymim askeri üssüne S-400 füze ve S-300 hava savunma sistemlerinin yerleştirileceği idi. Bizzat Putin’den gelen bu açıklama, Suriye iç savaşının esasında bir Lazkiye ve Doğu Akdeniz savaşı olduğunu da bize anlatıyor. Çok ilginçtir; Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, Dışişleri Bakanımız Çavuşoğlu ile yaptığı görüşme üzerine açıklama yaparken, uçağın düşürülmesini planlanmış bir provokasyon olarak niteledi. Ben aslında Lavrov’un tam burada “yavuz hırsız” gibi davrandığını düşünüyorum. Rusya, o bölgede uzun bir süredir, Türkiye tarafından ilan edilmiş angajman kurallarını çiğnemeye dönük uçuşlar yapıyordu. Yani Lavrov’un söylediğinin tam aksine, düşen uçak Rusya tarafından feda edilen bir uçaktı ve Rusya -eninde sonunda- bir uçağının o bölgede Türkiye’nin angajman kurallarına çarpacağını ve kriz çıkacağını biliyordu.

Çünkü bunu, Lazkiye’ye çöreklenmek için ve Lazkiye’yi Akdeniz’e bakan bir Rus üssüne dönüştürmek için istiyordu. Rusya’nın Ukrayna ve giderek Kırım ısrarında Karadeniz’deki stratejik Odessa ve Sivastopol limanlarının çok büyük payı vardır.

Odessa ve Sivastopol limanları, Rusya’nın Karadeniz üzerinden Akdeniz’e açılımını sağlıyor ve bu stratejik limanlar, kuzey enerji geçişlerinin de üzerinde. Adeta bizim İskenderun ve Ceyhan limanlarının tam karşısında ama Karadeniz’deki bu iki stratejik limanı Akdeniz’de yalnız İskenderun tamamlamıyor.

Lazkiye savaşı

Lazkiye’nin askeri ve ticari olarak kontrolünü sağlayan üç önemli ve stratejik adımı atmış olur; birincisi Doğu Akdeniz’de kanıtlanmış ve enerji dengesini değiştirecek büyüklükteki doğal gaz kaynaklarına ortak olur; ikincisi Rusya’nın Avrasya Birliği için elzem olan Akdeniz ticari geçişlerini kontrol eder; üçüncüsü, askeri olarak, Akdeniz, Türkiye ve Ortadoğu’da da İsrail-Filistin’e uzanan bölgede müdahil olur; daha doğrusu, bütün bu bölgelerde ciddi bir tehdit unsuru olur. Şunu görmek gerekiyor; Rusya’nın -daha doğrusu Putin’in- rüyası olan Avrasya Birliği’nin yeni bir Rus İmparatorluğu olarak var olması için Rusya’nın, kuzeyde Ukrayna üzerinden Karpatlar ve Avrupa’ya erişmek ve buradaki pazarları ele geçirmesi elzemdir; güneyde ise Halep ve Lazkiye üzerinden orta koridor ticari geçişlerini ve Doğu Akdeniz kaynak ve geçişlerini kontrol etmesi şarttır.

Şimdi bütün bu gerçekler ortadayken, eğer Rus uçağı planlı olarak düşmüşse, bunu planlayan Türkiye değil, Rusya’dır.

Ekonomi etkisi

Peki yine bütün bu durumu veri olarak kabul edersek, buradan Türkiye-Rusya ilişkilerinin giderek bozulacağı sonucu çıkar mı; bunu söylemek çok indirgemeci ve Türkiye’nin konumunu ve gücünü -potansiyel olarak da- görmeyen bir yaklaşım olur.

Rusya, bütün bu amaçlarına Türkiye ile uzlaşarak daha kolay varabilir ama tabii mesela böyle olunca Avrasya Birliği, bu durumda bir yeni Rusya İmparatorluğu olmaz. Türkiye’nin de birçok alanda dahil olacağı yeni bir ekonomik birlik olarak ortaya çıkar.

Bütün bunlara bağlı olarak da biz Türkiye-Rusya arasındaki ekonomik ilişkilerin çok fazla yara alacağını sanmıyoruz. Buradaki herhangi bir kısıt, Türkiye kadar Rusya’ya da zarar verir. Örneğin doğal gaz kozunu Rusya, Ukrayna örneğinde olduğu gibi kullanamaz.

Doğal gaz ithalatı uzun vadeli kontratlar ve yüksek maliyetli boru hatlarıyla yapıldığından, bütün diplomatik krizlerin Türkiye ile Rusya arasında doğal gaz problemine dönüşmesi çok zordur. Türkiye’nin bu alandaki kozları, orta vadede, çok daha fazladır.